.: Bekir Berat Özipek

Bu imamın arkasında namaz kılınmaz!

Bazı suçlar vardır, affedilir. Bazı hatalar vardır, göz ardı edilir.

Mesela işe geç gelen bir çocuk bakıcısına kızarsınız, ama alternatifiniz yoksa katlanabilirsiniz. Yanlış kararlar veren hakeme, dinde derin olmayan imama veya papaza da öyle.

***

Ama öyle durumlar da vardır ki, artık ona o işi yaptıramazsınız. Öyle bir şey yapmıştır ki, onunla ipleri tamamen koparırsınız.

Tembel bakıcıya çocuğunuzu emanet edebilirsiniz; ama çocuk suiistimaline şahit olduğunuzda asla.

Yanlış karar veren bir hakeme, eleman kıtlığında katlanabilirsiniz. Ama taraftarı olduğu takımın yenileceğini anlayınca dayanamayıp onlarla birlikte top koşturmaya başlayan hakeme artık bir daha asla o işi yaptıramazsınız.

İmanı zayıf imama katlanırsınız, ama ateist olduğunu öğrendiğiniz imamın arkasında namaz kılmazsınız; ateist papazın sizi takdis etmesini istemez, ona kilise emanet etmezsiniz.

***

Kurumlara güven de tıpkı insanlara güven gibidir.

Anayasa Mahkemesi yanlış karar verebilir; bunlar ona duyulan güveni zedeleyebilir; ama “367 Kararı” onu yok eder. Çünkü “içtihat hatası”yla izah edilecek bir yanlış değildir o. Ve kendisine emanet edilen çocuğu suiistimal eden bakıcıya ne yapılırsa, kendisine emanet edilen hukuka alenen tecavüz eden mahkemeye de o yapılır.

Artık o karardan sonra parlamento ona anayasa emanet edemez. Yasama organına düşen o mahkemeyi sıfırdan yeniden kurmaktır.

Yargıtay’ın birçok yanlış kararı olabilir; ama “Hrant Dink Kararı”ndan sonra Yargıtay ile ilgili bir tartışma yürütülemez. O andan sonra parlamentoya düşen Yargıtay’ı yeniden kurmaktan başka hiçbir şey değildir.

Danıştay’ın “Katsayı”, HSYK’nın “Ferhat Sarıkaya Kararı” da öyledir.

Maçta tuttuğu takımla birlikte top koşturup öteki takıma gol atmaya çalışan hakeme maç ne kadar emanet edilirse, bu kurumlara da hukuk o kadar emanet edilir.

***

Anayasa Mahkemesi yine göz göre “öze” girmiş, ama bu sefer fazla hasar vermemiş.

Ne fark eder? Bu saatten sonra hiçbir karar, kaybolan güveni geri getiremez.

Bakın CHP’liler bile onu bu kez yeterince öze girmemekle suçluyorlar.  Adeta ona “her zaman yapardın, şimdi ne oldu?” diye soruyorlar.

Satır aralarını okuyun.

Onlar da bu mahkemeyi hukuka bağlı olduğuna inandıkları için değil, kendi siyasi saflarında gördükleri için olumluyorlar. Ona tarafsız hakem değil, siyasi partner gözüyle bakıyorlar ve o yüzden seviyorlar.

Bir mahkeme için bundan daha aşağılayıcı bir “sevgi” olabilir mi?

Ve adaletin siyasi bir kampın elinde silah olduğu bir ülke için daha büyük felaket?

***

Bu saatten sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmak, suiistimali normalleştirmek anlamına gelecek.

Kırk yılın başında Anayasa Mahkemesi CHP’nin tam istediği gibi karar vermedi diye “karardan memnuniyet duyuyoruz” diyen Ak Partililer bunu yapıyor.

Sorunla yüzleşmek zorundayız.

Ve sorun şu ki, artık bu dadıya çocuk emanet edilmez.

Star, 13.07.2010