.: Harun Kaban

Geçme Muhannet Köprüsünden, Ko’ Su Aparsın Seni

Dört yıl önce, “Suriyeliler geldikleri yere dönsün” caniliği ilk başladığında, Reyhanlı’da bir grup Suriyeli “geldikleri yer”e dönerken yazmıştım Hanzala’nın hikâyesini… Bir grup Suriyeli “Geçmem muhannet köprüsünden ko su aparsın beni / Yatmam bu çakal yatağanda aslanlar yesin beni” deyip sınırdan evlerine dönerken, minik bedeninin iki katı bir bavulu çekerek giden küçük bir bebenin fotoğrafını suratıma edilmiş ağır bir küfür olarak alıp yazmıştım o yazıyı can acısıyla.

Aradan çok zaman, köprünün altından çok su geçti. “Suriyeliler geldikleri yere dönsün” zalimliğiyle mücadele edemedik. En yakınlarımıza dahi kısmen sirayet eden bu zalimliğe mahcup cevaplar verdik, kimi zaman sert konuştuk kimi zaman alındık, kırıldık ama sonuç olarak “toplumun geneline mal edilemeyecek” bu zalimliği toplumun marjinal bir kesimine hapsedip, bu tavrı kamu vicdanında mahkûm edemedik.

Hiç kimse kalkıp “biz misafirperveriz, toplumun geneline bunu teşmil etmeyelim” demesin, bu zalimlik toplumda hâkim tavra dönüştü, bu tavra tepki vermek toplumun marjinal bir kesimine hapsoldu.

Sakarya’daki vahşet göz göre göre geldi. Toplumda zehirlemedik tek bir alan dahi bırakmayan Fetullahçı fitne birkaç hafta içinde, hangi stratejinin ürünü olduğunu bilmediğimiz bir şekilde pompalandı ve sonuçta bu vahşet ile sarsıldık.

Yasemin Abayhan bu konuda söylenebilecek en can yakıcı şeyleri HürFikirler’deki yazısında söyledi. O yazı sosyal medyada çokça paylaşıldı ve arkadaşlarımızın paylaşımları altına gelen yorumlarda gördük ki, bu vahşetin dahi vicdanını titretmediği insanlar var ve halen Fetullahçı fitnenin argümanlarını hiç akla gelmeyecek versiyonlarla çoğaltıp pişkin pişkin yazabildiler. Yine HürFikirler yazarı Arda Akçiçek, yazısında “eman” dileyen insanlara nasıl zalimleştiğimizi gayet güzel özetledi.

Kendi vicdanımdan hasıl olan hassasiyetlerimin çevremde büyük oranda paylaşıldığını sanıyordum, bunun böyle olmadığını kısa sürelik memleket ziyaretinde anladım. En iyi niyetli insanların bile, benim canhıraş bir şekilde sıraladığım onlarca argümana karşı bir tane Fetullahçı fitne argümanıyla mukabele ettiğini görünce, ne yalan söyleyeyim, vicdan mücadelesinde çok büyük oranda kaybettiğimizi düşünmeye başladım.

Sosyal medyada artık daha az yazıp çizmeye başladım, daha doğrusu yazıp yazıp, sonra bir yere değmediğini gördüğümden yazdıklarımı silip paylaşmaktan vazgeçtim. Kabul edelim, Fetullahçı fitnenin ihanetini bertaraf edemedik, kabul edelim o efsane misafirperverliğimiz, o yüce “namus” anlayışımız, o sonsuz “Anadolu irfanı” Sakarya’da duvara tosladı.

Yakından bildiğim tanıdığım, canla başla Suriyeli kardeşlerimizin dertlerine koşan derman olan insanların kolu kanadı kırıldı.

Hasıl-ı kelam, Suriye’de bombadan, ölümden kaçan insanlar “gelelim mi?” dese, verecek cevabım artık yok. Kabul edelim, Muharrem Temiz’in güzel söylediği o güzel türküdeki “muhannet” biziz.

Kadir Mevlam senden bir dileğim var
Beni muhannete muhtaç eyleme
Eğer muhannete muhtaç eylersen
Akan deryalara gark eyle beni

Muhannetin suyu dolayı akar
Aktığı yerleri sel olur yıkar
İyilik etmeden başına kakar
İşte böylesine muhtaç eyleme

Muhannetin sözü zehirden oktur
Lûtfuna kerem et insafı yoktur
Sol gözün sağ göze faydası yoktur
Sağ gözü sol göze muhtaç eyleme

emani

Ayrıca bakınız...

Sozyalizm Eşitlik mi kölelik mi

Sosyalizm: Eşitlik mi kölelik mi?

“Din, dil, ırk, cinsiyet ve siyasî görüş farkı gözetilmeksizin bütün insanlar eşittir”. Birlemiş Milletler İnsan ...