.:

Yalçın Akdoğan – Türkiye’nin ‘Kılıçdaroğlu sorunu’

Türk siyasi tarihine baktığımız zaman kısa zamanda Kemal Kılıçdaroğlu kadar nitelemeye, lakaba, yakıştırmaya muhatap olan başka bir genel başkan göremeyiz. Kılıçdaroğlu, ‘Gandi Kemal’ lakabı üzerinden bir imaj üretimiyle vizyona girdi. El sıkan, halka karışan sıradan bir kişi görüntüsü vererek tüm siyasetini ‘halkla ilişkiler faaliyeti’ne indirgedi. Politika yoksunluğu genel siyasetinin yolsuzlukla mücadele etrafında dönmesine sebep oldu.

Kılıçdaroğlu’yla ilgili yorumlar, yakıştırmalar ilk günden aldı başını gitti. Kimisi ‘çarkçı’ dedi, kimisi ‘tornistan Kemal’ dedi, kimisi ‘çakma Gandi’ dedi, kimisi ‘memur Kemal’ dedi. Kılıçdaroğlu’nun daha yolun başındayken üzerine yapışan yakıştırmalar ‘dönmek, çarketmek, zigzag yapmak’ oldu.

Bunların bir kısmı rakiplerinin kasıtlı yakıştırmaları olarak görülebilir. Ancak bu etiketlemelerin önemli bir kısmı Kılıçdaroğlu’nun hal ve hareketleriyle, söylem ve tavırlarıyla ilişkiliydi.

Kılıçdaroğlu’nun kısa siyasi sicili ‘tutarsızlık’larla, ‘u dönüş’leriyle dolu.

U dönüşü siyaseti

İlk ‘u dönüşü’nü genel başkan olmadan yaptı. Önce aday olmayacağını söyledi, ertesi gün adaylığını açıkladı. “Dersim’de analar ağlamadı mı” diyen arkadaşına, önce “gereğini yapsın” dedi, ardından konunun kapandığını söyledi. -Açılım konusunda prim yapmak, dikkat çekmek isteyen Kılıçdaroğlu önce “genel af” dedi, ardından partisinden yükselen tepkileri görerek çarketti. “Başörtüsü” konusunda iddialı laflar etti, Başbakan’ın ‘hadi buyrun’ çıkışının ardından topu taça attı. Halkçı göründüğü günlerde aldığı pahalı gömleğin parasını kendisinin verdiğini söyledi, fiyatı sorulunca fatura başka yerden çıktı. Referandum öncesinde Başbakan’ı havuzlu villayla sıkıştırmaya kalktı. Başbakan’ın oturduğu yerin kira olduğu, Kılıçdaroğlu’nun ise havuzlu villa yaptırdığı ortaya çıktı. Değişim görüntüsü vermek için ‘yeni CHP’den bahsetti. Tepki gelince kastının yeni CHP yönetimi olduğunu söyledi. Statükocu kanada karşı kendisini demokrasinin ve değişimin temsilcisi gibi gösterdi, çarşaf liste yerine blok listeye döndü.

Kılıçdaroğlu’nun siyaset tarzı ilk günden dökülmeye başladı. Çünkü siyasette ‘tutarlı olmak’, ‘dik durmak’, ‘sözünün eri olmak’ büyük önem taşır. CHP lideri ilk günden itibaren sabah başka, akşam başka konuşan bir siyasetçi görünümünde. Kılıçdaroğlu’nun yalpa yapmasında elbette hazırlıksız olması kadar, partisine hakim olamamasının da etkisi var. CHP lideri doğru olacağını düşünerek bir adım atıyor, ardından gelen tepkiler karşısında hemen geri vitese takıyor. Oysa biliyoruz ki, büyük liderler satranç oyuncusu gibi birkaç adım sonrasını da hesaba katar. Ortaya koyduğunuz siyasi tavrın, sergilediğiniz tutumun uzun soluklu olması, akşamdan sabaha değişmemesi gerekir.

Kılıçdaroğlu’nun sorunlu olan bir yanı da üslubu. CHP lideri bir genel başkan gibi, bir siyasetçi gibi değil, sorgu hakimi, savcı, müfettiş gibi davranıyor. Sorular soruyor, cevaplar istiyor, iddialar ortaya atıyor. Hem de bunu öyle yapıyor ki, yer gök inliyor. Öyle küçük olayları çok büyük bir hadise gibi takdim ediyor, öyle eften püften meseleleri diline doluyor ki, insanlar olayın gerçek mahiyetini görünce şaşkınlık yaşıyor. Kılıçdaroğlu ‘habbeyi kubbe’ yapıyor, bir çağı kapatıp yeni bir çağ açacakmış gibi konuşuyor. Ağzını doldurarak büyük laflar ediyor, ama söylemlerinin içi boş, iddiaları asılsız çıkıyor. İddiaların asılsız çıkması bir yana, söyleminde kullandığı konular çok ufak, çok ayrıntı, çok önemsiz… Bir genel başkanın gündemine gelmeyecek önemdeki meseleler üzerinden yüksek siyaset üretmeye çalışıyor. Kayseri’de geçici bir işçinin ürettiği Ergenekon senaryosunu bütçe konuşmalarının en önemli siyaset hamlesine dönüştürmeye çalışıyor. Doğrusu bu durum, bir vizyonsuzluk, sığlık ve çapsızlık algısı üretiyor. Böyle bir konu hükümeti sarsacak bir yolsuzluk dosyası olarak takdim edilebilir mi?  Davası olmuş bitmiş bir dolandırılıcılık hikayesi, ulusal siyaseti yerinden oynatacak bir yolsuzluk hamlesi olarak kullanılabilir mi?

Habbeyi kubbe yapıyor

Kılıçdaroğlu’nun hatası öncelikle önemsiz konuları seçmesidir. İkinci olarak haksız ve mesnetsiz dosyalara dayanmasıdır. Üçüncüsü bunu Başbakan’a çok büyük sorular soruyormuş gibi yöneltmesi, sorgu hakimi gibi davranmasıdır. Dördüncüsü, saçmalıklarına hemen cevap beklemesidir. Beşincisi ise cevabını alınca yüzünün kızarmaması, kubbe yapacak yeni bir habbe arayışına girmesidir. Kılıçdaroğlu, hangi düzeyde nasıl bir iş yaptığını bir türlü anlamamaktadır. Kamuoyu ise artık bu iddiaları istihzayla karşılamakta, dalga geçmeye başlamaktadır. Türkiye’nin böyle bir gündeme mahkum edilmek istenmesi büyük bir talihsizlik olarak görülmektedir.

Kılıçdaroğlu’nun başka bir özelliği, attığı çamurlar ardından gereken cevabı alınca pişkinlik yapması, bir şey yokmuş gibi davranmasıdır. Örneğin Başbakan’ın İsviçre bankalarında 8 hesabı olduğu iddiasına öyle bir yapıştı ve gündeme getirdi, Başbakanı istifaya davet etti ki, sert cevabı alınca topu Wikileaks’e atarak işi pişkinliğe vurdu. Ardından Başbakan’a sorular sordu, yolsuzluk ithamında bulundu. 28 Şubat sürecinde dönemin İstanbul valisinin Başbakan’a yazdığı söylenen bir mektuptaki suçlamaları gündeme taşıdı. Geçmişte Baykal’ın kullandığı bu argümanın ona büyük faturalar ödettiğini öğrenince ve anında cevabını alınca suskunluğa büründü. Konuyu bir daha açmadı, çıkıp özür de dilemedi. CHP lideri sadece bir ileri iki geri yapmıyor, aynı zamanda büyük cakayla gündeme getirdiği konularda baltayı taşa vurunca hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor. Kılıçdaroğlu’nun bu tür asılsız iddiaları gündeme taşıması, bunlar üzerinden siyaset yapması, söylemlerinde tutarlılığı gözetmemesi, bir inandırıcılık sorunu üretmeye başlıyor.

CHP’nin düzeyi…  

Kılıçdaroğlu’nun temel stratejisi, hükümeti yolsuzluk iddialarıyla itibarsızlaştırmak, halkın gözünden düşürmek. Bu bir yöntemdir. Kılıçdaroğlu’ndan CHP tabanının beklediği ortaya bir politika koymasıdır. Siyaseti somut politikalar üzerinden yapamayanlar bu tür hamlelerle işi idare etmeye çalışırlar. Yolsuzluk mücadelesi vermek siyasi bir yöntem olabilir, ancak bir partinin siyasi perspektifi buna indirgenemez. Eğer yolsuzluk mücadelesi verdiğiniz muhatabınız hükümet ise, o zaman bu çapta, bu evsafta, bu düzeyde konuları ele almanız gerekir. Siyasi konularda hazırlıklı olmayabilirsiniz, bir düşünceniz, öneriniz de olmayabilir, ancak madem yolsuzluk dosyası üzerinden siyaset yapacaksınız o zaman bunları iyi hazırlamalısınız. Düzeyi elbette her parti kendisi belirler, ama düzey düşük de olsa, bunun da hakkını vermek gerekir. Düşük profilin bile hakkını veremezseniz, kendi klasmanınızda bile başarısız olursunuz.

Kılıçdaroğlu ciddi memleket meselelerini komisyona havale ediyor. Kürt meselesi, başörtüsü meselesi vs komisyonlara havale edildi. Keşke Kılıçdaroğlu, yolsuzluk iddialarını da önce komisyonlara havale edip onların ciddi bir çalışma yapmasını bekleseydi…

Türk siyaseti uzun zaman muhalefet sorunu, sol sorunu, CHP sorunu yaşadı. Anlaşılan bir süre de Kılıçdaroğlu sorunu yaşayacak…

Star-Açıkgörüş, 20.12.2010