.: Ünsal Çetin

Burgaz’ın Para Politikası

Türk Dil Kurumu’nun internet sitesi Türkçe sözlüğüne “demagog” yazdığınızda size “İsim, Laf cambazı” şeklindeki kısa tanımı ve Necip Fazıl Kısakürek’ten “Demagog, kelime oyunu içinde hakikati güme götüren bir hokkabazdır” örnek cümlesini verir.

Hakikatin güme gitmesi için saçmalıktan ibaret nedensellikleri anlatır bize demagog. Örneğin, finansal kesimin elini ayağını kesmeden seçmenlerin hür iradesinin parlamentoya yansımayacağını bile söyler. “Düşük faiz istemini dogmaya dönüştüren” bu iktisatçı cahillere göre herhangi bir ekonomik konjonktür faiz oranlarını baskı altına almak için gerekçe olabilir ve gerekçedir de. Daha komiği, tasarrufların yükselmesi için bile faiz oranlarının düşürülmesi gerektiğini duyabilirsiniz.

İktisatçı demagoglarımızın hakikati güme götürme yeteneklerine rağmen, meslekten iktisatçı olmayan bir ismin, Etyen Mahçupyan’ın değerli bazı fikirleri dile getirdiği bir tartışma söz konusu.

Önce, şu merkez bankası bağımsızlığı meselesini ele alalım. “Merkez Bankası’nın bağımsızlığı bir tabu değil.” Ve olmamalı da. Sırf cumhurbaşkanımıza gıcıklık olsun diye, tali bir konu para politikasının asıl mevzusu konumuna taşınmamalı. Maalesef bu tali konu bile kişiselleştirilmiş bir inatçılığa malzeme oldu. MB’nin bağımsızlığına karşı çıkanlar faiz oranlarını R. T. Erdoğan’ın belirlemesini savunuyorlar. ‘MB bağımsız olmazsa yandık bittik’ diyenler ise faiz oranlarını E. Başçı’nın ya da sıradaki bir bürokratın belirlemesinden yana. Dolayısıyla, bu iki küme arasında gerçekte bir tartışma yok. Hatta özünde bir uzlaşı var. Politika kişilerin keyfi iradesine tabi olduktan sonra şu ya da bu ‘ademoğlu’, özünde ne fark eder? Cevap veriyorum. ‘Derece’ fark eder. Bu iki isim de faiz oranlarının baskı altına alınmasından yana, ama Cumhurbaşkanımız ‘daha fazla’.

Liberal demokrasi ve hukukun üstünlüğüne değer verenler konu para politikasına gelince ilgisiz bir yöntemin –merkez bankası bağımsızlığının– kaçınılmaz olduğunu düşünme eğiliminde. Halbuki onların daha doğru ve tutarlı bir şekilde, liberal demokrasinin gereği olarak, politikanın kurallara dayalı olmasında diretmeleri gerekirdi. Ancak kurallara dayalı bir para politikası keyfi politika yönetimini sınırlandırabilir. Kurallara dayalı ve doğru bir para politikası bağımsız bir merkez bankasınca yürütülebileceği gibi, siyasi iradenin görevlendirmesi ile de yürütülebilir. Yerli ya da yabancı yatırımcılar en nihayetinde politikanın muhtevasına bakarlar. Son derece bağımsız bir merkez bankasından çıkan kötü para politikası kararları onları memnun etmeyecektir. Politikanın dengeleştirici veya dengesizleştirici tesirleri öncelikli öneme sahiptir. Liberal demokrasiden yana olanların tabiri caizse bu ‘unutkanlığını’ daha detaylı olarak “Liberal Demokrasinin Kayıp Halkası” (I) isimli çalışmamda ele aldığım için kurallara dayalı para politikası mevzusunu şimdilik ve burada kısa kesiyorum.

Mahçupyan, “İsteyen bugünün dünyasında faizin gerçekten de bilinçli bir kararla düşürülebileceğini sanacak kadar bilgisizce veya sorumsuzca fikir yürütebilir” diye yazdığında para politikasına dair tartışmadaki en önemli hususa işaret etmiş oldu. Bilhassa şu satırlarda Mahçupyan Avusturya Okulundan bir iktisatçı gibidir. “Ama bunun [faiz oranlarını düşürmenin] idari bir karar sonucu ‘indirilerek’ sağlanamayacağını bilecek kadar ekonomiden anladığınızı da belli etmeniz lazım.” “Merkez Bankası’nın faiz indirmesiyle nihai faizin ve sonuçta enflasyonun düşeceğini önerecek kadar iktisat biliminden, Türkiye koşullarından ve küresel dinamiklerden uzak olan bir yaklaşımın anayasa ve başkanlık tartışmasına zarar verdiği açık.”

Yüzeysel bir bakış açısı 2008 sonrası dönemde Türkiye’de ve gelişmiş ülkelerde faiz oranlarının merkez bankalarının faiz politika kararları marifetiyle, yani “idari bir karar sonucu” indirildiğini ve bu yüzden de Mahçupyan’ın haksız olduğunu ileri sürebilir. Fakat bu yöndeki bir iddia, kamu politikalarının herhangi bir alternatif maliyete ve ikincil tesirlere sahip olmadığını savunmakla eş anlamlıdır. ABD Fed’in 2008 çöküşü sonrası sıfır faiz oranı politikasının bir maliyeti olarak, kendi iktisat tarihinin en zayıf ve para politikasına aşırı derecede bağımlı kriz sonrası ekonomik iyileşmesini yaşıyor. Bu ‘olağandışı’ ve ‘geleneksel olmayan’ ifadeleri ile adlandırılan politika kendisine ait riskleri de beraberinde getiriyor. TCMB 2009’da başlattığı aşırı düşük, daha doğrusu negatif reel faiz politika oranları nedeniyle 2010–2012 döneminin hormonlu büyümesinin mühendisliğini yaptı. Temel olarak bu politika nedeniyle, 2013–2015 döneminde ekonomik büyümemizi kendi ellerimizle sınırlandırmayı tercih ettik. 2009–2015 konjonktürümüz, çok şükür ki, sadece para politikasının orta ve uzun vadedeki en iyi ihtimalle tesirsizliği tecrübesine dönüştü. Çünkü MB’nin ürettiği istikrarsızlığı ve yapay büyüme eğilimlerini sterilize eden, yani çok daha büyük ölçüde sağlıklı büyüme eğilimlerini harekete geçiren başka bir politika daha vardı. Şaşırtıcı olmayacak şekilde bu, AKP hükümetlerinin liberal ekonomik politika ilkelerine en yaklaştığı saha olan maliye politikamızdı. Eğer bu politika olmasaydı MB’nin parasal hızlandırmacılığı tesirsiz kalmak bir yana, makroekonomik, yani ekonominin geneline yayılan bir hastalığa pek ala yol açabilirdi. Birileri liberal iktisat anlayışına küfürler ede dursun, o bizi, hepimizi ayakta tutmaya devam etmektedir.

Uzun sözün kısası (çünkü bazı başka önemli detayları ve implikasyonları yazıyı kısa tutmak amacıyla ele almıyorum), elbette ki, faiz oranlarını idari bir kararla, yani devlet müdahaleleri ile düşürebilirsiniz. Fakat faiz oranlarının üstüne ne kadar uzun süre ve şiddetle vurursanız, yansımaları ve sonraki sonuçları o kadar hoşunuza gitmeyecektir. Bu bedeli ödemeyi göze alıyorsanız, özünde bir fiyat kontrolü olan finansal baskıcılığınıza devam edebilirsiniz. Ama bu bile sizin istediğiniz kadar süremez. Sonu gelecektir. Serbest piyasacı olmasanız bile, faiz oranları size kaçınılmaz gerçeği, kaynakların kıtlığını öğretecek ve balyozu yere indirmenizi sağlayacaktır.

Şu yapılan tartışmaların bu gerçeği daha fazla dikkate almasını ümit ederdim.

(I) “Liberal Demokrasinin Kayıp Halkası, Kurallara Dayalı Para Politikası İçin Gerekçe”, Ünsal Çetin, http://www.liberal.org.tr/uploads/yuklemeler/Liberal%20Demokrasinin%20Kayıp%20Halkası.pdf