.: Yasemin Abayhan

Yüklerle Vedalaşma Vakti

15 Temmuz gecesi hayatını kaybeden insanların sayısı an itibariyle 246. Yaralananların sayısı 1154. Ne yazık ki gün geçtikçe bu iki rakam arasında canımızı daha da yakan değişiklikler oluyor. O yüzden atlattığımız şeyin toplumsal “bilançosu”nu hâlâ daha bilmiyoruz.

15 Temmuz gecesinden beri 9 kilo aldım. Çok seviyor olmama rağmen film izleyemiyor, başladığım kitapları kendimi zorlaya zorlaya bitirebiliyorum. Köpeğim ne zaman tankvari gürültü çıkartan bir araç sokaktan geçse cama gidip bakıp sonrasında hemencecik saklanıyor. Mahalledeki komşularımla seviyeli olagelen ilişkimin düzeyini sıfıra indirdim ama o gece tepki gösteren taksiciler ve kapıcımla kelimenin gerçek anlamıyla “ölümüne kankayız.” Arda ve Harun’dan fiziksel olarak uzak olduğumda huysuzlanıp, huysuz sevgililer gibi nerelerde olduklarını merak ediyorum. Çünkü yanyana değil iken bir şey olur da biraraya gelemezsek ne yaparım? Arada bir kere mahallede elektrikler kesildi, bir kere sosyal medyada söylentiler gezindi. Onda da uyumayıp Semizotu’yla mahalleyi bekledik. İçimden “Neyse hiç olmazsa kapıcı Cemal’in evine inerim” diye içimden geçirdim. Bu da benim şahsî bilançom.

Tek çocuk olanlar bilir, “doğal arkadaş” olan kardeş sahibi olmamanın getirisi arkadaşlığın koşullu olduğunu ilk günden itibaren bellemektir. Arkadaşlarınızı hoş tuttuğunuz sürece sizinle arkadaşlardır, ailenin yerine geçerler kabul ama ailenizi istemeseniz de değiştiremezsiniz, arkadaş öyle değildir. O yüzden de arkadaşların hayattaki hassasiyetlerini dikkate almanız gerekir ki hâlâ “arkadaşım” diyebilin.

15 Temmuz’dan sonraki şahsî bilançomda değişenler yalnızca yukarıdakiler kadar değil, bir kısmı gecenin ilk anlarında, çoğunluğu o hafta olmak üzere daha öncesinde Gezi’de yaşadığım yolları ayırma süreçlerini yaşadım. İlki olmadığı için şaşkın değilim ancak tabiî ki hüzünlendim.

Üstünden iki ay geçmiş olup da bu ani değişikliklere yenilerini ekleyeceğimi düşünmezken fark ediyorum ki aynı çevrede olduğum kimi insanlar o gece ben tank ile karşılaştıktan beş dakika sonra beni arayıp “kızım bunlar bir tiyatro yeaa” diyen arkadaşım kadar dürüst değil. En azından o ne düşündüğünü pat diye söylemişken, kimileri onu söyleyecek kadar bile cesaretli değil. Onun yerine “tabiî ki darbe çok kötü bir şey ama şimdi bu süreci sakince analiz etmek gerekirse” diye başlayan ve zihnimden silemediğim görüntüler arasında devamını dinlemediğim analizleri devam ettiren bir tablo çiziyorlar. Dinlemiyorum, evet. Adeta bir kulağımdan girip diğerine varmadan bir yerlerde kayboluyorlar. Ben kendi canımı kaybetmekten, sevdiğim insanların canlarının yitmesinden korktum. Yitenlerin ailelerinden de bu korku yüzünden utandım. Bu anlamsız cümleleri zihnimde tutmama gerek mi var?

Her insan kendi davranışlarından mesuldür, kimsenin o gece ne yapıp yapmadığını tartmak, sorgulamak haddime değil. Ama bu “sakince” analizleri devam ettiren arkadaşların o geceyi televizyon ekranı önünde geçirdiklerini biliyor olmak bir başka sonuca ulaştırıyor beni. O gece sokağa çıkmış hiç kimse, bir tanesi bile şu anda sakin değil. Öfke ile kudurup camları, pencereleri devirmiyor olmaları siz “halka dışarıdan şöyle bir baktım”cıların konuşmalarını dinlediklerinde için için kendilerini yemediklerine delâlet değil. Kaldı ki bu insanlar siz bu analizleri hiç kıpırdamadığınız koltuğunuzdan yapın diye 29 gününü sokakta geçirmiş değil.

Sosyal çevresi ile siyasî görüşü uyuşmayan bir insan olarak ben köprüleri yakmaya ve hatta bazı zamanlarda tükürdüğümü yalamaya alışkınım, hiç sorun değil. Ama aynı siyasî görüşte olduğum insanların yalnızca o gece dışarı çıkmamış olmalarının gözlerine indirdiği puslu camı da kaldırmaya takatim yok açıkçası. En sade hâliyle, o gece dışarı çıkan arkadaşlarınızın kendilerini nasıl hissettiğini anlamadan konuşmanız gücüme gidiyor.

Sanırım hayata televizyon ekranına bakmak ilişkilerde de en sonunda mavi ekranı getiriyor.

Ayrıca bakınız...

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Liberallerin “Bu Ülke”yle İmtihanı

Bu yıl Liberal Düşünce Kongresi’nin yirmi ikincisini düzenledik. Her yıl Kasım ayında, Kapadokya’da düzenlediğimiz kongreye, ...