.:

Mehmet Ali İlkaya – Eğitimde Anne-Babanın Adı Yok!

 

Önümüzdeki günlerde 2011-2012 Eğitim yılı başlayacak. Her yıl olduğu gibi ülkemizde eğitimin sorunları sıralanacak, günlerce tartışma sürecek, birçok şey yazılıp çizilecek. Milli Eğitim Bakanlığı’nın sayılan sorunları çözmesi istenecek. Eğitimin önemli birçok sorunu olduğu hepimizin malumu… Eğitim kadrosunda yaklaşık 600 bin öğretmen görev yapmakta, ben şahsen sadece bu kadronun problemlerinin zaten bir bakanlığı yeterince meşgul ettiğini düşünüyorum. Geriye eğitimin sorunları için adım atabilecek ne kadar zaman kaldığı ise belli değil. 

Eğitim hayatımızdaki sorunları ikiye ayırmak isterim:

1.Ekonomik – finansman sorunları.

2.Zihniyet ya da eğitim felsefesi sorunları.

Ben burada ikinci sorun diliminden, çözümü de para pul istemeyen bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Eğitim sisteminde önemli birçok yapısal sorun var ancak pek fazla dikkat çekmeyen hatta sorun olarak görülmeyen bir durum söz konusu. Bu da ebeveynlerin çocuğun eğitimi ile ilgili hemen hemen hiçbir tasarruf hakkını, söz hakkının olmaması. Gelin evrensel değerleri oluşturan İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ve sonra da Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne bir bakalım. 

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (10 Aralık 1948) 26. Maddesinde:

“ Ana-babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir.” denilmektedir.

 Çocuk Hakları Bildirgesinin (7 Kasım 1989) VII. İlkesi şu şekilde düzenlenmiştir:

“Genel kültür ve yeteneklerini, bireysel karar verme gücü, ahlâkî ve toplumsal sorumluluğu geliştirecek ve topluma yararlı bir üye olmasını sağlayacak eğitim hakkı verilmelidir. Bu eğitimde sorumluluk önce ailenin olmalıdır.” 

Görüldüğü gibi çocukların eğitim hakkı ile birlikte eğitiminin içeriği, şekli, okulu, müfredatını seçme konusunda tek söz sahibi ebeveynlerindir.

Ülkemizde durum nedir? Bunun için Milli Eğitim ile ilgili kanunlara yönetmeliklere ve pratikteki uygulamalara bakmak gerek.

1-Mevcut Kanunlar:

Anayasa bakımından (18 Ekim 1982) Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler Kısmında  

Madde 42 – “ Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.

Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz.

Eğitim ve öğretim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.

İlköğretim, kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır.

Özel ilk ve orta dereceli okulların bağlı olduğu esaslar, Devlet okulları ile erişilmek istenen seviyeye uygun olarak, kanunla düzenlenir.

Devlet, maddî imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. Devlet, durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır.

Eğitim ve öğretim kurumlarında sadece eğitim, öğretim, araştırma ve inceleme ile ilgili faaliyetler yürütülür. Bu faaliyetler her ne suretle olursa olsun engellenemez.

Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dille eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır .”

Söz konusu anayasa maddesinde; eğitimin devletin işi olduğu, ilköğretimin zorunlu olduğu, Türkçeden başka dilin eğitimde kullanılmayacağı defaatle vurgulandığı halde çocuğun alacağı eğitim ile ilgili anne-babanın tasarruf hakkına yer verilmemiştir. 

Tevhid-i Tedrisat Kanunu  (3 Mart 1924)

Madde 1-“Türkiye dâhilinde bütün müessesatı ilmiye ve tedrisiye Maarif Vekaletine merbuttur.”

Madde 2- “Şer’i ve Evkaf Vekâleti veyahut hususi vakıflar tarafından idare olunan bilcümle medrese ve mektepler Maarif Vekâletine devir ve raptedilmiştir.”

Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde çeşitliliği, zenginliği sağlayacak kurumlar devre dışı bırakılmıştır. Eğitimde rekabet ve gelişimin önü tıkanmıştır. Ayrıca bu kanun Anayasada 174.madde ile koruma altına alınmıştır. Yani Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun iptali, mevcut anayasa hükmüne göre  mümkün değildir.

1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu (14 Mayıs 1973)

Kanunun İkinci Bölümünde İlkelere yer verilmiş.

Madde 16- “…..Eğitim Kurumlarında amaçların gerçekleşmesine katkıda bulunmak için okul ile aile arasında işbirliği sağlanır…” denilmekte.

 14 Temel ilke kanunda yer almaktadır. Sadece bir ilkede (XIII.İlke) Anne babaya atıfta bulunulmuş bu da sınırlı ve anne-babanın görevini tanımlar şekildedir.

Yürürlükteki kanunlar yönünden bakıldığında; çocuk eğitiminde anne-baba’nın “yok hükmünde” olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır.

2-Mevcut Yönetmelikler:

İlköğretim Kurumları Yönetmeliği: (27 Ağustos 2003)

Madde 15 — “İlköğretim okullarının birinci sınıfına, o yılın 31 Aralık tarihinde 72 ayını dolduran çocukların kaydı yapılır. Yaşça kayıt hakkını elde eden ancak bedenen yeterince gelişmemiş olan çocuklar, velisinin yazılı isteği üzerine okul öncesi eğitim kurumlarına devam edebilir veya kayıtları bir yıl ertelenebilir.”

Okul Tespitinin Plânlanması

Madde 16 — (Değişik: 24.12.2008/27090 RG) Öğrencilerin, ulusal adres veri tabanında belirtilen ikametgâhlarına en yakın ilköğretim okuluna kaydedilmeleri esastır.

İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde de ebeveynin söz hakkı hemen hemen yok gibidir. Çocuğun hangi okula devam edeceğine, öğretmenin kim olacağına, derslerin ve içeriğinin ne olacağına, çocuğun nasıl giyineceğine,  sınıfta kalıp kalmayacağına, bayramları nasıl kutlayacağına kısacası bundan sonraki hayatına devlet karar vermektedir.  Anne-baba mevcut mevzuata göre bilgilendirilmektedir. Benzer durum Orta Öğretim Kurumları Yönetmeliğinde de söz konusudur.

3-Mevcut Uygulamalar:

Söz konusu eğitim olunca anne-babanın çocuğu üzerindeki tasarruf hakkı bir anda yok olmaktadır. Anne baba, çocuğun gideceği okulu seçme hakkına sahip değildir. Okutulacak dersleri seçme hakkına sahip değildir. Öğretmenini seçme hakkı yoktur. Müfredatın içeriğine ilişkin soru bile soramaz. Okulda verilen değerler, dinî tercih, ideolojik bakış gibi bireyin hayatını belirleyen unsurlar için anne baba sadece izleyici konumundadır.

Anne-Babalar çocukları ile ilgili eğitimsel bir sorun yaşadıklarında ise çaresizlik duygusu kaçınılmazdır. Örneğin: Ebeveynlerin çocuklarının öğretmen veya sınıfını değiştirmek istemesi büyük bir problem olur. Bu basit istekler, Ortadoğu sorunu gibi aşılmaz bir dağ olur. Okul yönetimleri bu tür değişikliğe şiddetle karşı çıkarlar. Anne baba şaşkındır, çaresiz bir şekilde;  okul yönetimi, ilçe milli eğitim müdürlüğü, kaymakamlık arasında mekik dokumak zorunda kalır.

Ailenin çocuğunun eğitim hayatıyla ilgili müdahil olmaması iddia edilenin aksine dikensiz bir gül bahçesi oluşturmaz. Bu tablonun bir takım olumsuz sonuçları şöyle sıralanabilir:

-Çocuğun eğitimi ile ilgili sorumluluğun okula geçmesi çocuğun öz bakımı, beslenmesi, giyinmesi gibi bazı yükümlülükleri ortaya çıkarmakta ve bu da çocuğun gelişiminde ihmalleri beraberinde getirmektedir.

-Okul ile aileler arasında gerekli olan işbirliği, iletişim sağlanamaz. Bu da eğitimin verimlilik ve kalitesini olumsuz etkiler.

-Aileler seçme haklarının olmadığı, sürece katılımlarının neredeyse sıfır olduğu eğitim organizasyonuna gerekli desteği vermezler. Formalite haline gelen okul veli işbirliği verimli bir sonuç üretemez.

Anne babanın,  5-6 yaşında elinden alınan çocuğunu geri alması hiç kolay olmayacaktır. Yıllar süren eğitim sürecinin çocuklarımıza ne kazandırdığı tartışılabilir ancak kesin olan şu ki anne babanın çocuğun eğitimi ile ilgili söz hakkı yoktur.

Yıllarca göz ardı edilen bu fiilî durum için acil olarak yeni düzenlemeler şarttır. En azından uluslararası sözleşmelerin yüklediği sorumluluklar yerine getirilmelidir. Başta Anayasamız ve ilgili kanunlarla ebeveynlerin çocukları üzerindeki var olan hakları iade edilmelidir. Okul yönetimleri ailelerin etkin olduğu mütevelli heyetlerine benzer organizasyonlara devredilmelidir. Okul, sınıf, öğretmen ve ders seçimi ebeveyn ve çocuklara bırakılmalıdır.

09.09.2011