.: Bilal Sambur

İlahiyat insani tecrübenin tamamı mı?

İnsan tecrübesi çok boyutludur. İnsanın ve tecrübesinin tek bir boyuta indirgenebileceğini  vehmetmek, en tehlikeli yanılgılardan biridir. İnsan tecrübesi tek bir kategoriye indirgenemeyeceği gibi, ona dair yapılan  tek bir anlama biçimi de mutlaklaştırılamaz.İnsanı ve tecrübesini anlamak için ortaya konan çabalar sanat, din, felsefe, bilim ve  ahlak kategorileri altında ele alınmakta  anlamlandırılmaya ve kavramsallaştırılmaya çalışılmaktadır.

İnsanın ahlaki, bilimsel, sanatsal, felsefi ve dini tecrübeleri  insani bütünlüğün olmazsa olmaz alanları olmalarına rağmen, bu tecrübeler arasındaki ilişkiler düz bir çizgi gibi değildir. İnsan  tecrübesinin her alanının kendisine özgü  özellikleri bulunmaktadır. Ahlaki,  felsefi, dini, bilimsel ve estetik tecrübelerin  kendisine özgü olması, onların temel karakteristiğinin  aynılaşma değil, farklılaşma olmasını sağlamaktadır. Kendi içinde farklılaşan ve özgünleşen insani tecrübe  kategorileri arasındaki ilişkiler, uyumdan çok uyumsuzluğa ve zıtlığa,   bütünleşmeden çok ayrışmaya, harmoniden çok  gerilimlere neden olabilmektedir. Felsefe, din, ahlak, bilim ve sanat arasındaki gerilimler, çatışmalar ve uyumlar,  bunlardan herhangi birini daha önemsiz ve aşağı yapmayacağı gibi bir diğerini daha üstün ve ayrıcalıklı hale de getirmemektedir. İnsanın tecrübe kategorileri hakkında farkında olunması gereken temel gerçek, ahlak, felsefe, din ve bilim arasında diskriminasyonun veya aşağıdan yukarıya bir hiyerarşik düzen kurgusunun  yapılamayacağıdır.

Tarih boyunca insanlık düşüncesinde  özellikle din, bilim ve felsefe arasında yoğun  tartışmalar ve gerilimler yaşanmıştır. Müslüman düşüncesinde yaşanan felsefe-din veya akıl-vahiy  tartışması  bu kadim tartışmanın  önemli bir tezahürüdür. Modern dönemde pozitivist felsefenin   etkisiyle yoğun bir şekilde gündemde olan din-bilim tartışması, bir baş ve kalp ağrısı olarak uzun süre  hepimizi meşgul etmiştir. Son günlerde YÖK’ün İlahiyat Fakültelerinin müfredatında felsefe (felsefe tarihi, felsefeye giriş ve mantık) ve din bilimleri (din sosyolojisi, din psikolojisi, din felsefesi, dinler tarihi)  alanlarına ait  derslerin saatlerini azaltma ve dini bilimler denilen tefsir, hadis, fıkıh, Arapça derslerinin  saatlerini arttırma şeklinde bir düzenlemeye gitme ve ilahiyatı tamamen İslami ilimlere indirgeme şeklinde özetlenebilecek  bir uygulama girişimi nedeniyle ilahiyat ve felsefe arasındaki ilişkiler   yeniden tartışılmaktadır.

Ahlak, felsefe, din, bilim ve sanat kategorileri arasında  çoğu zaman çatışma olarak nitelenen  durumun arkasında bir alanın diğer alanlara üstün ve egemen olma iddiası yatmaktadır. Özellikle din, kutsal olma iddiasından hareketle kendisinin diğerlerinden üstün olduğunu, felsefe ve bilimin  kendisini takip etmekten başka bir şey söylememesini talep edebilmektedir. Din, insan tecrübesinin önemli bir alanıdır, ama insan tecrübesinin tamamı değildir. Felsefe veya bilimde aynı şekilde insani tecrübenin olmazsa olmazlarıdırlar, ama hiçbiri insan tecrübesinin tamamı olma şeklinde bir iddia veya talepte bulunma imtiyazına sahip değildir. Din, bilim, sanat veya felsefe arasında  bahsedilen çatışma,   bir alanın insan tecrübesinin birçok bölgesinden herhangi biri olmak yerine, tümü olmak şeklindeki obsesyonundan kaynaklanmaktadır.

İlahiyat  müfredatı bağlamında  felsefe ve din arasında gündeme gelen tartışma aslında bir hegemonya tartışmasıdır. Ülkemizde  ilahiyat eğitimi, resmi ideolojinin toplumsal  mühendislik projesinin  asıl ayaklarından biri olarak tasarlanmıştır. Toplum mühendisliği  sapkınlığından dolayı ilahiyat alanına sürekli  müdahalelerde bulunulmuştur.  28 Şubat sürecinde ilahiyat müfredatına yapılan müdahale   resmi ideoloji ve laisizm adına yapılıyordu. Bugün ise dini ilimler alanını genişletmek için  felsefe ve din bilimlerinin  ders saatlerini minimuma indirmek ve ilahiyat kavramının yerine İslami ilimler kavramı şemsiyesi altında  ilahiyat fakültelerini ve müfredatını dönüştürmek için  hegemonik bir girişime tanık olmaktayız. Resmi  ideoloji yanlıları da  dini ideoloji yanlıları da sahip oldukları kurucu irrasyonalizmin  bir gereği olarak  ilahiyat öğretimini dizayn etmeye girişmek suretiyle  dini alan yoluyla  hayatlarımız, akıllarımız, inançlarımız, ruhlarımız, dünyamız ve ahiretimiz üzerinde hegemonya kurmak için   her şeyi yapmaktadırlar.YÖK’ün ilahiyat fakültelerine ve müfredatına olan müdahalesi,  kurucu irrasyonalizmin  tehlikeli bir girişimi olduğu gibi, akademik zihnin özgürlükçü, çoğulcu ve insanı esas alan yaklaşımına tamamen uzak sığ, dayatmacı ve  verimsiz  küçük bir klik  körleşmesiyle hareket edildiğini göstermektedir.Kişiler, felsefe ve din bilimlerinin olmadığı bir İslami ilimler eğitimini  kendi gruplarına ait  kurumlarda verebilirler. Ancak  felsefesiz İslami ilimler  olarak niteleyebileceğimiz bu yaklaşımı, YÖK gibi resmi bir kurumun  gücünü kullanarak hepimize dayatmak, din adına totaliteryanizmden başka bir şey değildir.

İslam düşüncesi, felsefe, kelam, fıkıh ve tasavvuf olarak niteleyebileceğimiz alanlardan oluşmaktadır. Ancak İslam dünyasında ve ülkemizde fıkıh alanı,  diğer boyutlardan daha fazla olarak insanların düşünce ve davranış boyutlarını etkilemiştir. Felsefe ve kelamın etkisi  çok küçük ve sınırlıdır.Fıkıh, tefsir ve hadis üçlemesi etrafında İslami ilimler eğitimini dizayn etmek, bir  akademik emperyalizm örneği oluşturmaktadır. Dine dair  her şeyi konuşmak, tartışmak, anlamak ve kavramak yerine  din hakkında konuşmayı imkansız hale getirerek  dine dair olanı dinletme şeklinde bir anlayışla karşı karşıya bulunmaktayız. Dine dair olanı dinletmenin  dindarlık olmak olduğunu düşünenler olabilir. Ancak bu düşünce sahiplerinin  unutmaması gereken  bir şey vardır: İnsan tecrübesini dinden ibaret sanıp felsefe, bilim, sanat ve mantıkı  dışlamanın veya önemsizleştirmenin, dini insan için bir  hidayet kaynağı olmaktan çıkarıp bir hapishaneye dönüştürdüğünü unutmamaları gerekmektedir.