.: Bilal Sambur

28 Aralık 2011: Katliam Günü, Katliam Yılı

Ülkemiz   merkezinde çetelerin, istihbarat örgütlerinin, uluslararası  komploların,  istihbaratçı yapıların, yolsuzlukların ve  operasyonların olduğu bir gündemle sarsılmaktadır. Herkesin kirli ve karanlık yüzünün gün yüzüne çıktığı şu günlerde   yoğun bir hegemonya savaşı verenler,  kendi gündemlerini bize dayatmak için  dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar.

Tarih: 28 Aralık 2011. Bu günde  Roboskili  34 insan,  TSK’ya bağlı savaş uçakları tarafından  bombalanarak öldürüldü. 34 İnsanın ölümüne hiçbir tepki gösterilmedi. Saatlerce   katliam gizli tutuldu. Medya, sessiz kaldı. Dudak ucuyla önemsiz bir olay gibi katliamın olduğu  çok sonra kabul edildi.

Katliamın korkunçluğu, hiç kimsenin umurunda değildi. Kaçakçı ve terörist tartışmalarıyla, katliamın kaçınılmazlığı ve meşruluğu savunuldu. Öldürülenlere insan olarak değil, sadece bir nesne olarak bakılıyordu.

Katliamın gerçekleştiği coğrafyanın tarihi, insanı yok etmenin tarihidir. 33 Kurşun, Zilan Deresi katliamları ve Dersim soykırımı yaşanılan en büyük insani facialardır. Yirminci yüz yıla  katliamlarla başlayan hegemonyacı anlayış, yirmi birinci yüz yıla da Roboski katliamını armağan etti. Katliamcılık mantığında   herhangi bir değişmenin olmaması, yirmi birinci yüzyılın  da insanı yok etmekle geçirileceğinin  başlangıcı olmasından dolayı   insanlık adına kaygı vericidir.

Ölüm tarlaları Ruanda’da, Kamboçya’da, Sibirya’da, Gulag’ta, Auschewitz’de, Darfur’da, Kongo’da, Suriye’de, Arakan’da, Enfal’de, Halepçe’de, Filistin’de, Afganistan’da  kurulmaktadır. Dünya, insanın  yaşadığı bir yer olmaktan çıkmış, insanın toprakta yok edildiği bir ölüm tarlasına dönüşmüş durumdadır. Roboski,  coğrafyamızın ölüm tarlasıdır. Robosk’deki ölüm tarlası ortadan kaldırılmadan, Ortadoğu’nun  barışçıl bir yaşam alanına dönmesi mümkün değildir.

Roboski katliamının üstünden iki yıl geçti. Katliamda öldürülenler hakkındaçok şeyler yazıldı-çizildi. Aileleri ve akrabaları, kaybettikleri hakkında  konuştular, onlara dair hikayelerini anlattılar. 34 İnsanın  hikayesin öğrendik.  Ancak  şimdiye kadar öğrenmediğimiz   katliamcıların hikayesidr. Katliamcılar nasıl insanlardı? İnsanların üzerlerine bomba atarlarken neler hissettiler?34 İnsanı öldürdüklerini  öğrenince neler yaşıyorlar? Evlerinde çocuklarıyla ve eşleriyle  keyifli vakit geçirdikleri anlarda  Roboski bir bıçak gibi boğazlarına saplanıyor mu? Uykuları kaçıyor ve kabustan uyanır gibi uykularından uyanıyorlar mı? Onların konuşması lazım. Yahudi  soykırımını yapan askerler ve görevlilerin konuşmaları, psikolojik-duygusal  fotoğraflarını   bize sunmaları sayesinde biz insanlığın derinlerindeki  kötülüğün, barbarlığın ve  vahşetin köklerini daha iyi anladık.

Bu coğrafyada katliamı yapanların  adalet önüne çıkarılıp hesap vermesini beklemek hoş bir hayaldir. Saddam, hiçbir zaman Enfal’de ve Halepçe’de yapmış olduğu katliamların hesabını adalet  önünde vermedi. Kaddafi,   insanlığa karşı işlediği suçların  hesabını vermeden  linç edildi. Zilan Deresinin, 33 Kurşunun, Dersim soykırımının, Maraş, Çorum ve Şırnak katliamlarının failleri hiçbir zaman  adalet önünde hesap vermedi. General Mustafa Muğlalı, hiçbir zaman   hesap vermedi. Coğrafyamızda katliamcılar  kahraman statüsüne yükseltilerek  yüceltilerek, onlara teşekkür edilir, isimleri kışlalara ve havaalanlarına verilerek onurlandırılır. Yaşadığımız coğrafyada devlet, katliam yapma ayrıcalığına sahiptir ve devlet  yargılanamaz. Devlette paralel ve derin  devletler vardır. Paralel ve derin devlet yapıları, devlet gücünü kullanarak katliamlar yapalar ve  kendilerini dokunulmaz kılarlar. Devletin kestiği parmak  hep acıdı ve devlet hep öldürdü. Devletin içi ve dışı hukukla doldurulacağına, paralel ve derin yapılarla dolduruldu. Devletin paralel ve derin yapılar tarafından ele geçirilmesi, katliam, zorbalık, baskı, şantaj  ve tuzak demektir.

 

Barış, bir daha insana dokunmamak üzere  çatışan tarafların yapmış oldukları bir ahittir. Roboski’de insana dokunmanın ötesinde insanlar vahşice katledildiler. İnsanların  bedenleri, onlarla beraber öldürülen katırların cesetleriyle karıştı. Traktörlerle insan cesetleri taşındı. İnsanlığın onuru, hayatı ve özgürlüğü birlikte Roboski’de öldürüldü. Eğer barış bir maske olarak  kullanılmıyor ve  gerçekten isteniyorsa, hepimiz Roboski’ye gitmeli ve öldürülenlerin  mezarları başında  insan hayatına saygı  erdemini  öğrenmek için saatlerce  tefekkür ederek içimizi  bütün kirlerden ve barbarlıklardan temizlemeliyiz. İnsana beddua etmeyi değil, duayı öğrenmeliyiz. Roboski  katliamının acısından ve utancından,   insan hayatına saygıyı sahiden öğrenmek gibi en yüce erdeme ulaşmayı başarmalıyız.