.: Ünsal Çetin

Türkiye’nin Derin Özelleştirmesi

Kentsel dönüşümün Türkiye ekonomisinde çok kritik bir ‘yapısal dönüşüm’ anlamına geldiğini ilk ifade edenlerden birisiyim (I). Bir orijinallik iddiam yok. Esasen yaptığım şey, kısaca ifade edecek olursak, Hernondo de Soto’nun Sermayenin Sırrı isimli kitabındaki (II) fikirleri bizim şehirlerimizin gelişimine uygulamaktı. Kentsel dönüşüm ile “ülkenin gayrimenkul varlığının hukukî bir mülkiyet hakları zeminine kavuşmasını” sağladığımızı, bu sayede “kredi işlemlerinde teminat gösterilebilir, ‘âtıl kalmayan’ bir ekonomik kaynak birikimine” yol açtığımızı dile getirmiştim. Ayrıca “orta ve uzun vadede kayıt dışı ekonomiyi kayıt içine alacak, vergi tabanını genişletecek bir dönüşüm” olduğunu da eklemiştim.

Daha sonra The Economist’in (III) ve Tim Worstall’ın (IV) benimle örtüşen değerlendirmelerini görünce kendimi bu konuda daha az yalnız hissettim. Bununla birlikte, şehirlerimizde artan inşaat faaliyetinden kaynaklı endişeleri de Nisan 2015’te ele almış (V) ve şu değerlendirmeyi yapmıştım:

“2003 sonrası büyümemiz ne tamamen reel kaynaklı ne de tamamen parasal yapaylıktan ibaret. Verimlilik normunun öğütlediği bütünüyle reel kaynaklı bir ekonomik gelişmeye sahip olmadığımız ortada. Şu an ekonominin sağlıklı büyüme kaynakları parasal (para politikası kaynaklı) tahrifata karşı bir mücadele vermekte. Benim iddiam o dur ki, reel büyümenin boyutları, şu ana kadar, yapay canlanmanın üstünden silindir gibi geçememiş olsa da, onu bastıracak kadar da güçlü.”

En nihayet, bu kanaatimi daha geniş bir ekonomi politikası analizi olan “Türkiye’nin 2002 Sonrası Büyük Moderasyonu” isimli çalışmamda (VI) tekrar ettim. Söz konusu çalışmamda, inşaat sektöründe fazla bir sermeye birikimine işaret eden bazı somut göstergelere karşın, “ekonomik bünyemizin reel büyüme kaynakları TCMB’nin ürettiği yapay büyüme kaynağına galebe çalmaktadır ve baskın güç hâlen özel sektörün piyasa disiplini ile çalışarak üretkenliğini artırma gayretidir” şeklindeki bir sonuca ulaştım. Bilhassa da, ‘Beklenen ve Gelmeyen Kriz’ başlığı altında bu sonucumu makroekonomik bir bağlamın içinde gerekçelendirmeye çalıştım.

Türkiye’nin 2002 sonrasında AB Tanımlı Genel Yönetim Borç Stoğunun GSYH’ya oranını %40’ın altına çekmesini finansal planda yapılan en büyük özelleştirme olarak adlandırmam mümkündür. Kentsel dönüşüm sürecimizi ise, 2016 Liberal Düşünce Kongresi’nde ifade ettiğim gibi (VII), sessiz ve derinden yapılan en büyük özelleştirme olarak görüyorum. Kentsel dönüşümün orta ve uzun vadede devasa bir kümülatif/birikimli etki doğurarak, Türkiye’de piyasaların, özel sektörün genişlemesi ve kamu hizmetleri kalitesinin artmasına destek sunacak büyük bir doğru olduğunu düşünüyorum. “Yasal mülkiyete sahip olmadıkları için, ticarî anlaşmazlıklara mahkemelerde çözüm arayamayan” büyük bir kayıt dışı sektörün hukukî çatı altına alınması, elbette mafya çeteleri ve tefeciler için kötü haber olabilir ama, Türkiye için gayet sevindirici bir haber.

Uzun vadede orta sınıfların genişlemesi ve zenginleşmesi için çok doğru bir adım attığımız ortada. Kentsel dönüşüm, ekonomimizin sağlıklı büyüme kaynakları yapay büyüme kaynaklarına karşı üstünlüğünü muhafaza ettiği müddetçe, 2002’den bu yana süren kapsayıcı ekonomik büyüme eğilimimizi güçlendirecektir. Kentleşme ve kentlerin genişlemesi üzerine daha önce ifade ettiğim gibi, bu süreci bir liberal demokrat ekonomist olarak destekliyorum ve önemle takip ediyorum. Ve sanırım bir sosyal demokrat olsaydım da desteklerdim, çünkü;

“Şehir çevresindeki yeni ve nispeten daha ucuz konutların varlığı hem kent merkezi hem de kent çevresindeki konutların fiyatlarını nispeten düşük tutar. Şehirlerin genişlemesini engellemek konut sahipliğinin bir zümre için adeta imtiyaz olarak kalması ve orta sınıfların konut sahipliğinin engellenmesi anlamına gelirdi. Kentlerin tarihinin gösterdiği gibi, ancak büyüyen şehirlerin varlığı durumunda, gelir seviyesinde üst basamaklara tırmanmaya başlayan kesimler için konut sahipliği katlanılabilir maliyet seviyelerinde gerçekleşir. Yani, kentleri merkezlerine hapsetmenin alternatif maliyeti daha düşük bir konut sahipliği oranıdır. Kentlerimizin çevreye yayılmasına karşı çıkan solcu elitlerimiz, toplumun dar gelirli üyelerinin aleyhine bir durumu savunduklarının farkında bile değil görünüyorlar” (VIII).

Tim Worstall’ın Türkiye ile ilgili yaptığı değerlendirmeye ikincil öneme sahip bir şerh düşmem gerekiyor. Onun “mülkiyet hakları işleri değiştirir” şeklindeki asıl değerlendirmesine, Türkiye bağlamındaki iddiasının esasına tamamen katılıyorum. Ancak Worstall şehirlerimizin bu nispî refah ve temizliğine katkı sunan bir sebep olarak siyasî rekabetin rolüne değinmemektedir. Türkiye’de gayri resmî konut sahipliği çoğu yerde belediye hizmetlerinin sunulması için bir engel teşkil etmedi. Belediye hizmetleri kalitesindeki artış seçmeni ikna etmeye yönelik rekabetin de bir sonucu olarak doğdu ve gelişti.

Bütçe rakamlarının altı aylık eğilimi veya enflasyon oranının son üç aydaki dalgalanmaları gibi güncel ve gündelik ekonomik konular da kesinlikle önemli. Ancak bu konularda yazarken ve konuşurken bütün ekonomik hikâyenin kısa vadeli eğilimler olduğu yanılgısına da düşülmemeli. Sanırım, kentsel dönüşümün ekonomist de Soto’nun paradigması açısından arz ettiği önemin bu ülkede bu kadar az konuşulmasının sebeplerinden birisi kısa vadeli gündeme adeta esir olmamız. Diğeri de, genel olarak, liberal ekonomik paradigmadan nasiplenmemek, hatta ondan haberdar bile olmamak şeklindeki entelektüel tutumumuz. Belki de ‘anti-entelektüel’ tutumumuz demeliydim.

Türkiye geçen 15 yılda yaklaşık 15 milyon kişiyi yeni kentli ve orta sınıf nüfusuna ekledi. Gelecek on yıllarda orta sınıf kentli nüfusun refah seviyesinde devasa artışlara yol açabilecek bir adımı belki de çok farkında, bilinçli olmadan da olsa atıyoruz. Liberal paradigmanın bize öğrettiği üzere, toplumlar böyle büyür ve gelişir. Yavaş yavaş ama uzun vadede önemli değişim ve dönüşümleri doğuracak, önceden planlanmış olmayan, evrimci adımlarla.

Referanslar

(I) Ünsal Çetin, “Beton Üretmek Sorun mu?”, Yeni Yüzyıl, 11.11.2015, http://www.hurfikirler.com/beton-uretmek-sorun-mu/

(II) Hernando de Soto, Sermayenin Sırrı: Kapitalizm Batıda Zaferler Kazanırken Diğer Yerlerde Neden Başarısız?, Liberte Yayınları, Mart 2005, https://liberte.com.tr/sermayenin-sirri (Kitabın yeni baskısı yakında yayınlanacaktır).

(III) Special Report, “Turkey: Urban Development, the Lure of the City”, The Economist, 04.02.2016, http://www.economist.com/news/special-report/21689875-turkeys-urban-centres-are-modernising-double-lure-city

(IV) Tim Worstall, “The Thing Turkey Got Absolutely Correct – Cities and the Work of Hernando de Soto”, Forbes, 17.07.2016, https://www.forbes.com/sites/timworstall/2016/07/17/the-thing-turkey-got-absolutely-correct-cities-and-the-work-of-hernando-de-soto/#1dc73af33680A, Türkçesi için http://www.hurfikirler.com/turkiyenin-kesinlikle-dogru-yaptigi-sey-sehirler-ve-hernondo-de-sotonun-kitabi/

(V) Ünsal Çetin, “Bir Gayrimenkul Balonumuz Var mı?”, Yeni Söz, 27.04.2015, http://www.hurfikirler.com/bir-gayrimenkul-balonumuz-var-mi/

(VI) Ünsal Çetin, “Türkiye’nin 2002 Sonrası Büyük Moderasyonu”, Haziran 2016, Liberal Düşünce Topluluğu, http://www.liberal.org.tr/sayfa/turkiye-nin-2002-sonrasi-buyuk-moderasyonu,686.php

(VII) Liberal Düşünce Kongresi 2016, http://www.liberal.org.tr/sayfa/2016ldk-dan-one-cikanlar,666.php

(VIII) Ünsal Çetin, “Altyapı Yatırımlarında Piyasa Disiplini”, Hürfikirler, 18.03.2017, http://www.hurfikirler.com/altyapi-yatirimlarinda-piyasa-disiplini/

Ayrıca bakınız...

Sozyalizm Eşitlik mi kölelik mi

Sosyalizm: Eşitlik mi kölelik mi?

“Din, dil, ırk, cinsiyet ve siyasî görüş farkı gözetilmeksizin bütün insanlar eşittir”. Birlemiş Milletler İnsan ...