.: Adnan Küçük

Kaset siyaseti acziyet siyasetidir

Türkiye’de bazı dönemlerde illegal yollarla elde edilen gizli kasetlerin kamuoyuna sızdırılması yoluyla siyaset yeni baştan dizayn edilmeye çalışılır. Bunda bazı durumlarda kısmen başarılı olunsa da, bu yolla mutlak başarı elde edilebileceğini söyleyebilmek zordur. Bu alanda gerçekleştirilen en başarılı operasyon, CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın Genel Başkanlık koltuğundan indirilerek yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun getirilmesidir. Fakat MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında gerçekleştirilen benzer operasyonda yeterli ölçüde başarı olunduğu söylenemez. Şu anda bu kabilden operasyonların en yaygın ve katı üslupla olanı AK Parti hakkında gerçekleştirilmektedir. Bütün bu operasyonlara rağmen AK Parti’de beklenen ölçüde bir zafiyetin olduğuna dair bir belirti henüz görülmüyor. Hatta AK Parti tarafından karşı atak olarak gerçekleştirilen algı yönetimi ve etkili savunmalar neticesinde olağan olarak beklenen aşınmanın durduğu ve kısmi bir oy artışı sağlandığı bile söylenebilir.

Peki, AK Parti hakkında yürütülen bu operasyonlar niçin istenilen düzeyde başarılı olamıyor; bu yolla AK Parti niçin bir türlü düşürülemiyor? Bu sorunun cevabı, kaset operasyonlarına bel bağlayanlar açısından son derece önemlidir. Bu başarısızlığın çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Bunlardan bazılarını şu şekilde özetlemek mümkündür:

Kaset operasyonu ters tepiyor!

(1) AK Pati ile bazı milliyetçi çevrelerde, ‘Türkiye’deki siyasi hayata yönelik, İsrail ve diğer Batılı ülkeler menşeli operasyonların olduğu, bütün bunlarla Türkiye’deki hayırlı gelişmelerin önlenmesinin amaçlandığı’ yönünde yoğun ve yaygın bir algı mevcuttur. Bu kaset siyasetinin de, bu harici operasyonların bir parçası olduğu yönündeki algı, AK Parti’li seçmenlerin, mensubu oldukları partiye daha sıkı bir şekilde kenetlenmelerine sebep olmuştur. Bu kenetlenmenin, AK Partiye oy verenlerin bazılarında hâsıl olan soğuma ve darılmaların unutulmasını da sağladığı söylenebilir.

(2) Bu operasyonların başarılı olması, her şeyden önce AK Parti’den hatırı sayılır sayıda seçmenlerin kopmasına veya parti içerisinde iktidar kaybına sebep olabilecek düzeyde bir parçalanmanın ortaya çıkmasına bağlı bulunmaktadır. Oysa yapılan anketlerden ortaya çıkan neticelere bakıldığında, bu kasetlerde yer alan konuları dile getirenlerin söylemleri neticesinde, AK Partiye oy veren geniş bir seçmen kesiminin etkili bir şekilde eğilim değişikliğine gittiklerini söyleyebilmek mümkün değildir. Bunun en büyük sebebi, artık seçmenlerin genişçe bir kesiminin geçmişe kıyasla çok daha bilinçli bir şekilde oy kullanıyor olmalarıdır. Burada kaset siyasetine yoğunlaşan siyasi partiler, ağırlıklı olarak bu eksende siyaset yürüttükleri, halkın geniş kesimlerinin daha derinlikli ve yaygın sorunlarının çözümüne yönelik ikna edici düzeyde etkili çözümler geliştirmiş olmadıkları için, özellikle AK Parti cenahında yer alan seçmenler, bu söylemlere pek itibar etmiyorlar.

(3) Esasen kaset operasyonu, hem popülist, hem de ucuz siyasettir. Her ne kadar zahirde albenisi varmış gibi görünse de, Türkiye gerçekliğinde pek dengeleri değiştirebilecek etkinlikte bir siyaset değildir. Ucuz siyasetin getirisi çok sınırlı kalmaktadır.

Muhalefet fikir üretemeyince!

(4) Aslında burada benimsenen kaset siyaset bir başka yönü itibariyle bir ‘acziyet’ siyasetidir. Yani kaset siyaseti üzerinde yoğunlaşan muhalefet partileri, toplumda geniş yankılar uyandıracak, AK Parti tarafından sergilenen politikalardan çok daha başarılı olacakları konusunda kendilerini iktidara taşıyabilecek kitleleri ikna edebilecek politikaları geliştirmekten aciz kaldıkları için, salt kaset siyaseti, bu siyaseti tercih edenlerin kendisinden bekledikleri etkiyi göstermek için yeterli olmamaktadır.

(5) Kaset siyaseti ile dillendirilen en belirgin mesaj AK Parti hükümetinin yaygın bir şekilde yolsuzluk yaptığı yönündedir. Oysa AK Parti, bu söylem karşısında, kendi iktidarları döneminde yaptıklarını birbiri ardına sıralamaktadır. Daha önceki siyasi iktidarlar zamanında yaşadıkları siyasi başarısızlıkları ve ödedikleri ağır bedelleri daha henüz unutmamış olan geniş toplumsal kesimler, AK Partililer tarafından geliştirilen söylemlerden çok daha fazla etkilenmektedirler. Kaset söylemlerine karşı AK Parti, bizim iktidarımız zamanında şu kadar duble yollar, otobanlar, tüneller, köprüler, köprülü kavşaklar, hızlı trenler, metrolar vb. hizmetler yapıldı, eskiden hastanelerde muayene olabilmek bir yana, bazı ilaçlar bile bulunamadığı, özellikle geniş yoksul kesimler yeterli tedavi imkanından büyük ölçüde mahrum olduğu, tedavi olabilmek için çok sayıda bürokratik işlemlerin yapılması gerektiği, bu da ciddi gecikmelere sebep olduğu halde, kendi iktidarları zamanında bu alanda muhalefet partilerinin hayal bile edemeyecekleri iyileşmelerin yapıldığını belirtmektedir.

Demokratik çözümler sunmak!

Burada iyileşmelerin halkın geniş kesimleri üzerinde iki tür sonucu bulunmaktadır. Birincisi, bütün bunlar halkın genişçe kesimlerinin refah düzeyinde önemli ölçüde yükselme sağlamıştır. Bu rahatlama, AK Parti’ye olan aidiyeti daha da derinleştirmiştir.

İkincisi, söylenen bütün bu yolsuzluk iddiaları, halkın geniş kesimlerinin hissedilir düzeyde rahatlamasını sağlayan hizmetlerin yapılması karşısında hiç de ikna edici olmamaktadır. AK Parti’nin etkili söylemlerinin de bir neticesi olarak, geniş kesimlerin, ‘Madem bu kadar yolsuzluklar, hırsızlıklar oldu diyorsunuz, söylediğiniz düzeyde yolsuzluk ve hırsızlık olsaydı, bu hizmetlerin hiç birisi yapılamazdı, demek ki bütün bu söyledikleriniz, ülkeyi batırmayı amaçlayan harici operasyonların dahili uzantılarından başka bir şey değildir’. Bu yönde bir kanaatin belirmiş olması, söz konusu operasyonların, aksi yönde sonuçların ortaya çıkmasını besleyici yönde etkiler meydana getirdiği de söylenebilir.

(6) Benzer operasyonlar 27 Mayıs 1960 öncesi dönemde de yaşanmıştı. Bu operasyonlar neticesinde, siyasi iktidar meşru demokratik seçimler yoluyla el değiştirmedi, demokrasiye son veren 27 Mayıs askeri darbesi oldu. Oysa günümüz Türkiye’sinde gelinen demokrasi düzeyi ve askeri bürokrasinin büyük ölçüde kendi mecrasında kalma yönünde bir eğilim içerisine girmek zorunda kalmış olması sebebiyle, bu operasyonların askeri darbe ile neticelenmesi seçeneği büyük ölçüde ortadan kalkmış gibi görünüyor. Kısaca ifade etmek gerekirse, muhalefetin önünde iki seçenek bulunmaktadır; ya halkı ikna edecek demokratik çözümler geliştirecekler ya da uzunca süre muhalefete mahkûm kalacaklar.

Yeni Şafak, 05.04.2014