.:

Cumhuriyet Bayramı Coşkusu

Hasan Celal Güzel,   bir TV programda bazılarının Türküm demekten utanır hale geldiğini söyledi. Hasan Celal Güzel, program yapımcısı Ramazan Aydın’ın bazı şehirlerde Türk bayrağı asanlara karşı çıkanları kınayan sözlerine de hak verdi.
Ramazan Aydın’ın kınadığı, evlerine Türk bayrağı asarak, irticayı protesto eden İzmirlilere çatan Rasim Ozan Kütahyalı idi. Hasan Celal Güzel’in program yöneticisin yanlışlarını düzeltmesini beklerken ona katılması beni şaşırttı.

Kimlik Kavgası

Kimliksiz, amorf, tarih sahnesine yeni çıkmış bir millet değiliz. Elbette birilerini hoşnut etmek için kendi kimliğimizi inkâr edecek değiliz. Kürtleri yüceltelim derken Türkleri kötüleyenler, Ermenilere yapılanları lanetlerken Türkleri aşağılayanlar beni de rahatsız ediyor.

Yalnız Kürt kimliği gibi Türk kimliğinin de anlamsız bir kavgada malzeme olarak kullanılmasını da istemiyorum.  Türk olmaktan mutsuz değilim, ama siyasetin de, terörün de etnik kimlik üzerinden yapıldığı bir bölgede, dağlara taşlara “Ne mutlu Türküm diyene” yazılmasını anlamlı bulmuyorum. Dünyaya Kürt olarak gelmiş insanların da, her gün kalktığında bu yazıyı okuyarak mutlu olduklarını zannetmiyorum. Genelkurmay’ın 27 Nisan bildirisindeki, “Ne mutlu Türküm diyene!’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır ” ifadesi de hiç hoşuma gitmedi.

Ben Türklüğümü, emek vererek, çaba sarf ederek, kendimi geliştirerek kazanmadım. Bu benim doğuştan gelen bir özelliğimdir; bundan ne utanırım ne sıkılırım, ama bununla da övünecek değilim. Türkler her millet gibi bir millet, ne Fransızlardan, ne Ruslardan, ne de İngilizlerden geriyiz, ne de Araplardan, Bulgarlardan veya Yahudilerden daha üstünüz.

Tecavüze uğrayarak öldürülen kardeşinin cenazesini almak için Türkiye’ye gelen Antonietta Pasqualino, “Türkler iyi insanlar” demiş. Sayın Ahmet Turan Alkan’ın dediği gibi,  “Biz Türkler, kardeşi tecavüze uğradıktan sonra öldürülen o İtalyan kızcağızın kardeşinin dediği gibi iyi insanlar değiliz; kötü de değiliz şüphesiz; böyle hükümleri her kavim, her topluluk için çoğaltabilirsiniz, bu yüzden anlamı yoktur!“ (Zaman, 14.04.2008).

Türklüğümden utanmıyorum, ama ulusalcılarla ve Atatürk milliyetçileri ile aynı kefeye konmaktan korkuyorum. Bunların, Türklerin kimliğini gerçekten önemsediklerine inanmıyorum. Bunların milliyetçiliğinde Türk milleti veya halk yok;  kaygıları tek parti rejimin sürdürülmesi… Bunlar aslında Türk halkını bilinçsiz, kendi çıkarını bilmeyen, politikacılar tarafından kolayca kandırılan ve kolayca istismar edilen, güdülmesi gereken ilkel bir topluluk olarak görüyorlar. Şimdi bunlara vaktiyle kendisine Türk milliyetçisi diyenler de katılır oldular.

Bayramı Kutlamaları

Sayın Hasan Celal Güzel, kutlamaya hazırlandığımız Cumhuriyet bayramının en büyük milli bayramımız olduğunu, bu bayramı coşkuyla kutlamamız gerektiğini söyledi. Ben sayın Hasan Celal Güzel’e katılmıyorum. Cumhuriyet Bayramı beni hiç mi hiç heyecanlandırmıyor. Hiçbir milli bayram beni heyecanlandırmıyor. Bu bayramlar hiç de hoşuma gitmiyor, çünkü bu bayramlar bazı insanları yüceltmek, bazı insanları ilahlaştırmak adına Türk milletini küçümsemek, Türk halkını aşağılamak için kullanılıyor.

Bu kutlamalarda öncülüğü demokrasi düşmanları ve darbecilerin yapması bu kutlamaları “demokrasiye sövgü, tek parti rejimine övgü şenlikleri” haline getiriyor. Bu şenliklerde Cumhuriyetin asıl maksadı olan milli hâkimiyet kavramı göz ardı edilerek, tek parti dönemi idealize edilmekte, Atatürk’ün adı kullanılarak totaliter özlemler dillendirilmektedir.

Protokolü halkı yok sayan memurların belirlediği, başörtülü kadınların şeref tribününden kovulduğu, kutlama yemeklerine bazı insanların eşsiz çağrıldığı milli bayramlar beni hiç mi hiç heyecanlandırmıyor.

Bu törenlerde resmi ideolojiye bağlılık, rejime biat tazeleniyor, rejim karşıtları tekrar uyarılıyor ve hizaya sokuluyor, yeni muhtıralar veriliyor. Sivil memurlar ve politikacılar protokoldeki yerlerini öğreniyorlar. Anıtkabir defterine muhtıra gücünde bildiriler yazılıyor.  Kolordu kumandanları AKP’li belediye başkanlarını “Neden bayrak az” diye azarlıyor; medya törenlere katılmayan belediye başkanlarının hastalık raporlarının sahiciliğini araştırıyor, hastalık raporuna rağmen o gün belediyeye gelip çalışanları deşifre ediyor, Atatürk anıtına çelenk koyarken ağzını kıpırdatan AKP ilçe başkanının çiklet çiğneyip çiğnemediğini soruşturuyor; garnizon komutanları DTP’li belediye başkanlarının ellerini sıkmıyor;.

Akşam verilen resepsiyonların muteber konuklar arasında genellikle darbe destekçileri bulunuyor, başörtülü vatandaşlarımız asla çağrılmıyor, hanımı başörtülü olanlar eşsiz çağrılıyor, devletin yanlışlarını tenkit edenler çağrılmıyor, darbelere karşı çıkanlar çağrılmıyor. Taşrada yapılan Cumhuriyet balolarında eşraf devlet büyükleriyle bir araya gelerek itibar tazeliyor.

 
Ordu Peygamber Ocağı mı?

Yine Hasan Celal Güzel bazı eski solcu yeni liberallerin de ordu düşmanlığı yaptıklarını söyledi. Bunları söyleyen Hasan Celal Güzel olmasa, bu sözlerin üzerinde durmaya değmezdi.

Sayın Hasan Celal Güzel, bazı muhafazakârların saflıktan, bazı muhafazakârların da korkudan sıkça tekrarladığı, “Ordu Peygamber ocağıdır” lafını da tekrarladı. Bu söz asla doğru değil. Şimdiye kadar, hiçbir ordu mensubu da bu sözü benimsemedi. Onlar ordunun hep laik olduğunu vurguladılar…

“Laiklik ilkesinin kabulüyle Türkiye’de ilk kez ümmet bilincinin yerini ulus bilinci almış, böylece dini vatanseverlik yerine, milli vatanseverlik dönemi başlamıştır” (Yeni Şafak, 24.05.2001) diyor zamanın Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu.  Genelkurmay başkanları, askerlikten çok laikliği kendilerine dert edinmiş durumdalar. Bize özgü, inanç özgürlüğünü tanımayan bir laiklik anlayışını savunuyorlar. Her seferinde YAŞ kararlarıyla irticai faaliyetlerde bulunuyor gerekçesiyle subay ve astsubaylar ordudan atılıyor. Askerlerin ibadet yapmaları sıkı kurallara bağlanıyor.

Laikliği korumak gerekçesiyle darbeler yapan, muhtıralar veren, her fırsatta Genelkurmay başkanlarının ağzından laiklik hassasiyetini ortaya koyan ordu “Peygamber ocağı” oluyor.

İyi ki Eski solcular Varmış

Orduya en büyük zararı verenler, onların yaptığı yanlışları eleştirme cesaretini gösteren Ahmet Altan değil, onların yaptığı yanlışları alkışlayanlardır. Ordu hayranı görünen bazılarının orduya değil darbeleri sevdiğini biliyoruz. Bunların darbeye destek vermeyen askerlere de nasıl hakaretler yağdırdıklarını da biliyoruz. Bunlardan biri eski Genelkurmay Başkanı  Hilmi Özkök için “Beynini masaya koyup düşündüğü için düşünme yetisi farklılaşıyor; tabii insanlar beyinlerini kafalarının içinde taşıyorlar, beyinleri çıkarıp masanın üzerine koyduğun zaman düşünme yetisi farklılaşıyor” (Kanaltürk, 12.04.2007) diyor. Ahmet Altan Genelkurmay başkanlarını ve generalleri cesur bir üslupla hep eleştirdi; ama Tuncay Özkan’ın şu üslubunu hiç kullanmadı.

İyi ki, askerlerin yaptığı yanlışları yazan eski solcular, eski yeni liberaller var. Generaller o kadar çok övüldüler ki, yaptıkları her şeyin doğru olduğuna inanır oldular; her konuyu herkesten iyi bilir olduklarını zannediyorlar; ülkenin dış politikasını, ilköğretimin kaç yıl olması gerektiğini, üniversite rektörlerini belirlemeye başladılar.

İyi ki Ahmet Altana’lar, Gülay Göktürk’ler, Etyen Mahçupyanlar’lar varmış. İş eski sağcılara kalsaydı, Sayın birkaç istisna dışında darbelere karşı çıkan insan bulmamız çok zor olacaktı. Süleyman Demirel ve yandaşlarının nasıl darbecilere teslim olduklarını, Mesut Yılmaz ekibinin nasıl darbecilerle işbirliği yaptıklarını, Devlet Bahçeli ve ülküdaşlarının kabadayılıklarının nasıl darbeciler karşısında bittiğini, Necmettin Erbakan ve Tansu Çiller ekibinin nasıl darbeciler karşısında ezildiklerini görmedik mi?

Hasan Celal Güzel en kötü günlerde darbeci generallere karşı çıkma yürekliliğini göstermiş, yiğit bir kişidir. Herkesin 28 Şubatçılara karşı teslim olduğu günlerde, darbecilere meydan okumuş, hapse girmeyi de göze almış kişidir. Sayın Hasan Celal Güzel, samimi milliyetçilerle yalandan milliyetçileri, görevini yapan askerlerle elindeki silahı milletin meşru temsilcilerine karşı yönetenleri, Türk Bayrağına yürekten saygı gösterenlerle, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de olur olmaz evlerine Türk bayrağı asanlar, ellerinde Türk bayraklarıyla Cumhuriyet mitinglerine koşanlar arsındaki farkı çok iyi bilen bir insandır. Bu sebeple söyledikleri sözler beni şaşırtıyor ve anlamakta zorlanıyorum.