.:

Atatürk’e Hakaret Serbest mi Olmalı?

AB ülkelerinin hiç birinde bir devlet büyüğünü koruma altına almak için özel bir kanun olmadığından, AB İlerleme Raporunda Türkiye’den de bunun istenmesi Atatürkçüleri fena kızdırdı. Bunlar, AB’nin kaygısının Atatürk ismi kullanılarak ifade özgürlüğünün kısıtlanması olduğunu bilmez görünerek, AB Atatürk’e hakaretin serbest olmasını istiyor diyerek AB’yi kötülemeye çalışıyorlar.
Elbette,  Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun olsa da olmasa da Atatürk’e hakaret etmeye kimsenin hakkı yoktur. Yalnız Atatürk’e değil, Ruhat Mengi’ye de, vatandaş Mehmet Efendiye de kimsenin hakaret etme hakkı yoktur. Bir “Ruhat Mengi  aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun” olsa da olmasa da birisi Ruhat Mengi’ye hakaret ederse, bunun muhakkak bir yaptırımı olması gerekir.

Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun

1951 yılında DP iktidarı döneminde çıkarılan 5816 nolu Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanuna göre:

“Madde 1. Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. / Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. / Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.
“Madde 2. Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır. / Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.”

Her ne kadar bu kanundaki, “Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır” ifadesi ile “Birinci maddede yazılı suçlar; … basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır” ifadeleri, fikir hürriyeti açısından kabul edilebilir olmasa da, bu kanun aslında masum bir kanuna benziyor. Kanun metninden anladığımız kadarıyla, bu kanunun Atatürk’ün yaptıklarının veya Atatürk döneminde yapılanların eleştirisiyle herhangi bir ilişkisi yok, yalnızca Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret etmeyi veya sövmeyi yasaklıyor.

Bilmiyorum böyle bir kanuna neden gerek görülmüş. Böyle bir kanun olmasa, Atatürk’e veya yaşayan veya ölü herhangi bir kimseye hakaret serbest mi idi? Bu kanun olmasa, Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip etmek, kırmak, bozmak veya kirletmek serbest mi olacaktı? Barbaros Hayrettin’i koruyan bir kanun yok, şimdi herhangi bir kimse gidip Beşiktaş’taki Barbaros heykelini kırarsa cezası yok mu? İsmet Paşanın heykellerini kırmak serbest mi?

Atatürk Adının İfade Özgürlüğünü Engellemek İçin Kullanılması

Bu kanunu antidemokratik yapan, tek kişiyi koruma altına alması dışında, savcıların uygulamada yaptığı antidemokratik yorumlar olsa gerekir.

Nitekim Atatürk ismi kullanılarak ifade özgürlüğünü engellemeye çalışmanın tipik bir örneğini Prof. Dr. Atilla Yayla’nın bu maddeden yargılanması olayında yaşadık.

Atilla Yayla’nın ”Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Toplumsal Etkileri” konulu panelde Atatürk’e ve hatırasına hakaret ettiği ileri sürülmüştü. Cumhuriyet Savcısının hazırladığı iddianamede, Yayla’nın, Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun’un 1/1, 2/1 ve TCK 53. maddeleri gereğince 1-3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasını talep edilmişti.

Atilla Yayla bu panelde tek parti dönemi ile çok partili dönemi karşılaştırmış, tek parti döneminin problemli olduğunu, iddia edildiği gibi kemalizmin bir yönüyle ilerlemeye değil, gerilemeye tekabül ettiğini söylemişti. Savcı bu sözlerden her nasılsa Atatatürk’e hakaret yorumu çıkardı. İyi de, savcı Atilla Yayla’yı bu kanunun hangi maddesine dayanarak suçlamıştı. Bir bilim adamının tek parti dönemini bu şekilde değerlendirmesi nasıl oluyor da Atatürk’e hakaret kapsamına girebiliyordu? Aslında olayda hakarete uğrayan Atatürk’ün hatırası değil, Atilla Yayla’nın kendisi idi. Yeni Asır gazetesi hakaret bir yana, Atilla Yayla’yı hain ilan etmişti.

Atilla Yayla’yı hakim karşısına çıkaran savcı bu maddeyi Atatürk’ü değil de tek parti rejimini koruma hassasiyetiyle yorumlamıştı. Anayasa Mahkemesinin 367 kararını verebildiği bir ülkede bir savcının da kanunları kendi dünya görüşüne göre yorumlamasına şaşırmamamız gerekir.

Atatürk’e hakaret konusunda savcılardan çok daha hassas olan sendikacılarımız da var. Eğitim-İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, açık lise imtihanında sorulan bir soruda Atatürk’e hakaret edildiği iddiasıyla savcılığa suç duyurusunda bulunuyor.

“Aşağıdakilerden hangisi Atatürk’ün kişisel özelliklerinden biridir?” diye bir soru soruluyor. Cevap seçenekleri: “a) Hayalperest oluşu b) Maceracı oluşu c) Mantıklı oluşu d) Mandacı oluşu”

Adıbelli’nin şikâyeti nasıl değerlendirildi, bilmiyorum. Soruyu soranlar bir yolunu bulup sıyırabilir, ya da hafif bir ceza ile atlatabilir. Ben yazı tura ile sorulara cevap verenlerin başına gelecekleri düşünüyorum. Yazı tura ile “a” veya “b” şıkkını işaretleyenler yine işi hafif atlatabilir, ya “d” şıkkını işaretleyenler ne olacak. Yargıçlar bunlara hafif cezalar verse bile, Devlet Bahçeli ve Deniz Baykal’ın elinden nasıl kurtulacaklar?

Rauf Beye de Hakaret Serbest Olmamalı

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in okuyucusu, “CHP Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal Kurtuluş Savaşının bağrından kardelen çiçeği gibi zor şartlarda doğmuş bir halk hareketidir. Şimdi CHP’ye genel başkan atayanlar Osmanlı’nın Mondros Mütarekesi’ni zafer diye halka sunan Rauf Orbay gibi emperyalist işbirlikçileridir” diye yazıyor (Hürriyet, 21.01.2005).

Belli ki, partizanlık gözünü karartmış olan Yalçın Bayer’in okuyucusu ne söylediğini bilmiyor. İhtimal, Atatürk’ün en yakın silah arkadaşı Rauf Orbay’ı Damat Ferit Hükümetinin adamlarından biri zannediyor. Ama en azından bu mektubu yayınlayan Yalçın Bayer’in ve Hürriyet gazetesi sorumlularının, Milli Mücadelenin önderlerinden biri hakkında “emperyalist işbirlikçisi” sözünü kullanırken biraz insaf sahibi olmaları gerekirdi.

Nasıl olsa bir Mehmet Akif’i koruma kanunu yok. Meydana boş bulan bir general de durup dururken, Birinci Meclis’in üyesi, İstiklal Marşımızın yazarı Akif’e yakışıksız bir dille saldırarak dikkati çekmeye çalışıyor.

Neymiş Akif’in suçu? Şapka giymemiş, Çanakkale şehitleri şiirinde Çanakkale şehitleri için “Bedr’in aslanları ancak o kadar şanlı idi” diyerek Bedr savaşında 500 kişiyle çarpışan 250 bedevi Arap’la, dünya uluslarına karşı destanlar yazan Mehmetçiği bir tutmuş, Arap’ın adamı imiş, Adam olacak adama ulusun adamı olmak yaraşırmış…

Prof. Dr. Tuğgeneral Yalçın Işımer bu konuşmayı 1999 yılı GATA’nın açılış dersinde yapıyor. Bu konuşma orada bulunan devlet yetkilileri ve komutanlar tarafından hararetle alkışlanıyor. Komutanı tebrik eden edene… Muhtemelen Tuğgeneral Işımer’in, 2000 yılı Ağustosunda tümgeneralliğe terfi etmesi fazla zor olmamıştır.