.: Harun Kaban

Dünden Sonra, Yarından Önce

Eski özel harekâtçı Mete Yarar, 15 Temmuz’dan sonra geriye doğru düşündüğünde birleşen noktalar üzerinden çok önemli bir şey söylüyor. 29 Mart 2016’da Amerika İncirlik Üssü’ndeki personelinin ailelerini tahliye etme kararı aldı. Yoğun bir terör ortamında olduğumuz için üzerine çok düşünmedik kamuoyu olarak. Yarar, benzer vakıalara, başka ülkelere baktığında, sadece terör saldırıları değil, başka bir şey beklediklerinden hareketle böyle şeyler yaptıklarını fark ettiğini söylüyor. Bununla kalmıyor, Gaziantep’teki uluslararası yardım kuruluşlarının ülkeden çıkış yaptığını, arkadaşlarının da güvenlik uzmanı olarak Yarar’a sorduklarını söylüyor; Suriye’deki savaş bitmedi, mülteciler bir yere gitmedi ama uluslararası STK’lar ülkeden çıkıyor. Darbeden bir hafta önce bir arkadaşının anlattığı bir olay ve şahitliği meseleyi netleştiriyor. “Bazı gruplar” Türkiye’deki evlerini, mülklerini satıp ülkeden çıkış yapıyorlar. Konuştuklarında cevap şu: “Türkiye’de en az dört yıl sürmesi tahmin edilen bir iç savaş bekleniyor, mallarınızı satabiliyorsanız şimdi satıp çıkış yapın denildi.” Yani sadece bizim hissettiğimiz veya abarttığımız bir durum değil bu iç savaş projeksiyonu.

“Tüm dünyanın işi gücü yok Türkiye’yi nasıl karıştırırız diye çalışıyor, öyle mi?” cümlesini vaktiyle çok kullandık fakat her cümlenin ve kelimenin bir bağlamı vardır, cümle tuttu diye her yerde kullanırsanız bağlamından çıktığında sizi mahcup eder. Dertleri tabiî ki sadece Türkiye değil, nitekim dertleri Irak’tı, İran’dı, Libya’ydı, Mısır’dı, Suriye’ydi… Irak’ı gençler hatırlamaz, canlı yayınca izlediğimiz ilk savaştı ve o gece CNN muhabirinin deyimiyle “Bağdat ışıl ışıl”dı. Libya hallolundu, Mısır hallolundu, Suriye’de strateji iltihap yaptı, cerahat akmaya devam ediyor. Tüm bu ülkelerde işin içinden yerel maşalar sayesinde kolayca sıyrılan Batı, 15 Temmuz’da, Türkiye’de suçustü yakalandı.

Darbe girişimi filan değil, Türkiye bir iç savaş atlattı. O gece yaşadıklarımı arkadaşlarıma anlatırken kurduğum cümleleri sonrasında düşününce ürperiyorum, bunları gerçekten ben mi yaşadım, bu tarif ettiğim şey bir iç savaş, gerçekten bunun içinden mi geçtik diye… Olan biteni sanki başka bir ülkede oluyormuş gibi düşünün bakalım, nasıl tarif edeceksiniz bu yaşananları?

Cumhurbaşkanı’nın deyimiyle, hiç kimse 15 Temmuz öncesindeki gibi hayatına devam edemez. 15 Temmuz’u ben başından itibaren bir “işgal girişimi” olarak tanımladım, FETÖ’nün de sıradan bir terör örgütünden çok daha fazlası olduğunu düşünüyorum. Küçümsenen ifadesiyle “üst akıl”, doğru tabiriyle “uluslararası dengeler” Batı’daki “Son Doğulu” Türkiye’de suçüstü yakalandı fakat tabiî ki vazgeçmedi.

Bir önceki yazıda Cemaat’in artık yurtiçindeki meşruiyetini yitirdiğini, dolayısıyla tüm mesaisini yurtdışında “işgal edilmesi gereken” bir Türkiye imajı oluşturmaya adadığını söylemiştim. Bu meseleyi ciddiye alıp, aynı oranda hatta daha fazla çalışarak mücadele etmeliyiz fakat henüz daha işin ciddiyetini anlayamadan kısır tartışmalara başladık gibi görünüyor. 17-25 Aralık sonrası kulağının üstüne yatanlar yüzünden 15 Temmuz’da bir canavarla yüz yüze geldik. Eğer 15 Temmuz sonrası da kulağımızın üstüne yatarsak, bir dahaki yüzleşmede işin içinden çıkamayabiliriz.

İşte bu yüzden, artık 15 Temmuz öncesindeki gibi davranamayız.