.: Harun Kaban

Batı ve Cemaat’in İşgal İçin Meşruiyete İhtiyacı Yok

Batı bir yalana inanmak istiyor. İşine gelen, ezberlerini bozmasını gerektirmeyecek, zihin konforunu ve hayat akışını etkilemeyecek bir yalan bu. Gülenciler ve “cemaatin liberalleri” de o yalanı söylüyor, alan razı satan razı durumu. Fakat bu bir ikilem. Zihin konforunuz ve hayat akışınız, ikisinden biri bozulmadan devam edebilecek bir dünyada yaşamıyoruz. Eğer zihin konforunuzu bozmayı göze almazsanız hayatınızın akışı bozulacak veya zihin konforunuzdan vazgeçip birazcık “düşüneceksiniz” ve böylece hayat akışınız olağan ve “ahlâklı” bir şekilde devam edecek.

***

FETÖ hainlikte dünya tarihinin gördüğü en tehlikeli ve o oranda “orijinal” bir örgüt. Bu örgüt 2012’den beridir bir imaj inşa ediyor. Batı’ya “anlaması kolay” bir Türkiye imajı çiziyor; başında kaba bir diktatörün bulunduğu, terör örgütleriyle içli dışlı, radikal İslamcı bir parti tarafından yönetilen, sıradan bir Ortadoğu bataklığı…. Today’s Zaman Gazetesi’nden Abdullah Bozkurt isimli haşhaşi, gazeteci kamuflajıyla, henüz ortada IŞİD yokken El-Kaide, Hamas gibi isimleri yazısında AKP ile birlikte anarak, AKP’nin radikal İslamcı bir yapı olduğunu işliyordu, IŞİD icat olunca orda devam ettiler, anlam veremiyordum ama önemsemiyordum da. Meğer bu hepimize cehennem olacak bir yola, çok sonrası için döşenen taşlardan birisiymiş. Twitter hesabında üç beş twitine bakınca ne demek istediğimi anlayacaksınız.

abdullah bozkurt

Zaman içerisinde cemaat bütün yatırımını, Türkiye’yi “radikal İslamcı örgütlere destek veren ülke” olarak göstermeye ve kendilerinin de “modern” ve Batı değerleriyle uzlaşabilir “ılımlı İslamî” bir yapı olarak göstermeye yaptı. Bu yolla Erdoğan’ı Lahey’de savaş suçları mahkemesinde yargılatma hayaliyle, Batı’nın kolaylıkla satın alacağı bir format için çabaladı. Örgütün elebaşı Fetullah Gülen, vaazlarında Erdoğan’ın ismini Kaddafilerle, Saddamlarla birlikte, sonunun da onlara benzeyeceği ümidiyle geçirdi. Ne yazık ki büyük oranda bu imajı yaratmada başarılı da oldular, nitekim Batı Mısır’da olduğu gibi, bize dayattığı bütün değerlerini ayaklarının altına aldı ve darbeden medet umdu. Cemaat, 7 Şubat’ta, 17-25 Aralık’ta “organizasyonel” olarak yapıp içinden çıkamadığı şeyi, 15 Temmuz’da fillen ve “fiziksel olarak” dokunmak şeklinde yeniden yapmaya kalkıştı; şükür ki bu defa da beceremedi ve bu defa çok ağır bir şekilde giriştikleri için o ölçüde ağır bir yenilgiyle karşılaştılar.

15 Temmuz işgal girişimiyle birlikte, Cemaat yurt içinde meşuiyetini tamamen yitirdi. Cemaatin elitleri artık yurtdışına kaçıyorlar ve hainliklerine dışardan devam ediyorlar, bir kısmı da uyku durumuna geçti. Yurt dışına kaçamayacak kadar gariban veya cemaatin kaçmasını sağlamaya gerek görmeyeceği kadar önemsiz üyeler ise ya hapishanelerde çürüyecek ya da toplum tarafından tecrit edilerek zor günler geçirecek. Fakat cemaat bunu hep yaptı, parası olan esnafla olmayanı, akıllı çocuklarla vasat çocukları hep farklı tuttu.

Cemaat yurt içinde neredeyse kendini görünmez hale getirdi, hücrelerini uykuya aldı, kriptoları gece gündüz “Darbe yapanın da yaptıranın da Allah belasını versin!” diye, akıllarınca darbecileri göz önünden kaçırarak darbeyi kınıyorlar, bazıları Fetullah Gülen dahil tüm cemaate sövüyor tedbir gereği ama ortak nokta olarak, memleket sathında görünmez olmak için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Fakat cemaat vazgeçmedi. Cemaati maşa olarak tutan el de vazgeçmedi. Dışarıda inşa ettikleri imaj gayet başarılı olduğu için, tüm enerjilerini ona sarfetmeye başladılar. Artık amaç Türkiye’yi bir dış müdahaleye açık hale getirmek. Ülke içinde Batı açısından işgale bir meşruiyet yaratmak için giriştikleri tüm darbe kalkışmaları başarısız oldu, fakat artık şu noktada Batı ile buluştular: Bir meşru temele gerek yok. Tıpkı vaktiyle Irak’ın işgali için oluşturulan meşruiyetin yıllar sonra bir yalandan ibaret olduğunun ortaya çıkması gibi, yalan bir meşruiyet kaynağı ile işgali gerçekleştirebilirler. İncirlik Üssü ve nükleer silahlar üzerinden yürütülen tartışmanın gelip dayanacağı yer burası maalesef. Zaman içinde (şu an abes gelen) “kontrol edilemeyen Erdoğan’ın nükleer silahlara el koyma ihtimali” gibi meseleleri ciddi ciddi tartışıyor hale geleceğiz. Tabiî ki bu stratejinin taşeronları da yine cemaat.

Cemaat Türkiye’yi bir NATO müdahalesine veya doğrudan “Haçlı İşgali”ne uygun bir hale getirmek için elinden geleni yapıyor, son vaazında Gülen bunu teyit ediyor. Kavga artık uluslararası arenada. Devletin ve vatandaşlar olarak bizim, şimdiye kadar çoktan yapılması gereken, çok geç kalınmış hamleleri artık yapmak zorundayız zira işin ucunda gerçekten işgal var.