.: Atilla Yayla

Muhalefetin Erken Seçim Çağrısının Değeri ve Anlamı

Seçim demokrasinin en önemli araçlarından ve göstergelerinden biri. Her seçim hem bir son hem bir başlangıç teşkil eder. Başka bir deyişle, demokratik sistem, teorik olarak, çok sayıda sonların ve başlangıçların rejimidir. Seçimler iktidar partisinin halk tarafından siyasî hesaba çekilerek aklanması veya siyaseten cezalandırılması anlamına gelir. Benzer bir durum muhalefet için de söz konusudur, halk muhalefeti ya iktidara taşır veya daha beklemesi gerektiği mesajını verir. Seçimler seçmenlerin ve onlar üzerinden tüm ülke halkının umutlarını ayakta tutar, tazeler. Seçimler vatandaşların -daha doğrusu seçmenlerin- siyasî sistemin -her anlamda değilse de- bir anlamda efendisi olduğunu gösterir. Elbette burada methi yapılan seçimler genel oy ilkesine dayalı, yarışmacı, sonuç üretme -iktidar ile muhalefete yer değiştirtme- kabiliyetine ve kapasitesine sahip seçimlerdir. Başka bir deyişle tüm seçimler değil sadece ve sadece demokratik seçimler yukarıda kısaca işaret edilen fonksiyonları karşılayabilir. Bu yüzden her demokratik seçim, hangi demokratik aktör kazanırsa kazansın ve hangisi kaybederse kaybetsin, aslında demokrasinin bir zaferidir ve her seçimin memnuniyetle karşılanması gerekir.

Bu çerçevede muhalefetin her vesileyle ve her fırsatta erken seçim talep etmesi bir bakıma Türkiye’de demokrasinin işlediğine inancının bir ifadesi olarak görülebilir. Muhalefet ülkede dürüst ve sonuç verici bir seçim yapmanın mümkün olduğuna, seçimlerin iktidar ile muhalefetin yer değiştirmesiyle -yani kendisinin iktidara gelmesi ve bugünkü iktidarın muhalefete düşmesi ile- sonuçlanacağına inanıyor ki mütemadiyen erken seçim istiyor. Muhalefetin erken seçimi daha çok dile getirmesinin bu inancın daha da kuvvetlenmesine ve topluma yansıtılmasına yol açacağı düşünülebilir. İktidar ise erken seçim çağrılarına seçimi külliyen reddetmek değil zamanında yapılacağını söylemek suretiyle cevap veriyor.

Seçim demokrasinin en önemli parçası olmakla birlikte hükümet sistemlerine bağlı olarak seçimlerin zamanlamasında olağan farklılıklar mevcut. Başka bir deyişle bir erken seçim çağrısının bir parlamenter sistemdeki yeri ve anlamıyla bir başkanlık sistemindeki yeri ve anlamı aynı olmaktan uzak. Erken seçim çağrıları daha ziyade parlamenter sistemde anlamlı ve bazen de gerekli. Buna karşılık başkanlık sisteminde erken seçim çağrısının -çok ama çok istisnai durumlar dışında- aynı anlamı taşıdığını iddia etmek bir hayli zor. Kestirmeden söylemek gerekirse, erken seçim daha ziyade parlamenter sistemlere mahsus bir kurum ve durumdur, başkanlık sisteminde pek karşılığı ve anlamı yoktur.

İki sistemin erken seçim meselesinde birbirinden bu derece farklı pozisyonlar almasının ana sebebi yürütme organına bakışlarındaki farktır. Parlamenter sistemde en önemli şey bir hükümetin kurulmasıdır ve normal şartlar altında bir parlamentoda çeşitli iktidar opsiyonları potansiyeli mevcuttur. Bir hükümet gelir, bir hükmet gider. Buna karşılık bir başkanlık sisteminde hükümet dönemini tamamlamak üzere halk tarafından doğrudan doğruya kurulur. Başkanlık sisteminin en önemli özelliği yürütmede istikrardır ve bu yüzden seçimlerin bir biçimde zamanında olması beklenir ve istenir.

Her sistemin kendisine mahsus avantajları ve dezavantajları var. Ancak, bunlardan hangisi içinde yaşanıyorsa onun mantığına uygun olarak düşünmek ve hareket etmek gerekir. Aksi takdirde insanlar kolayca anakronik bir duruma düşebilir ve gerçekle bağlarını kaybedebilir. Korkarım ki Türkiye’de devamlı erken seçim çağrısı yapan muhalefet biraz bu durumda. Yeni sistemi tam olarak benimsememiş ve muhtemelen bunun da tesiriyle gereklerini ve tarzlarını öğrenememiş. Bu yüzden sanki bir tür başkanlık sistemi içinde değil de parlamenter sistem içinde yaşıyormuşuzcasına erken seçim çağrıları yapıyor.

Hukukî açıdan durum şu: Bir seçim ancak cumhurbaşkanının vefat etmesi veya işini yürütemeyecek derecede hastalanması üzerine gündeme gelebilir. Bu da erken seçim değil, öyle adlandırmak doğruysa, ‘zorunlu’ seçim olur. Bunun dışında seçimin iki yolu var. Ya cumhurbaşkanı parlamentoyu feshedecek ya da TBMM seçim kararı alacak. Cumhurbaşkanı seçim istemiyor. İktidar bloku TBMM’de çoğunluk. Bu durumda bir seçim kararı çıkması ihtimâli ya hiç yok ya da çok zayıf.

Pratik durum ise şöyle görünüyor: İktidarın önünde daha iki yılı var. Seçim kararı almak iktidar için iki yılı feda etmek anlamına gelir. Bu fedakârlık bana pek mantıklı görünmüyor. Ayrıca, özellikle koronavirüs salgınının yarattığı, iktidar aleyhine bir ekonomik durum da var. İktidarın bu şartlar altında seçime gitmesini beklemek -pratik siyasetten pek anlamayan bana bile- günlük siyaseti bilmemek ve yapamamak anlamına gelir gibi görünüyor. Bu yüzden sanıyorum ki iktidar şartların düzeldiği ve trendin lehine döndüğü zamanı beklemek isteyecektir. Bunun ise en azından bir yıl alacağı söylenebilir. Dolayısıyla seneye bu zamanlara kadar iktidar bloku seçimi pek düşünmeyecektir. Bir sene kalmışken seçimin erkene alınması ise zaten manasız.

Demek ki, muhalefetin erken seçim çağrıları seçim üzerinden Türkiye’nin demokratik sistemine olan inancını ve güvenini yansıtıyor. Bu çok iyi ve uzun vadede en önemli şey. Ancak, muhalefet adeta bir başkanlık sistemi içinde değil bir parlamenter sistem içinde yaşıyormuşuz gibi davranıyor. Bu yüzden, muhalefetin ısrarla ve inatla erken seçim istemesi, bunu günlük siyaset dilinin bir tür aracı olarak kullanmıyorsa, bence, onu hem anakronik bir duruma düşürmekten ve hem de zaman ve enerji israfı oluşturmaktan başka bir işe yaramıyor.