.: Bekir Berat Özipek

Chris’in siyaset yapma hakkı

CHRIS Stephenson’ı bundan tam 14 yıl önce İngiltere’ye yaptığım yolculuk esnasında tanıdım. Ben yaz tatilini değerlendirecektim, aynı fakültede araştırma görevlisi olan, sevip saydığım ve politik olarak çok ayrı yerlerde durduğumuz için sürekli tartıştığım bir arkadaşım da bir grup yoldaşıyla beraber “Marksizm 2002” haftası etkinliklerine katılacaktı. Chris de o gruptaydı. Onunla Türkiye siyaseti hakkında konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ve bir konuda hemfikir olduğumuzu: Türkiye’de sıkılmak mümkün değildi. İngiltere’de doğup büyüdüğü sokağa yirmi yıl sonra tekrar gittiğinde, hiçbir şeyin değişmediğini gördüğünü, sadece bir evin boyanmış olduğunu fark ettiğini söylüyordu.

“SAVAŞA HAYIR”

Yolculuğu beraber yapıp sonra kendi işimize bakacaktık. Aktif politikayla ilgili olmayan liberal bir dernekten davet mektubu almıştım ve orada zaman geçirmeyi planlıyordum. Ama öyle olmadı. O yıl ABD Irak’ı işgale hazırlanıyordu. İngiltereli liberaller savaşa bir karşı duruş sergilemezken, iktidardaki İşçi Partisi de ABD’nin peşine takılmış durumdaydı.

Benimle yolculuk yapan arkadaşların desteklediği Socalist Workers Party’nin de içinde bulunduğu savaş karşıtı geniş bir sivil koalisyon ise, “Irak’ta savaşa hayır” sloganı üzerinden, İngiltere’nin işgale destek vermesine karşı geniş çaplı bir yürüyüş organize etmeye çalışıyordu. Zamanımı nasıl değerlendireceğime dair karar vermem zor olmadı. Davet aldığım derneğe gitmek yerine, o süre boyunca ben de imza topladım, bildiri dağıttım ve gerçekleştirilecek büyük yürüyüş için çalıştım. İngiltere vatandaşı değildim ama bunun benim için hiçbir önemi yoktu. Vatandaşı olmadığım ülkenin politikasını etkilemek için faaliyet yapma hakkını kendimde görüyordum ve öyle de yaptım.

VELEV Ki DAĞITSAYDI

Bunları niye anlatıyorum? Geçenlerde Chris, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlere destek için Çağlayan Adliyesi’ne gitmiş ve adliyeye girişinde yapılan aramada çantasından çıkan ve üzerinde “öz yönetimlerle özgür newrozlara” yazılı on adet davetiye dolayısıyla “terör örgütünü övme” suçlamasıyla dava açılmış. Davetiye, HDP İstanbul İl Örgütü’nün. Üzerinde sokakta yanan ateşlerin ve barikatların olduğu ajitatif fotoğraflar var. Ama yasak bir belge değil; partiye bu davetiye dolayısıyla açılmış bir dava veya verilmiş bir ceza da yok.

Chris’in bu davetiyeleri dağıttığına ilişkin bir kanıt da. Bildiriye desteğe gelince: O bildirinin ne kadar haksız, adaletsiz ve akıl dışı olduğunu daha önce yazmıştım. Ama bütün bu özelliklerine rağmen akademik özgürlüğe girdiğini de. Chris, bir Türk’le evlenmiş, burada bir aile kurmuş, çocuğu olmuş, tercihini Türkiye’de yaşamaktan yana kullanmış bir Türkiyeli. Hakkında çıkan ve “ajan” olduğunu ileri süren haberlerden ne kadar rahatsız olduğunu kestirmek de güç değil. Ben onun dünya görüşünü paylaşmıyorum. O perspektiften yaptığı birçok analizi de. (Bir de fırsattan istifade laf atayım, ideolojik handikapları olmasaydı, daha makul analizler yapabilirdi). Ama tartışıyoruz işte. Önce sınır dışı edilmek istendiğini, sonra neyse ki bu karardan vazgeçildiğini, ama bu kez de hakkında dava açıldığını öğrendiğimde aklıma gelenler bunlar. Onun da buradaki herkes kadar doğru ve buradaki herkes kadar yanlış yapma hakkı var. O da ifade özgürlüğünü kullanıyor ve bunu yaparken rahat bırakılmaya ihtiyacı var.

Yeni Yüzyıl Gazetesi, 09.05.2016