.: Atilla Yayla

Devlet teşvikleri ve ekonomik kalkınma

Bir süre önce gazetelere ilginç bir haber düştü. Türkiye’de milyarlarca liraya ulaşan Ar-Ge teşviklerindeki suiistimallerin önemlice bir bölümü otomotiv sektöründe gerçekleşti. Sektöre 10 yıl içinde verilen ve yaklaşık yarısı 5 beş büyük firma tarafından paylaşılan 7-8 milyar liralık Ar-Ge desteği istismar edildi. On yıl içinde patentli bir tek ürün ortaya çıkmadı. Destekler kopya projelere harcanmış gibi gösterilip şirketlerin başka birimlerinde kullanıldı.

Sabah gazetesinden Metin Can’ın haberine (2 Şubat 2014) göre, hem yukarda sözü edilen büyük firmalar hem de KOBİ’ler özellikle hibe temelli destekleri rant kapısına dönüştürdü. ‘Bazı otomotiv firmaları devletten aldığı teşviklerle bilgisayar ve yazılım ithalatı dahi gerçekleştirdi. Bazıları ise devlet teşviki üzerinden yabancı tasarımcılara milyonlarca liralık ödeme yaptı’. ‘Hatta Ankara ve Bursa’da faaliyet gösteren bazı şirketler Çinli bir firmaya ait elektrikli araç prototip projesini yeniymiş gibi gösterdi’. ‘Prototip üzerinde küçük oynamalar yaparak birçok şirket aynı araç tipi üzerinden 3 yıl boyunca destek almayı başardı’.

Ne kadar iç karartıcı bir haber, değil mi? Hem de birçok bakımdan. Biz işin ahlâk ve kültür boyutunu bir yana bırakalım, sadece ekonomik boyutuna bakalım. Ekonomik kalkınma her ülkenin istediği bir şey. Kalkınmanın tüm nimetlerinden en fazla yararlanmalarına rağmen kalkınmanın tüm unsurlarına karşı çıkan radikal romantik çevreciler haricinde tüm insanlar ekonomik kalkınmayı önemsiyor ve istiyor. O zaman soru şu: Ekonomik kalkınma nasıl gerçekleştirilebilir? Daha somuta inersek, devletin ekonomik kalkınmada bir rolü olabilir mi? Olabilirse, bu rol nedir?

Biliyoruz ki, gerçek anarşistler olan anarko-kapitalistler (bu arada, toplumcu, sosyalist anarşistler sahte anarşistlerdir!) dışında tüm siyasî-ideolojik çizgiler devletin toplum hayatında, dolayısıyla ekonomik kalkınmada bir rolünün olabileceğini kabul eder. Ancak, bu çerçevede devlete atfettikleri pozisyon onları birbirinden çok farklılaştırır. Soluyla sağıyla devletçi çizgi diyebileceğimiz yaklaşımlar devletin ekonomik kalkınmada birincil role sahip olduğunu düşünür. Devlete yatırımcılık ve işletmecilikten planlamacılığa kadar uzanan roller biçer. Devlet teşvikleri de aynı mantığın uzantısıdır, ancak, öncekilerden biraz daha az devletçidir. Devleti teşvik edilecek sektörü belirleme gücüyle donatır ve onun bizzat yatırımcı ve işletmeci olmak yerine sektörü dolaylı olarak geliştirmesini ister.

Teşvik yöntemi ve devlet projeleri tüm demokrasilerde değişik ölçülerde kullanılıyor. Birçok insan teşviklerin ve projelerin varlığından haberdar oluyor ama sonuçlarını takip etmiyor. Bereket versin, James C. Scott gibi yazarlar sürüden ayrılıyor ve teşviklerin, büyük devlet projelerinin sonuçlarını sergileyen çalışmalara imza atıyor. Scott’un ‘Devlet Gibi Görmek’ kitabı, devletlerin giriştiği birçok makro projenin nasıl başarısız olduğunu anlatıyor. Devletçiliğe toz kondurmak istemeyen kimileri bu başarısız projeleri modernizmin ürünü olarak takdim etmeye ve böylece devlet başarısızlığını gizlemeye çalışsa da sonuç değişmiyor. Devletlerin büyük başarısızlıkları var. Bu başarısızlıklar devletin bizzat üstlendiği projeler yanında teşvik dağıtması alanında da ortaya çıkıyor.

Burada problem şu: Bir ekonomideki gerçek durumu, sektörlerin potansiyellerini ve problemlerini bağımsız ekonomik aktörler mi daha iyi görebilir yoksa politikacılar ve bürokratlar mı? Şüphe yok ki ilki. Ancak, demokrasilerde hem ortalama insan hem de bürokratik ve politik güç sahipleri tersini düşünmeye eğilimli. Teşvikler bu yüzden, bu sayede ortaya çıkıyor.

Oysa, teşviklerin tek başına bir ekonomiyi geliştirmesi imkânsız. Teşvik, devletin üretici toplum kesimleri arasında kaynak transferi yapmasıdır. Bu transferler kaynakları oradan oraya kaydırır, ilâve kaynak yaratmaz. Siyasî olduğu için teşviklerin kaynakları etkinsiz alanlara ve irrasyonel kullanımlara aktarması ihtimâli her zaman vardır. Bu (kavramın popüler kullanımı anlamında değil, piyasa şartlarında elde edilemeyecek kazancın siyasî kanallarla sağlanması anlamında) bir rant ortamı yaratır ve gerekli şartlara sahip kişi ve gruplar (firmalar) rant elde etmek için yapmaları gerekeni hızla öğrenirler. Böylece ekonomide verimliliği artıracak üretim ve yönetim tekniklerinin geliştirilmesi ikici plana düşer. Kamu otoritelerini etkilemeyi ve onlara kendi lehine (dolayısıyla başkalarının zararına) karar aldırmayı öğrenmek öne çıkar.

Otomotiv sektöründe Ar-Ge teşviklerinin suistimal edilmesi ne şaşırtıcıdır ne de sadece o sektöre mahsustur. Devlet ekonomiye ne niyetle olursa olsun daha fazla müdahale ettikçe ekonomi fakirlerin, garibanların aleyhine işleyen devasa bir rant sistemine dönüşür. Siyasî kavgalara boğulmayalım, hiç olmazsa arada sırada bu tür hayatî hayatî önemi haiz konulara da eğilelim.

Yeni Şafak, 06.03.2014