.: Yavuz Selvi

Filistin’in Direnişi ve Dünya’nın Tutumu

Cennetin Krallığı filminde meşhur bir sahne vardır. Hristiyan komutan Selahattin Eyyubi’ye “Kudüs’ün senin için değeri nedir?” diye sorar. Selahattin ise önce “hiçbir şey” der ve tam giderken dönerek “her şey” der.

Kudüs’ü bu kadar önemli kılan nedir? Müslümanların ilk kıblesi, miracın gerçekleştiği yerdir. Hristiyanların dua ettikleri, ağladığı, hatta hac yaptığı yerdir. Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği yerdir. Yahudiler için ise Süleyman mabedinin inşa edildiği yerdir. Tarih boyunca devletlerin hakimiyet kurmak için uğraştığı bir şehir. Bu kadar kadim bir şehir yarım asırdır katliamlar ve yıkımlar ile anılıyor.

İsrail Devleti’nin Filistin’i adım adım işgali ile bölge çatışmanın merkezi hâline gelmiştir. Son günlerde İsrail’in Filistin halkına yönelik katliam politikası tekrar tırmanışa geçti. İsrail, Filistinlileri evlerinden çıkartarak bölgeyi tamamen Yahudileştirmek istiyor. Bu amaç doğrultusunda 2019 yılında Şeyh Cerrah mahallesinde Filistinli 12 ailenin evlerinden çıkarılması istendi. İsrail Merkezi Mahkemesi tarafların uzlaşması için ise 6 Mayıs’a kadar süre tanışmıştı. Filistinli halk ise bu yasadışı duruma Şeyh Cerrah mahallesinde iftar yaparak karşı çıkmıştı. İftar sırasında fanatik Yahudilerin saldırısı üzerine iki taraf arasında gerilim yükseldi.7 Mayıs gecesi İsrail polisi Mescid-i Aksa’da namaz kılan halka saldırı düzenledi. İsrail polisi yaralıların taşındığı hastaneyi bile bastı. Olaylar bir haftadan bu yana devam ederken dikkat çeken olay Hamas’ın ilk defa bu kadar güçlü savunmasıydı. Hamas’ın bu direnişi bize neyi göstermekte? İsrail’in saldırılarına ABD ve Batı neden sessiz? Kudüs’e uluslararası barış gücü gönderilebilir mi?

Olaylar ilk başladığında galiba çoğu kişi eski saldırılarda olduğu gibi gerginliğin birkaç gün devam ettikten sonra son bulacağı yönünde yorumlar yaptı. Ama bu sefer Filistin’in direnişi daha farklı ve daha güçlü idi. Hamas 11 Mayıs günü İsrail’e geri çekilmesi ve tutukluları bırakması için akşam 6’ya kadar süre tanımıştı. Süre dolduğunda Hamas’ın füzeleri ve Sderot’ta Demir kubbe hava savunma sistemini aşarak hedefleri vurdu. Gazze’den İsrail’e şu ana kadar tahmini 3100 roket atıldı. Bunların çoğunu Demir kubbe hava savunma sistemi engelledi. Ama hiç bu kadar Tel Aviv kendini güvensiz hissetmemişti. İsrail’in bazı bölgelerinde Filistinli direnişçilerin eylemleri sonucunda İsrail buralarda kısa süreli kontrolü kaybettiği dahi oldu. İsrail’in her geçen gün baskısını arttırması ve Gazze’yi adeta bir açık hava hapishanesine döndürmesinin bile Filistin direnişinin zayıflamadığını aksine Hamas’ın daha güçlü olduğunu belirtebiliriz.  Atılan roketlerin hava savunma sistemini geçmesi ve bu doğrultudaki kararlı tutum Filistin halkını da daha da cesaretlendiriyor. Çünkü biz artık İsrail’in dokunulabilir olduğunu gördük. Filistin toprakların neredeyse yüzde yüzüne yakın bir kısmı işgal altındayken 120 km menzile sahip füze yapmıştır. Hamas drone saldırısı dahi yapabilecek seviyeye gelmiştir. Tabiî burada Filistin’e silah yardımı yapan İran’ın payını da unutmamak lazım.

Bir diğer mesele ise aslında ABD ve Batı dünyasının olaylara karşı tavrıydı. Herkes İsrail’in çocukları, sivilleri öldürmesini durdurmasını Amerika ve Avrupa’dan beklerken onlar Hamas’ın saldırılarını durdurmasını istedi. İsrail için kendini savunma hakkı olduğunu belirtti. Bu ülke adına konuşanlar kimi zaman sorulan soru karşısında İsrail’i kınamaktan geri durdular. Hatta içlerinde başbakanlık binasına İsrail bayrağını çekerek yapılan saldırılara destek çıkanlar da oldu. Filmi birkaç ay geriye sardığımızda Avrupa ve Amerika’nın Doğu Türkistan için aldığı kararları görürüz. Gerek Avrupa gerekse Amerika olması gerektiği gibi Çin’in yaptığının soykırım olduğunu söylediğini ve buna karşılık Çin’e yaptırım kararları aldığını biliyoruz. Peki bu ülkeler Gazze’de neden farklı bir tutum sergiliyor? İlk aklıma gelen soykırıma uğrayan halklar arasındaki dinsel farklılıklar olacaktı ki iki tarafta da Müslüman topluluklar bu zulme maruz kalıyor. İkinci seçenek ise soykırımı yapan devlet. Aslında Avrupa ve ABD’nin tutumu tamda burada ortaya çıkıyor. Niyetlerinin Doğu Türkistan’da soykırıma uğrayan topluluğu savunmak değil Çin’e karşı siyasî bir koz elde etmek olduğu ortaya çıktı. Aynı tutumu Çin’de göstermektedir. Çin Dışişleri Bakan Sözcüsü “ABD, Filistinli Müslümanların hayatlarının da eşit derecede değerli olduğunun farkına varmalı” açıklamasını yaptı. Öyle ki Çin kendi yaptığı soykırımı görmeyerek bu açıklamayı yapıyor. ABD ve Avrupa’nın Doğu Türkistan’da Çin’in ise Filistin’de takındığı tavır doğrudur ama samimi değildir.

Son olarak ise Kudüs’e uluslararası barış gücü gönderilebilir mi sorusuna yanıt arayacağız. Bu fikir özellikle Türkiye tarafından dillendirilen Kudüs’e uluslararası barış gücü gönderme fikridir. Hiç şüphe yok ki bu meselenin başından beri çözüm için samimi ve en yoğun şekilde çalışan ülke Türkiye’dir. Türkiye Cumhurbaşkanı önce İslam dünyasıyla daha sonra Rusya ve Papa ile Kudüs meselesi hakkında görüşmeler gerçekleştirmiştir. Tayyip Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinde uluslararası barış gücünün bölgeye gönderilmesi fikri üzerinde çalışılması gerektiğini ifade ettiği iddia edildi. Bunun ne denli mümkün olduğunu tartışabiliriz. Fakat bunun gerekli olduğu konusunda şüphe yoktur. Yazımın başında Kudüs’ün üç semavî din için önemini belirtmiştim. Böyle bir yapının ve çevresindeki halkın uluslararası bir güç ile İsrail’in zulmünden korunması gereklidir.