.: Melik Nazır Esirci

Kurallara Neden Uymuyoruz?

İnsanlık, yaklaşık bir yıldan beri büyük bir musibetle mücadele yürütüyor. Bugüne kadar benzerleri görülmüş ama onlardan farklı bir virüs Dünya’yı esir almış durumda. Ama yine insanlık, tecrübî ve bilimsel bilgi birikiminden hareketle salgının nasıl yayılacağı, seyredeceği ve sonuçlanacağı hakkında öngörülere sahip olmanın avantajını yaşıyor. Bilindiği gibi salgın ilk olarak bir ülkenin (Çin) bir şehrinde (Wuhan) çıktı. Yeni bir virüs ortaya çıktığı haberi ilk duyulduğunda bilim insanları, virüsün bütün dünyaya yayılacağını öngördü. Yetkilileri nasıl tedbirler alınması gerektiği konusunda uyardı. (Ulaşımın sınırlandırılması, karantina gibi). Ama virüs ne kadar önlem alınırsa alınsın yine de dünyanın her noktasına ulaştı. Hiçbir coğrafya bundan kaçamadı. Her insanın bu hastalıkla muhatap olması çok büyük bir ihtimal haline geldi. Yine bu arada bilim insanları, bu musibetten nasıl kurtulunacağı konusunda aşı çalışmalarına hız verdi. Şimdi, dünyanın her noktasından yeni bir aşı müjdesi alıyoruz. İnşaallah, insanlık, yeni bir musibetle karşılaşana kadar bu beladan kurtulmanın yolunu bulacak.

Dünyanın her coğrafyasında insanlar bu virüsle muhatap olma tehlikesiyle karşı karşıya. Kimse muaf değil. Yine bilim insanları, bireysel olarak nasıl önlem alabileceğimizi de söylüyor. Öncelikle herkesin mutlaka maske takması, muhatap olunan kişiyle aramızda en azından 1,5 m. mesafe bırakılması ve ellerin sık sık 20 sn. süreyle yıkanması gerektiği tavsiye ediliyor. Ama insanlar alışkanlıkları icabı böyle tavsiyelere uyma konusunda çok arzulu olamıyor. O zaman da devreye, yöneticiler tarafından, zorlayıcı tedbirler sokuluyor. Sokağa çıkma yasakları, seyahat yasakları, maskesiz dışarı çıkmanın yasaklanması, para cezaları, zorunlu karantinalar uygulamaya konuyor. Hatta toplum sağlığını tehlikeye atmak suçlamasıyla hapis cezasından bile bahsediliyor.

Gelgelelim, bütün bu zorlayıcı ve ağır tedbirlere karşı bile insanlar kurallara uymamakta inat ediyor. Hemen her ülkenin insanı bu konuda aynı refleksi gösteriyor. Hatta bazı Avrupa ülkelerinde ve Amerika’da, kitlesel olarak pandemi tedbirlerine karşı organize gösteriler yapılıyor, polisle çatışılıyor.

Toplumlarda ahengi sağlayan kurallar var. Bunlar ahlâk kuralları, din kuralları, yasalar ve sosyal kurallar. Fakat bu kuralların hiçbiri insanları tam olarak bağlayamıyor. Yani insanlar birini olmazsa diğerini mutlaka ihlâl ediyor. Biz şimdi sokakta maskesini takmayana, düzgün takmayana, yasak olduğu halde sokağa çıkana, karantina kurallarına uymayana, parti düzenleyene/katılana kızıyoruz. “Nasıl olur da bu kadar yakın tehlike varken, caydırıcı cezalar uygulanıyorken, insan kendi hayatını ve başkalarının hayatını böyle tehlikeye atar?” diye hop oturup hop kalkıyoruz. Ama belki aynı anda biz de yukarıda saydığım kurallardan herhangi birini ihlâl ediyoruz. Dünyada ihlâl edilen kuralların toplamını dünya nüfusuna bölebilirsek, her bir insanın payına mutlaka bir miktar günah/suç/ayıp düştüğünü görürüz.

“Keşke insanlar, bir kural konduğu gibi, itirazsız ve eksiksiz o kurallara uysa”  diye içimizden geçirdiğimiz oluyordur. Sadece Covid kurallarına değil, bugüne kadar insanlar için konmuş bütün kurallara uymaktan bahsediyorum.

Mesela; herkes maskesini düzgün taksa, herkes sosyal mesafe kuralına uysa, kimse kırmızı ışıkta geçmese, aşırı sürat yapmasa, yerlere çöp atmasa, balkondan aşağıya halı silkelemese, kapalı alanda sigara içmese, hırsızlık/dolandırıcılık yapmasa, çevreyi kirletmese, kavga etmese, borcunu zamanında ve tam olarak ödese, malını satarken hile yapmasa, dedikodu yapmasa, iftira atmasa, hakaret etmese, insan öldürmese, savaş çıkarmasa, hayvanlara eziyet etmese vs…

Bütün bunların tabiî sonucu olarak, polis, bekçi, jandarma, güvenlik görevlisi olmasa, mahkemeler, hâkim ve savcılara gerek kalmasa, hapishaneler kapatılsa, silah yapılmasa, ordular lağvedilse gibi. Bu liste uzatılabilir.

Oysa bütün bu sayılanların yazılı ve yazısız kuralları var. Hem de corona kuralları gibi bir yıldır değil, bin yıllardan beri var. Ama insanlar bu kuralların birini veya birkaçını mutlaka yerine getiriyor.

Peki soru şu; herkesin kurallara itirazsız tam olarak itaat ettiği dünya mümkün mü? Olabilseydi, bugün yaşadığımız dünyadan daha keyifli, daha yaşanılası olur muydu?

Ben karar veremiyorum.

Peki insanlar neden kurallara uymamakta ısrar ediyor. Buna ısrar mı, fıtrat mı demeliyiz? Türkiye’de “Suç Bilimi” konusunda kutup seviyesinde bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sulhi Dönmezer’in “Kriminoloji” kitabında geçen ilginç bilgilerden bir demet sunuyorum;

“Suçun faydalı olduğu hakkındaki görüşler;

Durkheim’a göre suç:

Normaldir; zira içinde suç işlenmeyen bir toplum tasavvuru imkansızdır,

Zorunludur; zira suçların ihlal eylediği duygular bütün kişilerin vicdanlarında vardır; bunun tersi olan duyguların kişi vicdanlarında ise yerleşmesine imkan yoktur. Böyle bir durum gerçekleşseydi, suçluluk ortadan kalkmaz sadece biçim değiştirirdi,

Yararlıdır; zira eğer suç bulunmasaydı toplum mutlak bir durgunluk içinde kalırdı. Mesela siyasal suç sosyal gelişme için yararlıdır. İçinde yaşadıkları toplumun sapıcı eylemlerde bulunmadıkları toplumlar oldukları yerde ve halde kalırlar. Normlara uyulmaması, toplum için yarar sağlayabilir; zira bu durum bir sosyal değişime aracı olabilir.”

Toplumun bir kısmı ekmeklerini suç sayesinde kazanmaktadır.

Amerikan yazarlarının da suç konusundaki fikirleri ilginç;

  • Suç sosyal bir dayanışma yaratır. Suçun meydana gelmesine sebebiyet verdiği sosyal dayanışma böylece onun zararlarının azalmasına sebep olur,
  • Ahlakiliğin çok abartılmış sınırlara kadar gitmemesi için belirli bir miktar suça sahip olmamız gerekir. Zira bütün suçların yok edilmesi mümkün olsaydı ahlaki standartları her gün biraz daha yüksek tutmak gerekecekti,
  • Sosyal bakımdan suç, sosyal kötülükleri belirten bir semptomdur: Bu sayede semptomun çıktığı kesimde bir ıslahat yapma imkanı doğar.
  • Suç bir sosyal uyumsuzluk ve ahenksizlik alametidir. Sosyal uyumsuzluklar ise statik bir topluma göre dinamik toplumlarda ve dinamik olarak geçen devirlerde daha fazla olur. Dinamizm, toplumsal hayatta sosyal gelişme ile bir aradadır. Hiç kuşkusuz ekonomik gelişme ile suç arasında yakın ilişkiler vardır. Ekonomik bakımdan gelişen bir toplumda suçluluk, nitelik ve nicelik bakımından değişecektir.”

Bütün bu görüşlere karşı Sulhi Dönmezer de kendi görüşünü şöyle belirtiyor:

“Hiç şüphesiz suçsuz bir toplum ütopyadır. Suçun sözü edilen faydaları sebep değil sonuçtur. Suçun zararları, bahsedilen faydalarından daha büyüktür. Sözü edilen faydaları dolayısıyla suç işlenmesini hiç kimse isteyemez. Bir kötülüğün bazı iyiliklerle beraber bulunması, kötülükte fayda vasfını aramaya tabii olarak sebep olmamalıdır.”

(Dr. Sulhi Dönmezer, Kriminoloji, İÜ Yay., 1986, İstanbul, ss. 65-68.)