.: Yenal Berzeg

Zincir Marketler Enflasyonun mu Yoksa Ucuzluğun mu Sebebi?

Gıda ve temizlik malzemesi fiyatlarında son aylarda görülen artış kamuoyunu son birkaç haftadır epeyce meşgul etti. Ayçiçek yağı fiyatlarındaki yüksek artış oranı bu konuda sembol hâline geldi. Kamuoyunda genel olarak fiyatlardaki artışın sorumlusu olarak marketler görüldü. Oysa, ayçiçek yağı örneğinden gidersek, fiyat artışının sebebi, yükselen kur ve dünya piyasasında ayçiçek yağı fiyatının artması. Hatta ayçiçek yağındaki aşırı artış sebebiyle bu üründeki perakende kâr oranı eskiye göre daha düşük. Yani marketlerin bu konuda herhangi bir günahı yok.

Hükümet ise, fiyat artışları konusunda suçu marketlerde bulanlarla aynı kanaatte olacak ki, market fiyatları denetlenmeye ve alım satım fiyatları arasındaki “fahiş farklar” için cezalar kesilmeye başlandı. Bundan iki sene önce de benzer bir şekilde soğan fiyatlarındaki artış sebebiyle marketlerde fiyat kontrol ve cezaları, iki kamyonu doldurmayacak kadar soğanın bulunduğu depoya baskın gibi akıl almaz tedbirler alınmaya çalışılmıştı.

Hangi fiyatın “fahiş” olduğunun yetkililerce nasıl belirlendiği ciddî bir soru. Piyasa, müdahale edilmediğinde tüm ürünleri tüketiciye en ucuz şekilde ulaştıran bir mekanizma. Fiyatları mevzuatla ya da bir bürokratın kanaatine göre belirlemek pek mümkün değil. İşletmeci, bürokratın bilgi sahibi olmadığı çok sayıdaki faktöre göre fiyatlarını belirler. Fiyatların artışını devlet denetimiyle ceza keserek önlemek yüzyıllardır ülke yönetimlerince denenen ve neticede karaborsa ve kıtlık yaratan bir uygulamadır. Fiyatlarla bu şekilde kavga etmenin sonucunu en taze örnek olarak Venezuela’da görebiliyoruz. Yumurta, süt, bebek maması gibi ürünlerin fiyatlarıyla edilen mücadele sebebiyle bu ürünler Venezuela’da artık marketlerin raflarında bulunamıyor. Ancak karaborsadan temin edilebiliyor.

Yükselen fiyatlar tartışması henüz tazeyken gündeme yeni bir yasa taslağıyla ilgili haberler düştü. Bu yasa taslağına göre AVM’lerin ve zincir marketlerin faaliyetlerine kısıtlamalar getirilmesi hedefleniyor. Bunun sebebi de zincir marketlerin tedarikteki avantajları sayesinde bakkalların ve yerel esnafın bu zincirlerle rekabet edemeyişi. Bu doğrultuda, bakkalların 200 metre yakınında zincir market şubesi açılmaması, zincir marketlerin her 20 metrekare için bir otopark bulundurması, aynı caddede bir tüzel kişiliğe ait sadece tek market şubesinin olabilmesi, zincir marketlerin sigara, elektronik ve mobilya gibi ürünler satamaması gibi önlemlerin yer aldığı taslak yasalaşırsa zincir marketlerin faaliyetlerine ciddî bir sınırlama getirilmiş olacak. Bundan en büyük zararı tüketicinin göreceği açık. Yıllardır tüketiciye mal çeşitliliği ve ucuzluk sağlayan pek çok zincir market şubesi kapanmak zorunda kalacak. Uzun zamandır şehir merkezlerinde hizmet veren ve yasa taslağındaki fiziki koşulları sağlamayan çok sayıda zincir market şubesi var. Bunların kapanması tüketicilerin bu marketlerdeki mal çeşitliliğine ve ucuzluğa ulaşımını engelleyeceği gibi binlerce insanı da işsiz bırakacak. Zincir marketleri haksız rekabet iddiasıyla engellemek aslında devlet eliyle rekabeti yok etmek ve vatandaşı daha yüksek fiyatlı ürünlere mahkûm etmek anlamına geliyor. Zincir marketleri engellemek bunun yanında pek çok üreticinin de tüketiciye ulaşmasını engellemeye yol açacak. Örneğin yerel zincir marketlerde satılan elektronik ürünlerin ya da oyuncakların belki de o marketin müşteri kitlesine ulaşmak için başka bir kanal bulma imkânları olmayacak.

Hemen hemen aynı dönemde kamuoyunu meşgul etmeye başlayan bu iki görüş aslında birbiriyle epey çelişiyor. İşin garibi, çoğu zaman aynı kişiler zincir marketlerin hem yüksek fiyata mal sattığını hem de düşük fiyatları sebebiyle haksız rekabet yarattıklarını iddia edebiliyorlar. Bu enteresan kafa karışıklığının sebebi, Türkiye’de çok eskiden beri yapılagelen serbest piyasa karşıtı propaganda sebebiyle beyni yıkanmış bir şekilde piyasaya olan güvensizlik. Oktay Yenal’ın biyografi  alanında Tiz Perdeden Gümbür Gümbür başlılı kitabındaki kısa bir bölüme değinmeden geçemeyeceğim. Milton Friedman Türkiye ziyaretinde iki tane iktisat mezunu DPT çalışanına burs vermek istiyor. Yenal, Friedman’ın bunlarla gerçekleştirdiği mülakattan sonra şaşkınlıkla “Oktay, bu kadar saçma sapan fikirleri bunlar nereden öğrenmiş” diye sorduğunu, Yenal “öğrenciler sıkıntıyla büyüdükleri için ellerine ne geçerse onu okuyorlar” diye cevap verdiğinde “yok, bu kadar saçmalık hiçbir kitapta yoktur” dediğini anlatıyor. Ben tahmin edebildiğimi düşünüyorum o saçma fikirleri.

Son bir iki günde gündeme gelen başka bir habere göre, kafa karışıklığı burada da bitmiyor. Fiyat artışlarıyla mücadele etmek için yine tanzim satışların başlatılması planlanıyor. Bu da ciddî bir çelişki. Bir taraftan zincir marketler ucuz fiyat iddiasıyla engellenmeye çalışılırken, belediyeler eliyle ucuz perakende işletmeciliği yapılması isteniyor.

Çok uluslu zincir marketlerin Türkiye’ye yatırım yapmaya başladığı doksanlı yılların başlarında aslında benzer tartışmalar vardı. Süpermarket zincirlerinin yerel esnafı bitireceği o zamanlarda da iddia ediliyordu. Fakat böyle olmadı. Hatta yıllar içinde yerli sermayeli dev ulusal zincirler kurularak bu çok uluslu zincirlerin karşısına büyük rakipler olarak çıktılar. Şimdi de dünyaya açılıyorlar. Bunun yanında daha küçük yerel market zincirleri de kendilerine piyasada yer buldular. Geçtiğimiz senelerde çok uluslu zincir marketler pek çok büyük şubelerini kapatmışlardı. Bu, yerli zincirlerin onlara karşı kazandığı bir zaferin göstergesiydi.

Joseph Schumpeter, “yaratıcı yıkım (creative destruction)” diye adlandırdığı süreci serbest piyasanın dinamiği şeklinde tanımlar. Yeni üretim, dağıtım, satış, organizasyon teknikleri her gün geliştirilmeye devam edecektir. Bunların regülasyonlarla engellenerek eski tarz metotların kanun gücüyle devam etmesini sağlamak ekonomiye zarar verir. Ben bir küçük işletme taraftarı olarak esnafın zarar görmesini hiç istemiyorum. Fakat devletin piyasada bu şekilde düzenleyici olmasını çok daha tehlikeli buluyorum. Küçük esnaf serbest piyasa koşullarında kendisine bir yasal ayrımcılık yapılmadan var olmayı becerebilecek şekilde yenilikçi olmalıdır. Belki dropshipping (direkt nakliye) benzeri internet üzerinden satış yapan işletmelere dönüşmek bu işletmelerin geleceği olabilir. Ya da küçük yerel zincirler hâline gelebilmiş markaların yolundan giderek tedarik konusundaki dezavantajlarını daha düşük idarî masrafları sayesinde kapatabilirler. Kendilerine avantaj sağlayacak bir mevzuatın arkasına sığınmaları yanlıştır. Devlete düşen de rekabeti önlemek yerine rekabetin önünü açacak, market açılmasını kolaylaştıracak önlemler almak ve işletmelerin üzerindeki vergi yükünü azaltmak olmalıdır.

Ticaret hayatındaki regülasyonlar çıkar gruplarının talepleri sebebiyle düzenlenebiliyor. Bunu UBER meselesinden de çok iyi biliyoruz. Yarın, devlet, AVM’lerdeki esnaf için de internette yapılan satışlara müdahale etmek isteyebilir. AVM esnafı kira veriyor diye haksız rekabet olduğuna kanaat getirerek internet satış sitelerine asgari fiyat sınırı koyabilir. Devletin bu şekilde düzenleyiciliğe soyunması kesinlikle yanlıştır. Ticaret hayatı devamlı olarak yeni yöntemlerle gelişecektir. Devletin buna yetişmesi mümkün değildir. Serbest piyasa, bir ürünün tüketiciye en ucuz şekilde ulaşmasının en iyi yoludur.