.: Haldun Barış

Z Kuşağı ve Politika

Son zamanlarda konuştuğum her siyasinin gündeminde çok önemli bir konu var: Z Kuşağı. Hangi görüşten olursa olsun, Z Kuşağı politikacıların dikkatini çekiyor. Sadece dikkat çekmekle de kalmıyor bu kuşak; politikacıların endişe kaynağı da oluyor. Çünkü siyasilerin geleneksel yaklaşımları bu kuşağı etkilemiyor. Bu kuşak, bariz bir biçimde önceki kuşaklardan farklı. Üstelik Z Kuşağının özelliklerini sistematik bir şekilde ifade edebilmek de pek mümkün değil. Yine de bu kuşağın öne çıkan belli başlı özelliklerini bilmek fayda sağlayabilir. Bu yazımda da aslında Z Kuşağından bir genç olarak, benim kuşağımın öne çıkan özelliklerine dair bazı hususları hatırlatmak istiyorum:

Öncelikle bana göre bizim kuşağın diğer kuşaklardan en önemli ayırt edici özelliği bu kuşaktaki bireylerin iletişiminin çok daha güçlü olması. Çünkü bizler, alfa kuşağı kadar olmasa da iletişim devrinde büyüdük. Bizden evvelki kuşakların yakalamak için çabaladığı değişim bizler için büyümek kadar kolay oldu. Çünkü adeta biz büyüdükçe küresel iletişim ağı da büyüdü ve kolaylaştı. Bizler de buna kolayca ayak uydurabildik.

Bizim kuşağın bir diğer bariz özelliği ise nispeten refah içerisinde büyümüş olmamız. Basit bir örnekle izah edeyim: Çoğumuzun babalarının manavda yeni yeni görmeye başladığı “dolar endeksli meyveler” bizim kuşağın çoğu için sofralardaki sıradan meyvelerdendi. Ekmek kuyrukları falan görmedik demeyeceğim, bu örneği Y Kuşağı verebilir. Bizim kuşak için belki “yazarkasa atıldığını” hatırlamıyoruz demek daha uygun olacaktır. Kısacası bizim kuşak Türkiye’nin diğer kuşaklarına göre nispeten refahı daha çok hisseden kuşak oldu.

Bir başka özelliğimiz ise sanırım güçlü iletişime sahip olup, refah içerisinde yetişmemize ek olarak küresel bir dünyaya gözlerimizi açtığımız için olaylara daha farklı perdelerden bakmamız. Örneğin yakın zamanda yaşanan afetlerde ülkemizdeki diğer kuşaklar, önceki afetlerdeki durumu gördüğü için yapılan yardımları, hızlı ve etkin bir biçimde işlerini yapan arama-kurtarma ekiplerini takdir ve tebrikle paylaştı. Devletin afetlere müdahale noktasındaki gelişimini övdü. Bizim kuşak ise önceki afetlerde yaşananlarla ilgilenmedi. Gelişmiş ülkelerdeki durumu gösterdi. ABD’deki sel baskınlarından veya Japonya’daki depremlerden örnek verdi. Özetlemek gerekirse bizim kuşak, daha iyisi varken, geçmişe göre daha iyiyle yetinmedi, yetinmeyecek. Ve bu durumu güçlü bir biçimde dile getirmekten de çekinmiyor.  Bu nedenle siyasilerin klasik kampanyalarda sık sık dile getirdiği “önceden şöyleydi biz böyle yaptık/yapacağız” ifadeleri bu kuşağı pek etkilemiyor. Bu noktada iktidarın işinin muhalefete göre daha zor olduğunu da belirtmek lazım.

Bir diğer husus ise benim pek katılmadığım ancak bu konunun uzmanlarının sık sık dile getirdiği bir özellik: Z Kuşağının apolitik oluşu. Bana göre bizim kuşak apolitik değil. Sadece takım tutar gibi parti tutmayı sevmiyor. Çıkarlarına uygun hareket edebilmeyi daha iyi beceriyor. Değerleri ile siyaseti diğerlerine göre daha iyi ayırabiliyor. Bu da geleneksel Türk siyasetine pek uygun değil çünkü bizim ana siyasî yapılarımız hep belli değerler üzerinden kurgulanmış: Türklük, İslamcılık, Atatürkçülük vs… Bu durum da bizim kuşağa genel olarak hitap etmiyor, edemiyor.

Yazıyı çok uzun tutup sizleri de sıkmamak adına son iki belirgin özelliği de ekleyip noktalamak istiyorum: Mizah ve sosyal farkındalık. Kesin bir ifade ile belirtebilirim ki Z Kuşağı mizah noktasında uçlara gitmekten hiç korkmuyor. Hatta bu durum zaman zaman diğer kuşaklarla çatışmalara yol açabiliyor. Çünkü bizim kuşakta “bunun da mizahı yapılmaz ama” denilebilecek çok çok az şey var. Akılla izah edilemeyen hatta bazen mantıksal temellendirmeye sahip konular bile mizah malzemesi olabiliyor. Bu nedenle de diğer kuşaklar bu kuşağın sosyal ortamlarını anlamakta zorluk çekebiliyor.

Sosyal farkındalık ise bence bu kuşağın en güzel yanlarından birisi. Hayvanlar, doğa, yoksulluk, mülteciler bu kuşağın diğer kuşaklara oranla daha duyarlı olduğu konular bana göre. Bana göre diyorum ve bu kısmın altını çiziyorum çünkü bu yorumum bir veriye dayanmıyor. Tamamen gözlemlerimden ibaret…

Genel hatlarıyla Z Kuşağının belirgin özelliklerinin bazılarını aktarmaya çalıştım. Ancak yazının başında belirttiğim gibi bana göre bu kuşağı belli başlı yönleri ile ortaya koyabilmek bile diğer kuşaklara göre çok daha zor. Bu kuşağın sınırları çok belirsiz ve geleneksel kalıplara kesinlikle sığmıyor. Öte yandan bu kuşağın sınırlarını kestirebilmeyi zorlaştıran, belki de eleştirilebilecek önemli bir özelliği daha var: Trendlere çabuk kapılması. Sosyal medyada esen bir rüzgâr, baba figürlü ve onları anlayan sempatik bir siyasî, bir anda alevlenen protestolar, daha önce asla duyulmadık ancak fazla “tık” alan fazla “beğeni” alan yeni bir akım bu kuşağı kolayca içine çekebiliyor. Muhtemelen bu durum siyasî kampanya yapıcılarının hem en çok kullanmak isteyeceği hem de en çok çekineceği durumlardan birisi.

Yazımı sonlandırırken, bir de siyasilere bir tavsiyem var: Geleneksel kampanyaların bu kuşağa etkisi tahmin edildiğinden de az olabilir. Bunun yerine bu kuşağı anlayıp bu kuşağın sesini duymak ve taleplerini önemsemek, bunu sadece gençlik meseleleri ile ilgili değil, “tecrübenin” daha önemli olduğunun düşünüldüğü işlerde de yapabilmek önemli. Şunu rahatlıkla ifade edebilirim ki yakın zamanda Türk siyasî hayatında Z Kuşağını belirleyici olarak görmeye başlayacağız ve Z Kuşağının etkili olduğu siyasî organizasyonlar daha kolay kazanacak.

Haldun Barış, Stj. Avukat
barishaldun @ gmail.com