.: Bekir Berat Özipek

Müzenin İçi ve Dışı

İki akademisyen arkadaşımla beraber Berlin’deyiz. Türkiye kökenli gençlerle konuşuyoruz. Hepsi birbirinden farklı duyarlılıklara sahip. Ama bir konuda uzlaşıyorlar: Buradaki medyanın Türkiye’ye ilişkin yaklaşımı hiç iyi değil.

Türkiye ile ilgili haberler, İslam ve Müslümanlara dair sorunlu yaklaşımı da içeren bir dizi faktör tarafından belirleniyor.

İslamofobik önyargı ve nefretin medya aracılığıyla sürekli pompalandığına ilişkin kanaatler onlara özgü değil. Bu sorun öteden beri sahiden çok belirgin ve ardı da gelmiyor.

Bazıları çok dolaysız bir anlatımla veriyor İslam ve Müslümanlara dair negatif mesajları, bazıları daha sembolik bir dille ve alt metinlerle. Türkiye ile Rusya arasındaki son krizden Suriyeli mülteciler için ödenecek paraya pek çok konudaki karikatür, geçmişte kaldığını düşündüğünüz tarihsel önyargıları bugüne taşıyor.

Nükseden kötülük

Fırsat bulup yıllar sonra Berlin’deki Holokost Müzesini yeniden ziyaret ediyorum. Geçen yüzyılın başında Museviler için yazılıp çizilen ve onları nefret objesi olarak gösteren yazı ve karikatürler ibret için orada duruyor.

Uyum ve entegrasyon söylemi masum olmayabiliyor; sosyal bilimler de.  “Bir Yahudi Alman olabilir mi?” sorusunun yüz yıl sonra farklı bir kimlik için yeniden sorulduğunu görmek can sıkıyor.

Bir kere niyet bozulmuşsa, “entegre” olduğunuzda da sorun bitmiyor çünkü. Bu kez de “yozlaştırma” olarak görülüyor oradaki varlığınız. “Bizimkilerin sorunu da fazla entegrasyondu” dediğini hatırlıyorum Türkiye Musevi Cemaatinden bir yetkilinin.

Şimdi geçmişin kurbanlarına yapılanları kınamak ve mahkûm etmek zor değil.

Söylemin düzeni değişmiş ve bugün aynı antisemitik önyargıyı taşıyanlar bile çenelerini tutmak zorunda hissediyorlar kendilerini.

Ama o müzeden çıktığınızda başka bir grup insan için yeniden üretildiğini görüyorsunuz o kötülüğün. Anlıyorsunuz ki, 20. Yüzyılın ilk yarısına damgasını vuran acıları üreten zihniyet devam ediyor.

Başka insanlar koyulmuş hedef tahtasında boşalan yere. Holokost Müzesinde sergilenen karikatürlerdeki iğneli fıçıdan çocuk kanı içen çirkin Musevi imajının yerini, inancı gereği masum insanları vahşice öldüren çirkin Müslüman imajı almış. Sömürücü ve tamahkâr olan bu kez, Carlie Hebdo’daki Batılı vergi mükellefinin parasına göz dikmiş karnı burnunda kara çarşaflı Müslüman kadınlar.

Bugün asıl önemli olan

Bu kötülüğe önlem almakta geç kalındığı her an, Müslümanlara yönelik yaşama hakkı başta olmak üzere, ihlaller devam edecek.

Bu yüzden de doğuda ve batıda, adalet ve barıştan yana olan herkesin elbirliğiyle nefret ve ihlal üreten zihniyetle mücadele etmesi gerek.

Tepkisel bir yere savrularak Batıyı ve Batılıları toptan mahkûm etmeden; iyilik ve kötülük arasındaki savaşta her kesimden, her coğrafyadan, adalet ve merhamet sahibi erdemli insanlar olduğunu hiç unutmadan.

Bugün asıl hüner, geçmişin kurbanları için üzülmek değil.

Bugünkü egemen fikirlere, onun içindeki kötülüğe bugün karşı durabilmek. Onun şeytanlaştırdıklarına bugün kol kanat gerebilmek.

Başka utanç müzeleri kurulmasın diye.

Yeni Yüzyıl, 02.12.2015