.: Cennet Uslu

Yozgat’ın OHAL’i

Yozgat valiliği, il genelindeki bar, pavyon ve gazinoları OHAL yetkilerine dayanarak, OHAL süresince kapattı.

Bu kararda o kadar çok sorunlu yön var ki, insan meseleyi neresinden ele alacağını şaşırıyor. Bu kapatma kararı bir yandan OHAL kapsamında alındığı için sorunlu; diğer yandan, gerekçeleriyle birlikte kararın bizzat kendisi sorunlu. Karardaki paternalist ve yasakçı zihniyetin tartışılması ve eleştirisi, ayrı ve uzun bir yazıyı hak edecek bir konu. Bu yazıda ise karara sırf OHAL ile ilişkisi bakımından bakalım.

OHAL yetkisini böyle bir icraat için kullanmak, en hafif tabiriyle bir fırsatçılık örneğidir. Bu tür “küçük” fırsatçılıkların (veya başka her tür fırsatçılıkların), FETÖ ile mücadeleyi zaafa uğratan, OHAL yöntemini sulandıran, darbe soruşturmasının içini boşaltan, Yenikapı ruhunu zehirleyen ve “dost-düşman” tipi kutuplaşmayı harlayan bir etkisinin olacağı kesin görünüyor. Yozgat valiliğinin yaptığı türden işler sebebiyle, aslında bu çapta bir örgütün ve bu tipte bir suçun araştırılması için gerekli bir yöntem olan OHAL sorgulanır ve meşruiyeti tartışılır hale geliyor.

Bu tür bir kararın OHAL yetkilerine sığınarak alınması ciddi bir hatadır. Ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü durumdan yararlanmaya çalışmak, insanların darbe karşıtı hassasiyetini suiistimal etmek, basit bir asayiş sorununu çözme konusundaki eksiklik veya yetersizliği fırsattan istifade “telafi” etmeye çalışmak gibi pek çok açıdan eleştiriye açıktır, söz konusu karar.

Hatırlarsanız hükümet, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında OHAL için muhalefeti ve kamuoyunu ikna etmeye çalışırken çok doğru ve yerinde iki taahhütte bulunmuştu.

(a) Bunlardan ilki “OHAL’i mümkün olduğunca kısa tutacağız” sözüydü. Çeşitli kanallardan, OHAL’i yeniden uzatmak bir yana, işleri hızlıca yaparak mümkünse ilk üç aylık süre bile dolmadan kaldırılmaya çalışılacağı ifade edilmişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Amerikan Newsweek dergisinde 8 Ağustos’ta yayınlanan makalesinde OHAL’in süresi hakkında şöyle söylüyordu:

“Bu karar, FETÖ terör örgütüne karşı verilen mücadelede en hızlı ve etkili şekilde hareket etmeye ve en kısa sürede normale dönmeye hizmet etmektedir. Bu hüküm, milletlerinin hayatını tehdit eden olağanüstü hallerde insan haklarını korumaları için devletlerin gecikmeden gerekli tedbirleri almalarını sağlar. Olağanüstü hal 90 günlük bir süre için ilan edilmesine rağmen, FETÖ terör örgütüyle olan mücadelemizi başarıyla tamamlayıp, en kısa sürede olağanüstü hali sonlandırmayı hedefliyoruz.”

(b) İkincisi ise “OHAL yetkilerini sadece darbe girişimi ve FETÖ ile mücadele ile sınırlı tutacağız” sözüydü. Başbakan ve diğer hükümet yetkilileri topluma bunun da sözünü vermişlerdi.

Başbakan Yıldırım, toplumda darbe dışı alanlarda OHAL’in kullanılmayacağı ve darbe/FETÖ ile ilişiği bulunmayan kişilerin OHAL ile sıkıntıya sokulmayacağına dair taahhüdünde şöyle diyordu:

“OHAL millete değildir. OHAL bize, kendimize ilan edilmiştir. Hükümete, devlete ilan edilmiştir. Bu darbe girişimini yapanlar, onların destekçilerinden hesap sorulması için biz kendimize OHAL ilan ettik. Millet serbest. Onlar yapması gerekeni 15 Temmuz gecesi yaptılar.”

Hükümetin isabetle ve ferasetle verdiği bu iki taahhüde de uyulması gerekir. Bu iki taahhüdün boş birer vaat haline düşmemesine özen göstermek gerekir. Çünkü hükümetin başlangıçta belirlediği bu tutum, hem ahlâken hem siyaseten doğru olandır.

Oysa Yozgat valiliğinin bu kararı OHAL’in darbe ile sınırlı tutulacağı sözünü tamamen boşa çıkarıyor. Olağan asayiş meselesi olacak gündelik bir konuyu OHAL kapsamına almak suretiyle kolaya kaçıyor. Açıktır ki bar, pavyon ve gazinolarla ilgili ileri sürülen “asayiş” ve/ya “kalite ve standart düşüklüğü” ve/ya “sorumsuz eş” konularından hangisi darbe girişimi kapsamına giriyor diye sormak bile abesle iştigal olur.

Valiliğin bu icraatının, içerde ve dışardaki muhaliflerin daha darbe gecesi ileri sürmeye başladıkları “Erdoğan darbeyi kendi gücünü artırmak, yeni İslamcı rejimini pekiştirmek için kullanacak” veya “darbe olsa da olmasa da sonuç değişmedi” türünden iddiaları beslemekten başka bir şeye hizmet etmeyeceği kesin görünüyor.

Aslında, verilen sözün dışına çıkılarak OHAL yetkilerinin darbe dışı alanlarda kullanılmasının ilk örneği bu vaka değil. Kürt meselesinde, PKK ve diğer sol örgütlerle mücadelede OHAL yetkileri epey bir süredir kullanılmaya başlanmıştı. PKK ile ilişiği bulunduğu gerekçesiyle 12 bine yakın öğretmenin açığa alınması, çok uzunca bir süredir yasal yayın yapan çeşitli televizyon, radyo ve gazetelerin OHAL kapsamında kapatılması gibi uygulamalara tanık olmuş bulunuyoruz.

Bu meselelerde hangi politikaların doğru olduğu, bu meseleleri çözme yönteminin ne olacağı, bu kararların yerinde olup olmadığı ayrı bir konu; bu tür icraatın özel olarak darbe girişimi ve FETÖ’ye karşı mücadele için istenmiş olan bir OHAL’in yetkileri çerçevesinde yapılmaya kalkışılması ise gene ayrı bir konudur. Bu televizyon veya gazetelerde suç unsuru varsa, yapılması gereken bunların olağan hukuk yolları ile yürütülmesidir.

Eski bürokratik-vesayetçi zihniyetin darbe gibi travmatik ve olağanüstü bir durumu kendisi için fırsata çevirerek yeniden ortaya çıkmaya ve hayat bulmaya çalıştığına dair izlenimler güçlenmektedir. Örneğin Diyadin belediyesine atanan kayyumun yaptığı ilk işin Kürtçe belediye tabelasını kaldırmak olduğunu hatırlayın.

Türkiye’de bürokrasi ve siyasi gelenek her zaman karmaşık ve çok boyutlu meselelerin kestirme, kaba ve hızlı şekilde çözülebileceği vehminde olmuştur. Eski devlet geleneği hep işin kolayına kaçmak suretiyle kapatmak, yasaklamak, zora koşmak, iş yaptırmamak, mobbing uygulamak, çeşitli yollarla cezalandırmak veya her meseleye toptancı yaklaşmak şeklinde kendini gösteren bir pratiği içermekteydi. Anlaşılan bu eski anlayış, darbeye karşı haklı olarak ilan edilen OHAL’i kendisi için bir fırsata dönüştürmenin de peşine düşmüş bulunuyor.

Bürokraside ve siyasette, ülkenin temel veya olağan meselelerinden yasaklayarak veya kapatarak bir çırpıda kurtulunabileceği düşüncesi kaba saba bir vehimden ibarettir. Yozgat’ta bar, pavyon ve gazinoları kapatarak ne asayiş sorununu çözmüş olursunuz, ne de kadınların sorumsuz koca derdini sona erdirmiş.

Yozgat vakası, depreşen bu kolaycı ve yasakçı bürokratik-siyasi geleneğin artık gündelik bir asayiş meselesine kadar uzandığını göstermesi bakımından, siyasi sorumluluk sahipleri nezdinde uyarıcı olmalıdır.

OHAL yetkileri her ne için istenmişse o iş için kullanılmalıdır. Kısa vadeli bir takım “kolaylık” veya “fayda” beklentileri uğruna demokratik âdâb çiğnenmemeli, yakalanan birlik ruhu tahrip edilmemelidir.

Kısa vadede kolaylık veya fayda olarak görünen şey, bir süre sonra meselelerin iyice içinden çıkılmaz bir hal almasına, sorunun biçim ve boyut değiştirmesine ve işlerin daha fazla zorlaşmasına hizmet edecektir.

Serbestiyet, 10.10.2016