.: Levent Korkut

Yeni Kürt politikası ve sivil toplum

Hükümetin yeni Kürt politikasını ele aldığım yazımda on maddelik yeni politika belgesinin en hayati kısmının politikanın gerçekleştirilmesinde kimin muhatap alınacağı kısmının olduğunu belirtmiştim. Dünya örneklerinde barış süreçlerinde silahlı çatışmaya giren yasadışı örgütlerin ancak bu örgütler marjinalleşirlerse mümkün olabileceğini vurgulamıştım.

Hükümetin yeni yaklaşımı, ilke olarak bölgedeki kanaat önderleri ile sivil toplum örgütlerinin muhatap alınacağından bahsediyor. Böylece Kürt toplumunun bizzat kendisinin aktör olacağının, “milletin kendisine” başvurulacağının altı çiziliyor.

Böyle bir yaklaşımın başarılı olmasının asgari koşulunun ilişkiye geçilecek sivil toplum oluşumlarının bölge halkını ve tüm Kürtleri kucaklama kapasitesine bağlı olduğunu bir kez daha tekrar etmek gerekir.

Bu koşul yeni sorulara cevap aramamızı gerekli kılıyor: Böyle bir kapasite var mıdır? Kanaat önderleri ile sivil toplum örgütleri yeni politikaları meşrulaştıracak bir muhatap grubu oluşturabilirler mi? Seçimlerde oyların yüzde onunu alan bir siyasi partinin bu denklemde yeri nedir?

2013 yılında başlayan çözüm sürecinin en güçlü yönü kamuya ilan edilmesiydi. En zayıf halkası ise sürecin kurumlaşmaması, sivil toplumun devreye sokulmamasıdır. Bu nedenle oluşturulacak yeni bir politikanın mutlaka toplumun kılcal damarlarına girmesi, çok sayıda aktörü politikaların oluşturulması ve uygulanmasına katılması gerekir. Kısacası katılımcı bir yaklaşım işin temeline yerleştirilmelidir.

Katılımcı yaklaşımların başarılı sonuçlar verebilmesi sivil toplum aktörlerinin sadece pasif konumda politikalara destek vermeleri ile değil tüm alanlarda istişare mekanizmalarına, strateji yapım aşamasına ve uygulamaya katılımlarıyla mümkündür. Tek taraflı bir yaklaşımla sivil toplumun aktif katılımının sağlanması hayalcilik olur. Gerekli demokratik mekanizmaların ve kurumsal alt yapının inşası zorunludur.

Sivil toplumun kapasitesi, temel siyasi konular söz konusu olduğunda siyasi partileri de içerir. Özellikle de siyasi partiler önemli bir oy oranına sahipseler, onların dışlanması politikaları başarısız kılacaktır.

HDP son seçimlerde toplam oyların yüzde onunu almıştır. Bu oyların önemli bir kısmının bölge halkından geldiği de bir gerçektir. Bölgenin sivil toplum temsilcilerinin önemli bir kısmının HDP ile güçlü bir ilişkisi mevcuttur. Bu temsilciler partilerinin politikalarını eleştirseler dahi, ondan uzaklaştıkları ve farklı tercihlere yöneldiklerine dair herhangi bir somut veri yoktur.

Bu anlatılanlar ışığında sivil toplum kapasitesinin demokratik katılım mekanizmaların kurulmasına ve bölgenin en güçlü siyasi oluşumunun olumlu tutumuna bağlı olduğu sonucuna ulaşılabilir.

Eğer sivil toplum siyasi aktörlerle birlikte kapsayıcı bir şekilde bir araya getirilebilirse toplumu kavrayacak güçlü bir iradenin oluşturulabilmesi mümkündür.

Böyle bir iradenin oluşturulup oluşturulamayacağı sorunu tümüyle siyasi aktörler arasında sürdürülmesi gereken diyalog süreçlerine bağlıdır.

Bu diyalog süreci özellikle sıcak çatışmanın sonlandırılmasına yönelmelidir. Kamu düzeninin sağlanması ortak bir temel olabilirse PKK üzerinde oluşturulabilecek bir baskıyla görüşmelere izin verecek bir ortamın inşası için çalışılabilir.

Bu koşulların sağlanması günümüz koşullarında oldukça zor gibi gözükmekle birlikte toplumsal kanaat önderleri ve sivil toplum örgütlerinin başka bir formül içinde yeterli kapasiteyi oluşturmaları çok da gerçekçi gözükmemektir.

Gerçekçi olduğunu iddia edenlerin altı milyon üzerinde bir nüfusun desteğini sağlayacak bir paydaş tablosunu göstermeleri gerekir.

Yeni Yüzyıl, 12.02.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/yeni-kurt-politikasi-ve-sivil-toplum-1272