.:

Hıristiyanların Ortadoğu’dan göçü

Mısır’da Müslüman olduklarını açıkladıktan sonra Kıpti kilisesi tarafından rehin tutulduğu iddia edilen iki kadına destek vermek amacıyla El Kaide’nin Bağdat’taki Kurtarıcı Meryem Ana Kilisesi’ndekileri rehin almasıyla başlayan ve 52 kişinin ölümüyle sonuçlanan kasım ayı başındaki olay, tüm dünyanın tüylerini ürpertti.

Elbette kilise saldırısını meşrulaştıracak hiçbir gerekçe olamaz. Bu saldırı sadece Irak değil bölgenin de siciline işlenen dinî, insanî ve hukukî bir utanç lekesiydi. Saldırının ardından Hıristiyanların göçü hızlandı ve daha kitleselleşti. Çünkü Hıristiyanlar artık Ortadoğu’da kendilerine yaşam hakkı tanınmadığını düşünüyorlar. Bunun üzerine Batı ülkeleri Irak’tan ayrılmak isteyenlere iltica hakkı tanıyabileceğini söyledi, ilk etapta Fransa 50’ye yakın kişiyi ülkesine kabul etti. Saldırının amacı Iraklı Hıristiyanları korkutarak ülkelerini terk etmeye zorlamaktı, görünen o ki başarılı da olundu.

Bunun yanında Irak, Hıristiyanlara yönelik yeni saldırılara da gebe. Çünkü tek bir dini renk dayatmayı amaçlayan şiddet yanlısı radikal hareketler, Irak’ın Hıristiyanlıktan temizlenmesini ve diğer vatandaşlar gibi yaşamalarını engelleyip tehdit ve saldırılarla ülkeyi terk etmelerini istiyorlar. Bunda da başarılı oldukları söylenebilir. Irak’taki iktidar çekişmesinin parçası olmamalarına rağmen dini arka planda maruz kaldıkları bu koşullar Hıristiyanları tehcirle sınıyor, 2003’teki ABD işgalinden önce 800 bini aşkın olan Irak Hıristiyanları 500 binin altına inerken sadece Bağdat’ta 3 Hıristiyan’dan biri Batı ülkelerine göç etti.

Ayrıca bu uğursuz ses daha pek çok Ortadoğu ülkesinde de yankılanıyor. Lübnan’da Hıristiyan unsurların dinî mekânlarına yönelik saldırılar gittikçe çoğalırken, Mısır’daki Kıptiler üzerindeki baskılar da artıyor, en ufak asayiş sorunları dahi dinsel bir gerilime dönüşüyor. Suriye’de tehditlere, Filistin’de tehcire ve saldırılara maruz kalıyorlar. Buna karşılık Ortadoğu hükümetleri korku içindeki Hıristiyan vatandaşlarına yardım etmekte aciz kalıyor. Bu durum Ortadoğu’da kaygı verici bir Hıristiyan trajedisine yol açmış durumda. Bu insanların kısa vadede önlerinde duran yegâne seçenek ise göç. Sonuçta ise Ortadoğu mozaiği kan kaybediyor. ABD, Kanada, Avustralya ve Güney Amerika’ya yaygın göç sonucu bölgedeki Hıristiyan nüfusunun azalması bölgenin dokusunu tehdit ediyor. Aslında Ortadoğu’nun yükselmesini sağlayabilecek olan çeşitlilik bugün bölünme ve içeriden yıkılma aracı haline geliyor.

Kısacası, bugünlerde Ortadoğu’da Müslüman-Hıristiyan ilişkileri insanî bir sınavdan geçiyor. Kaybeden ise yine Ortadoğu halkları. Sözgelimi konuya Filistin penceresinden bakalım: İsrail, Hıristiyanların bölgeden göçünü açıkça teşvik ediyor, çünkü bölgede Hıristiyanların bulunmaması sayesinde ihtilafı Yahudilerle Müslümanlar arasındaymış gibi göstererek Hıristiyan Batı’nın desteğini daha kolay kazanmayı amaçlıyor. Bu nedenle Hıristiyan unsurların göç etmeleri için elinden geleni yapıyor. Buna paralel olarak Batı ülkelerinde de provokatif tavırları söz konusu. ABD’de İsrail’i destekleyen ‘Siyonist Hıristiyanlık’ hareketinin, Hıristiyanlığın Doğu’daki Müslümanların gözündeki imajında yarattığı olumsuz yansımalar buna örnek gösterilebilir. Oysa Filistin, Müslümanlar kadar Hıristiyan Arapların meselesi. Bunun için Filistinli bir Hıristiyan olan Edward Said’i hatırlamak yeterli.

Güvenlik her şeyden önemli

Nereden bakarsanız bakın Hıristiyanların göçü Ortadoğu’da birlikteliğin önündeki engellerin derinleşmesine de neden oluyor. Bu nedenle Ortadoğu’daki Hıristiyanların sorunları bölgesel ve ülkesel aidiyetleri üzerinden çözülmelidir. Bunun dışında, güvenli ve barışçıl ortamın sağlanması ile eve dönüşlerin de sağlanması elzemdir. Çünkü Hıristiyanlar Ortadoğu için çok önemli bir unsur ve hiçbir zaman azınlık değil asli unsurlar olarak bulundular. Hıristiyanlar Ortadoğu’nun köklü varlıkları ve diğer toplumlarla aralarında sarsılması güç bağlar var. Bölgeyi savunmak konusunda da çok hassaslar ve şu rahatlıkla söylenebilir ki Hıristiyanlar Ortadoğu’nun tutkalıydı. Hıristiyanların Ortadoğu için taşıdığı önemi görememek ikiyüzlülüktür. Bugün Hıristiyanlara yönelik ‘iç düşman’ algısı ve gördükleri Truva atı muamelesi çok haksız bir durum.

Hıristiyanların güvenliklerinin sağlanması ve kimliklerinden dolayı kurban edilmelerinin önüne geçilmesi için ise açık politikalar gerek. Ortadoğu’daki Hıristiyanlar için güvenlik her şeyden önemli. Hıristiyanlar açık hedef olmaktan çıkarılmalı ve bölgede kalan 17 milyon Arap Hıristiyan’a yalnız olmadıkları ve üzerinde durdukları zeminin sağlam olduğu gösterilmeli. Bunun için de en büyük sorumluluk hükümetlere düşüyor. Öncelikle meydanı şiddet yanlısı radikal hareketlere bırakmamalı ve aşırılığın nefretin ve tehditlerin galip gelmemesine çalışmalı. Bölgedeki Hıristiyanlar haksız yere hiçbir şeyin bedelini ödememeli.
 

22.11.2010