.: Harun Kaban

Ceci n’est pas un coup d’Etat

Son “kavga”nın tartışmasında, değerlendirilmesinde bilmiyorum farkında mısınız ama önemli bir durum var: “Konuşmuyoruz!” Herkes bir şey söylüyor ama bir kakafoni var. Tartışmanın temel “kelimeleri” tam anlamıyla “manasız”! Bu durum ise müthiş bir “algı farkı” yaratıyor. Son tahlilde, sürekli bir tevil durumu söz konusu.

Cemaat cemaat değil, firavun demek firavun demek değil, ağız dolusu haykırarak beddua etmek beddua değil, şantaj şantaj değil. Twitter’dan tehditler savurmak tehdit değil ve iyi planlanmış, zamanlaması harika bir operasyonla hükumeti devirmeye çalışmak darbe değil. Bu arada, yayın organlarında olağan üstü hal yayını, mensuplarında seferberlik hali sözkonusu ama bütün bu olan bitenin de camiya ile hiçbir alakası yok! Camiya mensupları bütün bu “öyle değil, böyle değil” açıklamarını kendi içlerinde çok güzel ifade ediyor, temellendiriyorlar ve birbirlerini ikna ediyorlar fakat sanırım henüz anlayamadıkları önemli bir nokta var: Bütün Türkiye ve kamuoyu camiya mensubu değil! Yani herkes olan biteni camiya mensupları gibi okumuyor, okumak zorunda da değil. Camiyanin tavrı ne yazık ki dindar, muhafazakar veya seküler farketmez, artık az çok camiyaya karşı hüsnüzan besleyen birçok insanı yeniden düşünmeye sevkediyor. Açıkçası kendi adıma, camiyaya karşı algımı “ikinci katip seviyesine” indirmiş durumdayım. Artık camiyanın “ilk söylediği”ni dikkate almıyorum, çünkü nasıl olsa ya ben yanlış anlamışımdır yada mutlaka o şey aslında başka bir şeydir.

Peki “yolsuzlukları niye görmüyorum!”… Pardon ama görmediğimi kim söyledi? Dershanelerin kapatılmasına karşı olduğumu söylerken, yazdığım itirazın hizmet katında kabulü için illa #EğitimeSonDarbe gibi üçüncü sınıf slogan hashtag’lerine mi yazmam gerekiyor? “Yolsuzluğu görmek” için illa “olan biteni görmemek” mi gerekiyor? Hem yolsuzlukları, hem de olan biteni görüyorurum ve Berat Özipek’in deyimiyle, meselenin sadece yolsuzluktan ibaret olmadığını düşünme hakkımı kullanıyorum.

Tepkimi test edip onaylamada veya demokratlığımı sorgulamada, hashtag haline getirilip içi boşaltılan kavramlara dair tweetler atıp atmamak mı ölçü olarak kullanılıyor? #KatılımcıDemokrasi diye hashtag açıp “katılım iyidir, demokrasi güzeldir, babamın katılımcı demokrasisi var” kıvamında tweet atmak mı demokratlık oluyor? Bu konuda da demokratlığımızı bu teste tabi tutmayacak kadar özgüvenim var çok şükür, kendimi beğendirmeye çalışıp girmeye uğraştığım bir mahalle yok ve mevcut mahalleme güzel görünme gibi dertlerim de yok.

Hasıl-ı kelam, siz “o öyle değil” dediniz diye “o öyle” olmaktan çıkmıyor öyle olan şey; siz kendinizi kandırabiliyor, “cambaza bak” derken büyük bir iştahla cambaza bakıyor ve gerçekten orada bir cambaz olduğunu görüyor olabilirsiniz ama ben orada bir cambaz olduğunu görmek için illa sizin işaret ettiğiniz anda bakmaya gerek duymuyorum, biliyorum orda bir cambaz var. Fakat ipin aşağısında da bir şeyler oluyor, ikisini birden görecek zeka, tecrübe ve birikime sahibim.

Rene Megritte’nin “İmgelerin İhaneti” isimli meşhur tablosu, popüler kültürün en önemli ikonlarından birisi… Tabloda çok iyi tasvir edilmiş ve gerçeklik hissi veren bir pipo vardır ve altında “ceci n’est pas une pipe” yazmaktadır, Türkçesi şöyle: “bu bir pipo değildir”. Evet, bir Fransız için o tablodaki pipo bir pipo değildir, Fransızca bilen biri bu gerçekçi pipo resminin altında yazan “bu bir pipo değildir” yazısının verdiği mesaj üzerinden sürrealist yorumlar geliştirebilir, uzun uzun düşünebilir, konuşabilir. Fakat Fransızca bilmeyen bir kızılderili için o bir pipodur.

25 Aralık’ta da bir darbe teşebbüsü yaşanmıştır ve fotoğrafın altında “Ceci n’est pas un coup d’Etat” yazmaktadır. Camiya mensupları ve sürrealist darbeciler öyle inanmaya devam edebilir fakat Türkiye’nin darbeler tarihine Fransız olmayanlar için tablodaki şey bir darbedir.

https://twitter.com/harunkaban