.: Harun Kaban

Ya aşağıdaki dağcıysak n’olacak?

Önceki yazıda “Erdoğan nefreti”nin insanları ne hale getirdiği üzerinde durmuştum. O yazıda daha çok “nefret eden”lerin halinden yola çıkarak, düştükleri durumu göstermeye çalışmıştım. Bu yazıda ise bu nefret halinin genel tartışma ortamına ne yaptığı konusunda birkaç şey söyleyeceğim. Aslında pek niyetim yoktu ama söylediklerini önemsediğim, sağduyusuna güvendiğim bir arkadaşım “neden yazmıyorsun?” deyince, en azından kendi entelektüel tarihime not düşeyim diye yazmaya karar verdim. “Neden yazmıyorsun?” sorusuna “Gerek var mı?” şeklinde cevap veriyordum ama bazen malumu ilan etmek gerekiyor, Gezi olayları sırasında polis şiddeti meselesinde yaşamıştık benzer bir durumu. Ben polis şiddetini kınadığımı söylemeyi dahi zûl sayarken polis şiddetini kutsadığımı filan söyleyen ilke abidesi tipler türemişti. Bana “liberalin liberale propagandası” gibi gelse de bazen mahalle baskısı filan demeden, üslup bilmezleri debelendikleri çamurda bir kenara bırakıp samimi insanları dikkate alarak “bazı cümleleri kurmak” gerekiyor.

***

Sadede gelelim.

Twitter’a erişimin engellenmesi süreci, öncesinde ve sonrasında oluşan ortam nedeniyle bir kayıkçı kavgası şeklinde geçti, o mesele kısmen kapandı ama meseleden bağımsız “ruh hali” devam ediyor. Mevzu “tape çılgınlığı” ile bağlamından sapmıştı fakat Başbakan Erdoğan’ın “twitter mwitter kökünü kazıyacağız” dediği akşam twitter’a erişimin engellenmesi tartışmayı bambaşka bir yere taşıdı. İki durumun da tevili hiçbir şekilde mümkün değil. Fakat bu kayıkçı kavgasından sıyrılırsak, aslında tartışmanın bambaşka bir boyutta devam etmesi gerekiyor.

***

Temel ve Dursun idam edilecek, son istekleri soruluyor. Dursun “Anamı görmek istiyorum” diyor. Temel’e soruluyor son isteğin nedir diye, cevap: “Dursun anasını görmesin”. Şimdi n’olacak? Durum bir dilemma ortaya çıkarıyor. İki istek de bir idam mahkumunun son isteği, iki istek de teorik olarak eşdeğer ve biri diğerine tercih edilemez.

Bebek bekleyen bir çift… Baba çocuğun alınmasını istiyor, anne ise çocuğu doğurmak istiyor. Kararı nasıl vereceğiz? Kimin isteği uygulanacak. Ebeveyn olarak annenin veya babanın istekleri eşdeğer, hangisinin kararını neye göre dikkate alacağız?

Siyam ikizi sahibi bir aile… Bir tercih yapmak zorundalar, ikizler hayatına devam edemiyor, durum sadece birinin yaşamasına elverişli; eğer biri ölürse diğeri yaşayabilir fakat diğer türlü ikisi de ölür. Hangisinin yaşayacağına nasıl karar verilecek? Diyelim birini seçtik, diğerini öldürmüş olmuyor muyuz? Eğer seçim yapmazsak ikisinin birden ölümüne sebep olmuyor muyuz? Ya da bu ikizlerin bebek değil yetişkin olduğunu düşünün, karar nasıl verilecek? Bir karar verildiğinde, kardeşlerden biri diğer kardeşin ölümüne sebep olmuş olmayacak mı? *

***

Bu mesele çözülmüş değil. Ciddi bir tartışma. Çatışan “temel haklar” söz konusu olduğunda ne yapacağız? Verdiğim örnekler yaygın vak’alar değil fakat tartışmanın artık neredeyse günlük hayatımıza giren bir yönü var: İfade hürriyeti ve kişilik hakları veya son twitter tartışmasında olduğu gibi ifade hürriyeti ve özel hayatın gizliliği karşı karşıya sık sık geliyor. Bu durumda ne yapacağız?

Çözüme dair net bir öneri mümkün görünmüyor, farklı bakış açılarından çeşitli öneriler getirilebilir.

Mesela Temel ve Dursun’un durumunda Temel’in isteğinin pek de ahlaki olmadığından yola çıkarak isteğini değiştirme hakkı tanıyabiliriz, ısrar ederse onun isteğini reddedebiliriz; Dursun’un isteği bir şarta bağlı değil ama Temel’in isteği Dursun’un isteğine bağlı vesaire…

Belki bir “denge”den söz edilebilir. Mesela siyam ikizleri konusunda, biri diğerine göre daha az gelişmişse yada organların yapısından dolayı, operasyon sonrası bir kardeşin hayatını devam ettirebilme oranı diğerine göre daha fazlaysa o tercih edilebilir fakat bu çözüm de ahlaki tercihi sorgulanır olmaktan çıkarmaz.

Bazı durumlarda böylesi bir dengeden de bahsedilemiyor. Mesela, kürtaj konusunda ebeveynlerin farklı düşünmesi durumunda, anneye çocuğun babasından babalık haklarına dair bir beklentide olamayacağını kabul etmesi şartıyla belki annenin isteği öncelenebilir, çünkü doğum yapacak olan, en azından bebeği bedeninde taşıyan annedir, dolayısıyla istekler arasında bir dengeden bahsedeceksek annenin isteği daha ağır basabilir. Fakat çocuk büyüdüğünde ne olacak? Burada kararı anne ve baba veriyor fakat işe bir de üçüncü kişi müdahil oluyor. Bu mesele ceninin hak ehliyeti açısından da tartışılabilir (daha çok kürtaj tartışmalarına giriyor fakat orada da böyle bir çatışan haklar durumu sözkonusu).

Dolayısıyla çözüme dair önerilerde genellikle “her vaka özel olarak ele alınmalı” şeklinde şerhler söz konusu ve esasen gördüğünüz gibi mevzu derin.

Peki biz neredeyiz?

İki dağcı, tırmanış esnasında kayıyorlar ve güvenlik ipi ikisini birden taşıyamıyor, ancak birini taşıyabilir. Üstteki dağcı ipi keserse kurtulacak ama ipi kesmezse ikisi de ölecek. Dağcı ipi keserse arkadaşını öldürmekten mi yargılanacak yoksa hayatını korumak zorunda olduğu dikkate alınarak, zorunluluk hali bulunduğuna mı hükmedilecek?

Bizim durumumuz biraz buna benziyor.

Twitter’da bir kadının izinsiz olarak görüntüleri yayınlanıyor, diğer yandan twitter tümden kapatılıyor. Birçok veçhesi var ve her biri bir diğerine eşit derecede… Herkesin savunması da aynı “ipi kesmesem ikimiz de ölecektik” şeklinde.

Fakat nedense herkes kendini “üstteki dağcı” olarak düşünüyor ve “ipi kesen” olarak görüyor.

Nefreti bırakıp tartışmaya başladığımızda bir şeyi fark edeceğiz:

Ya aşağıdaki dağcıysak n’olacak?

 

— 

 

* Nereden estiğini hatırlamıyorum ama yaklaşık bir yıl önce “çatışan haklar” meselesine kafa yormuştum, Türkçe literatürde pek bir şey bulamadım ama İngilizce birkaç makaleye rast gelmiştim (bu örnekler o makalelerden aklımda kalanlar) sonra nedense peşini bırakmışım. Şimdi makaleleri de hatırlamıyorum. Kaynaklardan ben haberdar olmayabilirim, eğer kaynak öneren olursa, tartışmanın haberdar olmadığım kısmından beni haberdar eden olursa memnun olurum.