.: Berk Ünlü

Yabancıların nezaketi – Sokakların soğuk acımasızlığında hayatta kalmak

Sayısız rüyanın gerçekleştiği veya gerçekleşmeye yaklaştığı bir şehrin sokaklarında evsiz kaldığınızda rüyalar ve hayaller size nasıl yaklaşırlar? Üstelik soğuk, kar, yağmur, açlık da vardır. Bunlarla ne kadar mücadele edebileceğiniz hayatta kalıp kalamayacağınızı belirleyecektir. Tüm bu sınavlardan geçmek için çelik gibi bir iradeye sahip olmak gerekmez mi? Eğer öyleyse bu meziyetlerde bir insan neden sokaklarda kalkmak zorunda kalır? Bir yol bulamaz mı kendisini daha güzel bir yere götürebilecek? Belki de hayatta kalmak o kadar basit değildir. Bu yüzden sokakların soğuk yüzü sizi içine çekebilir.

Bir de çocuklar var üstelik. Onlara kayıp hayatlarınızı nasıl anlatırsınız? Yavaş yavaş olan biteni anlamaya başlayan çocuklar bunlar üstelik. Keskin merakları ve zekaları ile kötülüklerin onların üzerine yıkılmakta olduğunu kavrıyorlar. Bir anne ise elindekilerle onlara bunları belli etmek istemiyor. Gerçek anneliğin içinde bunlar da var herhalde. Gerçek anneliğin içinde sokakta kaldığınızda çocuğunuza tatilde olduğunuzu anlatmaktan da geçebiliyor. Böyle bir annenin hâlâ hayata gülümseyebilmesinin zorluğunu ve keskinliğini anlayabiliyorum. Ben o annenin yerinde olsaydım nasıl davranırdım ve hissederdim? Ayakta kalabilir miydim? Evsizlerin içtikleri çorbadan içtiğimde, içtiğim şey beni hayata mı tutundururdu ölüme mi götürürdü?

Acımasız ve kötü bir babanın kurbanı olmayı çocuklar hak etmezler. Neden bir tanrısallık çocukları bundan koruyamıyor? Neden çocuklar ruhlarının içine işleyen acımasızlığı yaşamak zorunda kalıyorlar?

Dondurucu soğuğun içinde çocukların ellerinden tutup sıcak, güvenli ve mutlu bir yerde tutmak da insanın vicdanına iyi gelecektir. Hayatta bunu da yaşamak varmış demek sonucu, karşınıza çıkar. Dış dünyada doğru bir baba ortaya çıkabilir. Annenin ve çocukların yaralarını sarabilir. Dışarısı ve sokaklar, acımasız bir babadan daha iyi olabilir. Bir babanın kurbanı olarak yaşamak zorunda kalan çocukların sessizliklerine bürünmüş bir sokakta kar yağıyorsa, yağan karı belki de olduğu haliyle bırakmakta fayda vardır.

İyiliğin nereden geleceğini tam olarak bilemez miyiz? Galiba biraz böyle. Dünya karşınızdaymış gibi hissederken bir yumuşak ses ortaya çıkabilir. Bir sıcak yatak kötülükleri tersine döndürmeye çabalayabilir. Böyle olmasını istiyorsunuz siz de işte, anneye ve çocuklara bakarken. Bir restoranın normalliğinden normal yaşamlar çıkıyorsa eğer yaşam için sakin umutlar devam ediyordur. İsterseniz en acımasız yerde olun bir şekilde umut, sakinlik, sıcaklık ve huzur ortaya çıkabilir. Bunu sağlayan kurtarıcılara teşekkür mü etmek gerekiyor?

Beceriksiz bir insan olmayı kim ister? Beceriksizlik içinde soğukta donmak üzere iseniz ne yapmanız gerekir? Öylece asfalta uzanıp ölmeyi beklemeyi mi? Elinizden başkası gelmiyorsa? İşte biraz da böyle beceriksiz çocuğun hikâyesi. İyilik sever tanrının cömertlikleri diyelim mi biz buna? Bundan ne olur ki? Onları bu durumda bırakanın da tanrı olduğu sonucu ortaya çıkabilir ve bu biraz da olsa içimizi burkabilir.

Hastanede şifa bekleyenlere yardım etmek yabancıya yardım etmek midir? Herkes birbirine biraz yabancı değil midir? İşte o da yabancılara iyiliği seçiyor. Yabancıya iyilik yapmak ne oluyor? Sadece sıcak bir yer ve sıcak bir yemek mi? Sanki bundan daha fazlası gerekiyor. Öyle olmasını görmek istiyorum ben. Üstelik kendilerine yardım etmeye başlamaları o insanların belki de hepsinden önemli. Kendine yardım edebilenin karşısında en acımasız sokaklar da olsa, o sokaklar o kimseye, hiçbir şey yapamaz. Peki hiçbir şey demeyelim, çoğu şey diyelim. Bir kilisenin içinden çıkan iyilik havası olsun onlar da. Dünya biraz daha güzel olsun böylece.