.: Yorum Analiz

Tam Kapanma Döneminde Yaşanan Çek Kaosu – Celalettin Cingöz

30 Nisan 2021 ve 17 Mayıs 2021 tarihleri arasında tam kapanma kararı alındıktan sonra genellikle iş dünyasının, sanayicinin, esnafın ve ticaret erbabının büyük kaos yaşamasına neden olan “Çeklerin ibraz süresi ile ilgili düzenleme” yürürlüğe girdi. Bu düzenleme ile ibraz süresi 30 Nisan ile 31 Mayıs 2021 tarihleri arasında olan ve bu tarihler de dahil olmak üzere vadesi gelen çekler ibraz edilmeyecek, 1 Haziran’dan sonra ibraz edilebilecekler. Yapılan düzenlemenin 30 Nisan Cuma günü uygulamaya girmesi ile sabah çek ödemelerinde çok ciddî kargaşa yaşanmaya başladı. Bankaların hesapları müsait olan hesapların çeklerini de ödememesi piyasaları tam anlamı ile kilitledi. Aynı gün Takasbank’ın çek işlemlerini durdurması ve ay sonu olması nedeni ile çekini tahsil edemeyen vatandaş, esnaf ve sanayici tam bir açmaz içinde kaldı.

Tahsil edilecek çekler ile SGK, işçilik, kredi, akreditif, hammadde ödemesi gibi ödemeler de gecikmeye girme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Ayrıca bankaların müşterilerine kullandırdığı çek karşılığı “Çek iskonto kredileri”nin de nasıl ödeneceği hususunda bankalar ile müşteriler arasında tartışmalar yaşandı. Durumun vahametinin tez zamanda ülke çapında ses getirmesiyle birlikte bizzat içinde bulunduğum “İGİAD-Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği” ve iş dünyasının çok sayıda STK’sının feryat figan girişimleri ile aynı gün öğleden sonra bir genelge yayınlandı. Bu genelge ile bankaların ibraz edilecek çekleri kabul etmelerinin, Takasbank’ın takas işlemlerini açmasının önü açıldı. Genelgede, ibraz edilen çeklerin karşılığının olması hâlinde çeklerin ödeneceği belirtildi.

Kaos böylece kısa sürede çözülmüş gibi gözükse de “Turpun büyüğü heybede” misali yan etkileri kısa sürede ortaya çıktı. Öncelikle bankalar, kanunun genelgeden öncelikli olduğunu söyleyerek genelgeyi dikkate almadılar. Daha sonra vadesi gelmiş çeklerin keşidecileri hesaplarında para olmasına rağmen art niyetli bir davranış ile paraları çekip gelir getirici başka enstrümanlar ile değerlendirdiler. Nasıl olsa bir müeyyide uygulanmayacağı rahatlığı içinde, ticari ahlâk kurallarını da hiçe sayarak, piyasaları kilitlediler. Aynı günlerde yayınlanan bir değerlendirmede önceden karşılıksız çek oranı %1-2 arasında seyrederken birden %25-30 arasına çıktığı belirtiliyordu. Şahsen şahit olduğum bir olayda, müşavirliğini yaptığım şirkete yüklü miktar çek ödemesi bulunan bir şirket, şirketimizi arayarak parası olmasına rağmen (tabii ki bankadan çekmiş, kasasında duruyor) çeki haziran ayında ödeyeceğini söylemiş, bunun devlet tarafından kendisine sağlanmış bir hak olduğundan bahsedebilmiştir.

Her durumdan kendine kâr çıkarmayı başarı sayan bankacılık sistemi de ödemelerinde zorluğa düşen müşterilerine karşı ek yükümlülükler çıkartmayı da ihmal etmemiştir. Kaosun artçı sarsıntılarının önümüzdeki günlerde mal ve ürünlere zam, maliyetlerin artması sonucu da enflasyon olarak geri döneceğinden kimsenin şüphesi olmasın. İşin ahlâk boyutu ve ahlâksızlığın teşvik edilmesi de ayrı ve önemli bir konu. Bütün bu kaos hikayesinin bize düşündürdüğü çok şey var. Öncelikle böyle bir karar alınırken kararı alanların iş dünyasından, ticaret ve sanayiden ne kadar uzak oldukları düşündürücü. Ticaretin kendine göre kuralları vardır. Bu kurallara yabancı bürokratların müdahalesi hem içte hem dışta güven sarsıcı sonuçlar doğurur. Ekonomi, ticaret güvenle döner. Vadeli çekler güvenle verilir, alınır. Yoksa böyle anlık müdahalelerin her zaman önümüze çıkacağı zannı ile hareket eden ekonomi dünyasında birkaç puan da risk maliyeti hesaplarına yansıyacaktır. Aslında kâr ettiğini zanneden ve çekini ödemeyen ticaret erbabı da uzun vadede bu zarardan nasibini alacaktır.

Bütün bunlardan dolayı bu tür kararlar almaya teşebbüs edildiğinde çok dikkatli olmak ve piyasanın gerçeklerinden haberdar olarak hareket etmek çok önemli. Umulur ki yaşananlardan buna ilişkin dersler çıkarılmıştır.