.: Bekir Berat Özipek

Demokratlar yeni CHP’ye nasıl bakacak?

 

 

Demokratlar tek bir siyasi aktöre mahkum değil. Liberallerin Ak Parti ile Katolik nikahı yok. Dolayısıyla bütün partiler gibi yeni CHP’nin de yeni dönemde bir şansı var.

Ama acaba yeni CHP bu şansını kullanabilecek mi?

Geçen hafta CHP’nin iftarındaydım. Aslında bu iftarın kendisi bile bir değişimin varlığının kanıtı ve bizi yıllarca bir gerilim filminin içinde yaşatan Baykal CHP’sinden anlamlı bir kopuşu ifade ediyor.

Her ne kadar iftarı düzenleyenler hala yetmişli yılların ikili ayrımında kaldıklarını andıracak biçimde zihinlerindeki “sağcı” kutusundaki benzemezleri bir araya getirmişlerse de, liberal bir demokratla Zekeriya Beyaz’ı aynı ortama mahkum etmişlerse de, yine de öyle.

Neyse, biz yine baştaki sorumuza dönelim. CHP liberal, sosyalist, sosyal demokrat veya İslamcı kesimlerden demokratlarla barışabilir mi? Kestirmeden söyleyeyim, bu CHP’nin demokrasiyle barışmasına bağlı. O sorun hallolursa, her kesimden adalet duygusuna sahip bireyler de bunu takdir edecektir.

CHP’nin ikili dili

CHP bugün ikili bir söyleme sahip. Kullandığı dil Kemalizmle demokrasi arasında gidip geliyor. Bazen İttihatçı-Kemalist çizgideki Eski CHP’nin dilini kullanıyor, bazen de olmak istediği izlenimini verdiği batı tipi demokratik bir sol partinin dilini. Birbiriyle uzlaştırılabilir olmayan bu iki dil, geçiş döneminin bir yansıması olarak bir süre için ciddi bir sorun olarak görülmeyebilir. Ama uzun vadede bu muğlaklık sürdürülebilir değildir ve hem Kemalistlerin hem de demokratların güvenini kaybettirebilir.

Söylemdeki bu belirsizlikten daha önemlisi, Alevileri dışta tutacak olursak, ayrıcalıklı bir zümreye dayanan ve onların çıkarlarını siyasete taşıyan bir siyasi partinin, tabanını alt ve orta sınıflara doğru genişletmenin gereklerini yapıp yapamayacağı. CHP baştan beri ayrıcalıklı zümrenin partisi ve o zümrenin ayrıcalıklarını meşrulaştıran bir ideolojisi (Kemalizm) var.

Tabanı ve ideolojisi birbiriyle uyumlu olan ama toplumsal piramidin üstündeki küçük üçgene dayanarak iktidara gelmesi mümkün olmayan bir partiyi dönüştürmenin mümkün olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu. Ama bugün için söylem değişikliği düzeyinde dahi kalsa, CHP’nin bir açılım çabası içinde olması ve eski “istemezük” çizgisinden ayrılmış olması önemli. Sonuçta demokratikleşme ve Kürt Sorununun çözümü konusunda atılacak adımları güçleştirmeyen bir dil bile önemli olabiliyor.

Geri noktadan muhalefet

Ama iftarda bana ayrılan kısa zaman içinde CHP liderine de ifade ettiğim gibi, CHP birçok bakımdan hala Ak Parti’ye daha geri bir noktadan muhalefet yapıyor. Kürt sorununda, din sorununda, azınlık sorununda ve hatta Alevi sorununda bile bugün için bu böyle.

Her birini kısaca açıklayayım:

Kürt Sorununda CHP’nin kategorik ret tavrından vazgeçmiş olması olumlu ve söylem düzeyinde dahi olsa bu değişimin atılacak adımları kolaylaştırması gibi bir değeri var. Ama bu konuda yeni CHP de hala hükümetin gerisinden geliyor. Anadilde eğitim haktır ama CHP bugün bu hakkı savunamıyor. “Anadil öğrenimi” veya “anadil eğitimi” diyor, ama bunlar zaten bugün var.

Üniversitede başörtüsü konusundaki yeni tutumu olumlu. Ama açıkçası emin değilim, engelleyemediği için mi olumlu, yoksa başörtülü kadınlara bugüne kadar yapılan resmi ayrımcılığı savunmaktan vazgeçtiği için mi.

Bunun test sonuçları, bu hakkın henüz iade edilmemiş bölümüne sıra geldiğinde belli olacak. Bu da “kamuda türban” meselesi. CHP bugün başörtülü kadınların kamu görevlisi olarak çalışma haklarını savunmuyor. Oysa devletin ideolojik tarafsızlığı ilkesi, kamu çalışanlarına karşı da tarafsız olmayı gerektiriyor. Başörtüsü konusunda yeni CHP, eğer gerçekten yeni olmak istiyorsa, bir tercih yapmak zorunda. Çünkü Gülay Göktürk’ün dediği gibi “tam özgürlükçü veya tam yasakçı olmadıkça bu konuda tutarlı olamazsınız.”

Azınlık hakları konusunda da CHP şimdiye kadar Ak Parti’yi hep daha geri bir noktadan eleştirdi, onun evrensel hukuk ve adaletin gerekleri doğrultusunda iyi kötü atmaya çalıştığı adımları sürekli engellemeye çalıştı. Gayrimüslim vakıflarına yönelik ayrımcılığı önemli ölçüde ortadan kaldıran düzenlemeyi “Agop’un mallarının derdine düştünüz” diye Meclis kürsüsünden mahkum eden kişi şu an yeni dönem CHP’sinin de milletvekili.

CHP’nin cemevlerine hukuki statü konusunda hükümete yönelik eleştirisi haklı ve yerinde. Cemevleri, daha doğrusu içinde ibadet edilen her yer ibadethanedir. Ama bir bütün olarak Alevi Sorunu söz konusu olduğunda da CHP hala daha geri bir noktada. Dedeliği suç sayan Alevi Dergahlarını yasaklayan “Devrim” yasalarını hala savunan bir parti Alevi Sorununu nasıl çözebilir?

Haksız ve adaletsiz olduğu noktalar

Bir de geri bir noktadan eleştirmenin ötesinde, basbayağı yanlış yerde durduğu konular ve haksız-adaletsiz olduğu durumlar var.

Ergenekon sanıklarına verdiği destek, hepimiz biliyoruz ki, sadece genel bir sanık haklarını savunmanın çok ötesinde. Eğer KCK sanıklarından veya on yıl boyunca mahkum edilmeden hapiste tutulan Hizbullah Davası sanıklarından esirgediği desteği fazladan Ergenekon sanıklarına veriyorsa, bu ilave duyarlılığın nedenini açıklaması gerekir. Eğer yeni CHP, bizzat kendisinin kurduğu İttihatçı-Kemalist devletin derin partisi olmaktan vazgeçtiyse, bunu pratik olarak göstermesi beklenir. Siz “Silivri toplama kampı” derseniz, bugün asit kuyularında kemikleri aranan kurbanların değil de onların katilleri olmakla suçlananların yanında yer alırsanız, demokratların güvenini kazanamazsınız. İnsan hakları savunucularının, demokratların siyasetteki seçenekleri sınırsız değildir ve böyle bir durumda, davaya en azından özü bakımından karşı olmayan iktidar partisi hala onların “müttefiki” olur.

Suriye konusunda CHP’nin izlediği “değer-bağımsız” tutum da hiçbir biçimde mazur gösterilemez. Kendi halkını katleden, kentlerini bombalayan bir rejime destek anlamına gelen bir ziyaret, sadece herhangi bir demokratik siyasi parti için yıllar boyunca silinmeyecek bir utanç lekesi olarak kalmaz, aynı zamanda onun genel siyasi çizgisi hakkında da bilgi verir. “Bize ne Suriye’den” veya “bizim bundan ne kazancımız oldu” anlamına gelecek açıklamalar da, izlediği siyasetin ahlakla ilişkisine ilişkin sorunlu niteliği bir yana, eski dönemin dar görüşlü bürokratlarının çizdiği bildik “ulusal çıkar”cı çizginin dışına çıkamadığı şeklinde yorumlanabilir. Dahası, yeni CHP’nin Suriye’ye bakışında belirginleşen moral değerlere kayıtsız dış politikanın onun içteki öncelikleri hakkında da soru işaretleri uyandırması mümkündür. (Yeni CHP’nin dış politikası ile iç politikası arasında bir ayrım olabilir diyebilirsiniz. Ama eğer öyleyse, bu da ayrı bir sorundur.)

CHP’nin seçimi

Tarihin ağır yükünü, bagajını sırtında taşıyan bir partinin kendisini değiştirmesi kolay değil. Bunu gerçekten istese bile. Özellikle de o geçmiş, bugün o partinin tabanının azımsanmayacak bir bölümünün ayrıcalıklarını meşrulaştıran ideolojiden bağımsız değilse.

Ama artık askeri vesayete veya yargı bürokrasisinin tarafgirliğine güvenerek siyaset yapmanın güçleştiği bugünler, ilk kez sahici bir siyasetin de koşullarını oluşturuyor. Böyle bir zamanda CHP de bir tercih yapmak zorunda. Hem ayrıcalıklı zümrenin partisi olup hem de iktidar olmak mümkün değil. Hem o zümrenin totaliter ideolojisini taşıyıp hem de liberal, sosyalist veya sosyal demokrat olmak mümkün değil.

Hem özgürlükçü bir anayasa istiyoruz deyip, hem de resmi ideolojinin kendisinde somutlaştığı ilk üç madde için “kırmızı çizgimiz” demek olmaz. Çünkü 82 Anayasası tam da o ilk üç maddedir. Bugünkü anayasanın temel felsefesi, bireyi ve onun haklarını devlete kurban eden özü, resmi ideolojisi oradadır. Bu çelişki uzun zaman sürdürülemez ve ikili bir dille örtülemez. Yarın anayasanın maddeleri daha açık tartışıldığında, CHP’de birileri derin bir hayal kırıklığı içinde olacak.

CHP’nin gerçekten değişip değişmediği, bugün değil, güneşli havalarda değil, kritik bir anda aldığı tutumla test edilecek. Ama demokratikleşmeyi kolaylaştırdığı sürece, ister samimi olsun isterse de bir siyasi stratejinin parçası, bu söylem değişimini olumlu görmek gerek.

CHP’nin başında Kemalizmin kurbanı olan iki kimliği bir arada taşıyan bir liderin olması, onun oraya gelişi ister bilinçli bir dizaynın ürünü olsun isterse tesadüf, her iki durumda da tarihin ironisi veya intikamı olarak görülebilir. Ama bunun peşinen “mutlu son olduğunu” düşünmemek gerek. CHP’nin önünde değişmek ve demokratlaşmak ile Kemalist taban ve ideolojinin altında ezilmek ve bildik zümre partisini sosyal demokrat ideolojiyle kamufle etmeye çabalamaya devam etmek gibi iki yol var.

CHP kaçınılmaz olarak bu yollardan birini seçecek ve demokratların ona yaklaşımını, onun bu tercihinin sonuçları belirleyecek.

Açık Görüş, Star, 19.08.2012