.: Hasan Yücel Başdemir

Zoraki Siyaset: Karın Ağrısı Polemiği

Siyaset, bizim toplumumuzda çoğu zaman olumsuz anlamda kullanılıyor. Memleket meseleleriyle ilgili feveran ve hezeyanlarda bulunan kişilere “politize olmuş” denirken, belirgin bir siyasi tarafı olmayan, polemiklere katılmayan, sağduyulu, yapıcı ve iyimser kişilere de “a-politik” deniliyor.

Siyaset, menfaat çatışması yaşayan ve dünya görüşleri birbirinden farklı olan insanların, mutabakatla belirlenen belirli ilke ve kurallara uyarak bir arada yaşamasını amaçlar. Bu nedenle siyaset, hayata farklı bakan insanların, farklılıklarını çatışmaya dönüştürmeden barış, huzur ve mutluluk içinde yaşama isteğinin ürünüdür.

Bu yönüyle “politize olmak” ve “a-politik” ifadeleri bizde yanlış kullanılmakta. Siyasetin üslubuna uymayan, sağduyudan uzak, uzlaşmadan kaçınan, hezeyan içindeki kişilere, “a-politik” demek daha uygun. Yapıcı ve barışçıl üslup ve dil ise “politize olma” ifadesine daha çok uyuyor.

Siyasi toplumlarda çatışmalar, fiili değil de fikri ise bu amaç yerine gelmiş demektir. Türkiye, bu açıdan siyasi bir toplumdur; ancak insanlar birbirine hakaret ediyor, siyaset yapıyoruz diye birbirini aşağılıyor ve iftiralar atılıyorsa burada kalitesi düşük bir siyasetten bahsedilebilir. Hatta buna zoraki siyaset diyebiliriz.

“DİKTATÖR BOZUNTUSU”

Nezaketin ve ifade özgürlüğünün birbirine eşlik ettiği yerde ise yüksek kalitede siyaset var demektir. Bunlara bakarak Türkiye siyasetinin kalitesinin düşük olduğunu görmek zor değil. Anlamsız çatışmalar, gereksiz sataşmalar ve basit söz düelloları.

Bu a-politik dili iktidar, muhalefet, seçmen hep birlikte kullanıyor. Kimin haklı, kimin haksız olduğunun hiç önemi yok; ama bu siyaset yapmak değil.

Ana muhalefet lideri, Gezi’den kalıntısı büyük yalanı tekrarlayarak “diktatör bozuntusu” diyor. Bunun amacı, Cumhurbaşkanının endişelerini artırmak, öfkelenmesine ve hata yapmasına sebep olmak.

Herhalde bu ifadeyi kullanan muhalefet lideri, “diktatör bozuntusu” ifadesinin Adnan Menderes için kullanıldığını ve bunun altında bir tehdit yattığını biliyordur. O zaman bu nasıl bir siyaset?

“Böyle bir kastımız yok efendim, o da nerden çıktı” denecekse bu dil, tembelce ve akıldan yoksun, çünkü siyaset yapıyorsunuz ama siyasi bir üslup kullanmak yerine hileye, hakarete başvuruyorsunuz. Yapıcı değil, yıkıcı; uzlaşıcı değil çatışmacı bir dile sarılıyorsunuz. Yani siyasetçisiniz ama zihni tembelliğiniz yüzünden “a-politik” davranıyorsunuz.

SİYASİ VOLELER

Yaptığınız siyasette başarılı olmak ve seçmen kitlenizi artırmak istiyorsanız, eleştirilerinizde yönlendirici ve yapıcı olmanız şart. Siyasette başarılı olmanın en iyi yolu siyaset yapmaktan geçiyor; hile yapmaktan ve kavga etmekten değil.

Muhalefet böyle, iktidar nasıl? Cumhurbaşkanı artık doğrudan halkın oyuyla geçildiğine göre çoktan yürütmenin parçası oldu; olmalı da. Ancak o da kendisine karşı yapılan eleştirilere misliyle ve daha yüksek perdeden karşılık veriyor; muhataplarını aşağılamaktan kaçınmıyor.

İktidarın bu eleştirilere siyasi bir üslupla, nezaket içinde cevap vermesi beklenir. Endişelenmeye gerek yok. Türkiye seçmeni, 55 yıllık demokrasi deneyimine sahip. Tehditleri görüyor, biliyor. O zaman en doğru yol, sert eleştirileri siyasi bir üslupla esnetmek ve savuşturmak. İyi bir siyasetçi için hakaretler iyi birer voledir.

Siyasetçilerin konuşmalarında dayanak noktaları daima hukukun üstünlüğü, temel insani değerler, toplumsal ihtiyaçlar ve siyasi ilkeler olmalı. Kaliteli siyaset, bunlarla yapılır. Bunun dışında söylenenler, karın ağrısı polemikler ve zoraki siyasettir.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...