Tarih neye yarar?

“Tarih tekerrürden ibarettir”, “İbret (ders) alınsaydı tarih tekerrür eder miydi!” gibi sözler geçmişin devamlı kendini tekrarladığını ifade eder. Gerçekten öyle midir? Tarih aynı olayların tekrar tekrar vuku bulmasından ibaret midir? Tarih insanlara bir şey söyler mi? Tarihe bakarak geçmişi tam olarak anlamamız, geleceği okumamız, tahmin etmemiz mümkün mü?

Tarih disiplini son yıllarda büyük ilerleme kaydetti. Herşeyden önce ufkunu genişletti, sınırlarını yaydı. Eski tarihçiliğin dar kalıplarını kırdı ve sadece yıllarca üzerinde odaklanılmış (büyük savaşlar, tarihî şahsiyetler, siyasî vakalar gibi) olayları aşarak insanla ilgili herşeyi inceleme alanına aldı. Bu gelişme önemli eserler veren parlak bir tarihçi neslinin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı.

Son zamanların parlak tarihçilerinden biri bazı eserleri Türkçeye de çevrilmiş olan Niall Ferguson. İskoç doğumlu Ferguson’un her kitabı ilgiyle ve merakla okunmayı hak ediyor. İnsanı bilgilendiriyor, ufkunu açıyor. Ferguson Uygarlık: Batı ve Ötekiler (çev. Nurettin Elhüseyni, YKY) adlı kitabının giriş bölümünde tarihin anlamı, yararı ve metodolojisi hakkında mühim ve yararlı şeyler söylüyor. Yeni Yüzyıl okuyucularına bunlardan kısaca bahsetmek istiyorum.

Ferguson’a göre kötü ve sistematik olmayan –yani kes yapıştıra ve tekrara dayanan- ders kitapları yüzünden yeni nesiller daha zayıf tarih bilgisiyle yetişiyor. Bunun sebebi ise -o böyle ifade etmiyor ama sözlerinden bu anlam çıkıyor- klasik eğitimden uzaklaşıp eğitime liberal (yeni serbesiyetçi) bir form kazandırılması. Yeni nesiller tarih sırası ve birbirleriyle bağları gözden kaçırılmış olaylarla ilgili kopuk ve irtibatsız bilgiler edinip duruyorlar. Bu, tarihe gereken alâkanın gösterilmesine engel oluyor. Aslında tarihi ihmâl sadece öğrencilere mahsus değil, genel bir durum. Bazen insanlar geçmişle değil gelecekle ilgilendikleri, ilgilenmek istedikleri gerekçesiyle tarihe zaman ayırmaktan kaçınıyorlar.

Oysa, tarihin birden çok okunması olsa da, geçmiş tektir. Gelecek ise tekil değil çoğuldur, yani tek gelecek değil bir dizi gelecekler vardır. Geçmiş artık geride –bazen çok geride- kalmış olsa da, hem bugün yaşadıklarımızı hem de yarın ve ilerisinde bizi nelerin beklediğini anlamak açısından tarih iki sebeple önem taşır. İlk sebep şudur: Mevcut dünya nüfusu (2012 yılı itibariyle) şimdiye kadar yaşamış tüm insanların aşağı yukarı %7’sine tekabül etmektedir. Başka bir hesapla, ölülerin sayısı 14’e 1 ile canlıların sayısını geçmektedir. İnsanlığın böylesine büyük bir çoğunluğunun tecrübesini göz ardı etmek kendimizi riske atmak anlamına gelir. İkinci sebep ise şöyle ifade edilebilir: Hem içinde yaşadığımız zaman hem de yalnızca biri yaşanacak (gerçekleşecek) olan çok sayıda gelecek konusunda tek güvenilir bilgi kaynağımız insanlığın geçmişidir. Tarih sadece geçmişi değil, bu anı, zamanı, zamanın kendisini incelemenin de aracıdır. Bu aracı kullanmamak mutlaka bir zarar tablosu ortaya çıkartır.

Ferguson, tarihin büyük önemine işaret etmekle beraber sınırlamaların varlığını da vurgulamakta. İlk tespiti haylı ilginç ve korkarım -en azından bazı- tarihçileri kızdıracak mahiyette. Özellikle bilim fetişizminin ortalığı kasıp kavurduğu ve neredeyse herkesin bilimin sarsılmaz ve tartışılmaz otoritesinden rant sağlamaya çalıştığı zamanımızda. Ferguson’a göre, tarihçiler bilim insanı değildir. (Şüphe yok ki bundan tarihin bir bilim olmadığı sonucu da çıkar). Tarihçiler güçlü ve güvenilir yetenekleriyle sosyal ya da siyasal “fiziğin” evrensel kanunlarını belirleyemezler. Aslında buna asla teşebbüs etmemeleri gerekir. Çünkü binlerce yıla yayılan geçmiş deneyleri tekrarlama imkânı yoktur. İlginç bir anlatımla, “insanlık tarihinin örneklem büyüklüğü birdir.” Diğer taraftan, insanlar bilişsel eğilimle çarpıtılmış bir bilince sahiptir. İnsan davranışlarını kestirmek zordur, ama yine de insanlar evrim sürecinde kendi tecrübelerinden ders çıkarmayı öğrenmiş ve bu adeta içgüdüsel hâle gelmiştir.

Bu şartlar altında tarihçiler ne yapabilir? İki şey. Birincisi, geçmişteki çoğu durum için geçerli olduğu düşünülen “kapsayıcı yasalar” geliştirmektir. Buna bir örnek şu olabilir: Bir siyasî coğrafyada (ülkede) demokrat bir liderin yerine bir diktatör geldiğinde o ülkenin savaşa girme ihtimâli artar. İkincisi ise ölülerin tecrübelerini yaratıcı bir yorumla aktararak onlarla sohbete girmektir. Tarihsel irdelemenin bu iki tarzı tarihin kalıntılarını geçmişe dönük bakışla insanlık hâlini düzene koyan ve aydınlatan bir bilgi ve yorum manzumesine dönüştürmeye imkân verir. Bizi bekliyor olabilecek geleceklere dair her ciddî tahmin geliştirme, öyle veya böyle, bu tarihsel irdeleme prosedürlerinden birine dayanır. Bu yapılmıyorsa, tarih diye okuduğumuz şeyler gazetelerdeki yorum farkıyla aynı kefeye girer.

Ferguson’un tarih ve tarih çalışmaları hakkında söyledikleri gerçekten ilginç ve yararlı. Ülkemizdeki tarihçilerin bu görüşlerden istifade etmeye çalışacağına şüphe yok.

Yeniyüzyıl, 6 Ekim 2018

Bu Yazıyı Paylaşın

BU YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZAR PROFİLİ

SON YAZILAR

bizi takip edin
sosyal medya hesaplarımız

0BeğenenlerBeğen
0TakipçilerTakip Et
1,714TakipçilerTakip Et