.: Ünsal Çetin

Finans Merkezi Olmak İçin

Türkiye ‘gerçekten’ bir finans merkezi olabilir mi? Olmasının faydaları bu kadar net ve ortada iken, neden halen bu yolda işe yarayacak adımlar atamıyoruz? Finans merkezi olmak için yapılabilecek somut reform listesi nedir?

Türkiye’nin potansiyelinden bahseder dururuz yıllardır ve yıllardır. Aynı anda pek çok şey olmak isteriz. Olabilecek iken hep potansiyelden bahsetmek ama somut adımlarla ilerleyememek zihniyet dünyamıza ait sorunlardan birisi.

Finans merkezi projemizin İstanbul’daki harika bir gayrimenkul projesi olarak kalmaması için ve daha önemlisi, ülkemizin yapısal finansman sorununun önemli ölçüde geride bırakılması için somut önerilerim aşağıdaki gibi. Dünyanın mevcut finans merkezlerini dikkate aldığımızda, bu önerilerin hepsinin tek bir hamlede gerçekleştirilmesi gerekiyor. Türkiye, tekrar vurgulayalım, eğer gerçekten finans merkezi olmak istiyorsa, daha ötesini hedefleyip, kendisini finansal bir serbest bölgeye dönüştürmek zorunda.

  • Para politikası kurala dayalı hale getirilmeli: Taylor Kuralı bize enflasyon, yani hararet olmadan ekonomik büyümeyi sağlayabilecek bir normdur. (Hali hazırda, gevşek para politikası ile enflasyonu düşürmeye çalışıyoruz. Bu yanlıştan ne kadar erken dönsek ülkemiz için kazançtır).
  • Maliye politikası kurala dayalı hale getirilmeli: Orta ve uzun vadede iç ve dış borçların tamamen ödeneceği, devletin ödünç verilebilir fonlar üzerindeki tesirine son verecek şekilde denk bütçe kuralını benimse ve gerçekleştir.
  • Devlet bankaları (VakıfBank dâhil) özelleştirilmeli: Hali hazırda devlet bankaları kredinin politik tahsisinin bütün sakıncalarına yol döşemektedir. Bu kurumlar, Hazineden aktarılan kaynaklarla kârlı görünmelerine rağmen, özünde 90’lardan çok farklı olmayan bir şekilde halen toplum için birer zarar makinesidir.
  • Faizden alınan bütün vergiler kaldırılmalı: Mevduat, kredi, borçlanma senetleri, türev işlemler olsun, bütün vergiler ilga edilmeli.
  • Finansal baskıcılık niteliğindeki bütün regülasyonlar iptal edilmeli: Bankacılık ürün ve hizmet fiyatlarını kontrol niteliğindeki bütün düzenlemeleri silinmelidir. Faiz oranlarının ve diğer finansal göstergelerin ağzını kapatmamalı; bize gerçeği söylemelerini asla engellememeli.
  • Bürokratik hiçbir denetim ve disiplin serbest piyasanın kâr ve zarar disiplininin yerine geçemez. Bankalara Merkez Bankacılığın Babası ama birinci en iyi tercihi serbest bankacılık olan Walter Bagehot’un kuralını gözü kapalı uygulayacağını kesin bir şekilde taahhüt etmek gerekiyor. İflas eden finans kurumlarının iflastan kurtarılmayacağını, sadece ‘müflis olmayan ama likidite sıkışıklığı içindeki’ kurumlara nihai kredi mercii kolaylığından faydalanma hakkının verileceğini garanti etmeli.
  • Finans sektöründe kurumlar vergisi ilga edilmeli: Yabancı bankaların ve yerli yeni bankaların piyasaya girişini engellememeli.
  • Bankalara ek olarak, finansal kiralama, faktöring, sigorta şirketlerinin ve mutlaka İslami Finans kuruluşlarının da bu çerçevenin içine alınması gerekir.
  • Bankacılık yasal mevzuatı sadeleştirilmeli: Örneğin Banka Kartları özelinde ayrı bir yasaya gerek yoktur. Ticaret Kanunun genel hükümleri özelinde çözülebilecek her sorun için ayrı ayrı yasa çıkarmamalı.
  • Ülke olarak, genele yaygın benimsemiş olduğumuz finans karşıtı zihniyeti terk etmeli. Üniversitelerde Avusturya Okulu ve Şikago Okulunun finans paradigmasında çalışmalar yapacak kürsüler kurulması bu açıdan büyük fayda sağlayabilir.

Tek başına potansiyel; ülkenin eşi benzeri olmayan konumu, demografik yapısı, tarihi-coğrafi zenginlik bizi kolay yoldan müreffeh kılmıyor. Son yıllarda fazla kapasite ile inşa edilmiş olduğu iyice açığa çıkan altyapı yatırımlarımız bunun bir yansıması. Ne yazık ki, Hazine garantileri gibi devletçi bir uygulama ile Yap-İşlet-Devret projelerinde serbest piyasa disiplininin dışına çıkıldı. Bu fazla kapasite yine de yeni ve cesur reformlar için birer fırsata dönüştürülebilir. Ancak, rekabet ve daha canlı bir ekonomi bu projelerin halkın sırtına maliyet yüklemesini engelleyebilir. Örneğin dünyanın en büyük hava limanı ve atıl kapasite ile çalışan diğer hava alanları yöneticilerimizin uçak biletlerini vergiden muaf tutmaları ve yurtiçi hatlara yabancı hava yollarının girişini teşvik etmeleri gibi çözümleri akla getirebilmelidir.

Bu önerilerin hayata geçirilmesi ile ateşlenecek ekonomik aktivitenin devletin kasası, halkın cebi, işletmelerin yeni yatırımları için arkadan itekleyen büyük bir rüzgâr estireceği açıktır. Çok daha hür ve müreffeh bir ülke örneğin sanat ve kültürde, bilimsel ilerlemedeki potansiyelimizin hareketlenmesini sağlar. Örneğin dünyanın tartışmasız en zengin, en çeşitli arkeolojik varlığına sahibiz. Turizm gelirlerine bunu yansıtmak ve halen toprak altındaki eserleri insanlık mirasına dâhil edebilmek için de, Finans Merkezi gibi ateşleyici projelere ihtiyacımız var.

Rekabeti artırmanın her sektörde işimize yarayacağı açık. Finans sektöründen başlamak ise bu ülke için en uygun olanı.

İlgili başka yazlar:
Finansal Baskıcılık Çözüm Değil