.:

Ahmet Cem Özen – Füze Kalkanı ve Türkiye

NATO’nun Lizbon zirvesinde NATO ülkelerinde bir füze savunma sistemi kurulması konusunda anlaşmaya varıldı. Füze kalkanı projesi bir Amerikan projesiydi ancak atılan son adımlarla bu bir NATO projesine dönüştü. Zirvede sistemin teknik ayrıntılarıyla ilgili karar alınmadı; sonraya bırakıldı. Ayrıntılar dedik, ama aslında projenin yapısını da bu ayrıntılar belirleyecek. Sistemle ilgili olarak pek çok cevaplanmayı bekleyen soru var.                            

ABD’nin füze savunma projesi Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ni kapsıyordu. Çek Cumhuriyeti’ne radar ve Polonya’ya füze yerleştirilmesi planlanmıştı. Ancak Rusya bu duruma sessiz kalmadı ve bu füzelerin kendisine bir tehdit oluşturduğunu iddia etti. Bununla da yetinmeyen Rusya misilleme olarak Kaliningrad’a benzer füze sistemlerini yerleştireceğini duyurdu (1).

 Rusya’nın sert muhalefeti yanında baş düşman İran’ın son dönemde uzun menzilli füzeler yerine kısa menzilli füzeler üzerine odaklanması Başkan Obama’yı projeyi revize etmeye zorladı (2). Bu gelişmeler karşısında Obama hükümeti füze savunma sistemini Amerikan projesi olmaktan çıkarıp bir NATO projesi haline getirdi. Ayrıca yeni sistemdeki füzeler bir öncekindeki gibi belli üslerde sabit ve yüksek maliyetli değil mobil ve düşük maliyetli olarak planlandı. Bunun yanında NATO sistemindeki füzeler deniz platformlarına da yerleştirilebilir durumda olacak.

 Füze Kalkanının Amacı

 Füze kalkanının en önemli amacı ABD’nin dünya hakimiyetini askerî-stratejik olarak devam ettirmek. ABD satrançta boş kareleri satın alma hamlesine benzer bir hamleyle önceden gökyüzünü kontrol altına almak ve rakiplerinin bir adım önünde olmak istiyor. Füze kalkanı tamamlandığında konvansiyonel füze üretmek isteyen her ülke bunu hesap etmek zorunda kalacak.

 İran ve Kuzey Kore ABD tarafından ana tehdit olarak görülüyor ancak NATO Strateji Konsept Belgesi’nde hiçbir ülkenin adı geçmiyor. Ancak özellikle İran’ın birincil hedef olarak görüldüğü biliniyor. Bir başka konu da İsrail’in İran’a karşı korunması. Her ne kadar Türkiye bu konuda hassas olsa da İsrail’in İran karşısında korunmasının füze kalkanının amaçları arasında olduğu gizli bir durum değil.

 Türkiye

 Türkiye’nin kendi topraklarında böylesi bir füze sisteminin yerleştirilmesine en hafif tabirle sıcak bakmadığı biliniyor. Zira Türkiye yeni dış politikası çerçevesinde komşularıyla iyi ilişkiler kurmak ve bölgede etkinliğini arttırmak istiyor. Bir yandan bu yönde politikalar yürütülürken füze savunma sistemlerini topraklarında etkin kılması çelişkili bir durum.

 

Öte yandan bu sistemin İran’ı hedef aldığı resmî olarak açıklanmayan ama herkesçe kabul edilen bir durum. Nicolas Sarkozy İran ismini açıkça telaffuz ederken Davutoğlu’nun açıklaması ise “Hiçbir komşu ülkeden tehdit algılaması içinde değiliz” şeklindeydi (3). Buna göreTürkiye ile NATO ülkeleri ortak düşman üzerinde uzlaşmış durumda değil.

 

Bir diğer konu da İsrail. Sistemin İsrail’i koruma içgüdüsü tartışılmaz. Ancak Türkiye sistemle ilgili teknik bilgilerin üçüncü bir ülkeyle paylaşılmasına daha işin başında karşı çıktı (4). Türkiye’nin bu konuda çok hassas olduğu ve gerekirse proje önüne engel çıkarabileceği de konuşulan konular arasındaydı (5). İsrail ile ilişkilerin son derece gergin olduğu bir ortamda Türkiye zaten gönülsüz olduğu projenin İsrail ile bağlantılı olmasına şiddetle karşı çıkacaktır.

 

Füzelerin komutasının kimde olacağı da tartışılan bir başka konu. Normalde NATO sistemlerinin komutası merkezî karargaha bağlıdır ancak Türkiye bu konuda söz hakkı istiyor (6). Yani olası bir savaş başladığında (örneğin İran – İsrail arasında) Türkiye füze kalkanının -en azından kendi topraklarında- aktif hale getirilip getirilmemesinin kararını kendisi vermek istiyor. Bu konu henüz çözümlenmiş değil ancak önümüzdeki dönemin müzakerelerinde sıkça tartışılacağına kuşku yok.

 

Felaket senaryosuna gelince; İran’ın İsrail veya başka bir ülkeye karşı girişeceği füze saldırısında eğer tüm kartlar Türkiye aleyhine dönmüş ise Türkiye’yi çok ciddi bir tehlike bekliyor: “Kendisinin dahil olmadığı bir savaşta, kendi parasını ödediği füzelerin kendi kontrolü dışında harekete geçmesi ve sonuçta kendi topraklarının hedef olması!”

 (1) “9K720 Iskander-M (SS-26 Stone)” http://www.globalsecurity.org/wmd/world/russia/ss-26.htm (29 Kasım 2010); “The Kaliningrad Missile Crisis”, Neil Richard Neslie,   http://www.acus.org/new_atlanticist/russian-missile-kaliningrad-defense-crisis

 (13 Kasım 2008).

 (2) “The First Line of Defense”, Ben Wachendorf, Proceedings Magazine, Kasım 2009, vol. 135/11/1,281.

 (3) “US missile defence plans could spark EU-Nato tensions”, Simon Tisdall, The Guardian, 19 Ekim 2010.

 (4) “Turkish ire is hurting Israel’s NATO ties”, Amir Oren, Haaretz, 17 Kasım 2010.

 (5) “Turkey main obstacle for NATO missile defense system, diplomats say”, Haaretz, 3 Kasım 2010.

 (6)“Komuta NATO’nundur”, BBC Türkçe, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2010/11/101119_pamir_nato_interview.shtml

 (19 Kasım 2010).

15.12.2010