.: Melik Nazır Esirci

Yazmaya Cesaret Edebilmek

Bu mecrada yazı yazma cesaretini, bundan yaklaşık iki yıl önce, sevgili Atilla Yayla hocamın, “artık senden mutlaka ayda en az bir yazı Hürfikirler’e yazmanı istiyorum” demesiyle buldum. Ama yine de ilk yazımı yazana kadar bir dolu tereddüt geçirdim. “İnsanların okuyabileceği bir makale yazabilecek miyim, meramımı anlatabilecek miyim, kelime hazinem yeterli olur mu, yanlış bir ifade kullanır mıyım, maksadımı aşan bir yazı yazar mıyım, bir gaf yapar mıyım” gibi korkuları yaşayarak ilk yazımı yazdım ve önce Atilla Hocama gönderdim. Sağolsun onun teşvikiyle ilk yazım yayınlandı. Şimdilik onun “en az ayda bir yazı” talebini karşılamaya çalışıyorum.

Benim yazdığım 2-3 word sayfası. Bunun daha büyük olanı bir kitap yazmak. Kitap yazanlara hep gıpta etmişimdir. Bu kadar uzun yazıyı nasıl kurguluyorlar, kaynak, bilgi ve yorumları nasıl senkronize edip, sonuçta 150-200 sayfalık bir metni bir yayınevine, “bunu basıp satar mısınız” diye teslim ediyorlar. Bu büyük bir risk. Sadece maddi değil, manevi bir risk de aynı zamanda. Çünkü o kitap birileri tarafından okunacak ve çok acımasızca eleştiriye de tâbi tutulacak. Bana göre büyük cesaret isteyen bir girişim. Nitekim hemen hepimiz, “şimdi bu kitap hangi cesaretle, hangi amaçla, hangi bilgiyle, ne umularak yazılmış da okuyucuya arzedilmiş” diye sorduğumuz kitaplar okumuşuzdur.

Geçen günlerde, şehir merkezinde bir kitabevinin, elinde kalan stokları eritmek üzere kampanyalı satış yapan bir dükkânına girdim. Binlerce kitap var. Sahaf usulü kitaplar da var. 9 tane kitap aldım. Tabiî kitabı ya yazarına göre, ya ününe göre, ya tavsiyeye göre, ya da kitabın ismine göre alıyoruz. Elime bir kitap geçti. Bir zamanlar benim ve çevremin üzerinde etki bırakmış, hepimizin mutlaka sabahtan alıp ismini göstere göstere okuduğu, Türkiye’deki vesayet sistemine en ciddi başkaldırının sembolü olmuş Taraf Gazetesi’nin isminin kitap ismine ilham olduğu bir kitap. İşte şu kitap:

taraf

Doğal olarak ilgimi çekti. Çünkü bir dönem güne bu gazeteyi okumadan başlayamazdık. En orijinal haberleri oradan alır, en cesur yazarları onda okurduk. Sonra nasıl bir operasyona maruz kaldığımızı, uyutulduğumuzu anladık. Ama Türkiye’nin de başından epey badire geçmişti artık. Hatta o gazetede günlük olarak yazan bir yazar bile, işin sonunda “yani biz bir operasyon için kullanışlı bir aparatmışız, bunu bile görememişiz” demişti.

Taraf’ın nasıl bir operasyon gazetesi olduğunu ifşa ediyor herhalde diye kitabı aldım. Kasaya geldim. Kasiyer “abi bu kitabı nereden buldun, biz bu kitabın raflarda olduğunu bile bilmiyorduk, yasak bu kitap, aman ha ne sen bu kitabı bizden aldın, ne de biz seni tanıyoruz” deyince merakım on kat daha arttı. Yasak merakı artırır ya, doğal olarak eve gelir gelmez elime ilk defa bu kitabı aldım. İlk 10 sayfada kitaba lüzumsuz yere para verdiğimi düşündüm, ama hazır başlamışken de bitirmeye gayret ettim. Kitabın her sayfasında “bu üslûpla kitap mı yazılır, kitap yazılır da nasıl okuyucuya sunulur” diye kendime sordum. Bazı yerlerin de altını çizdim. Yazarını tanımam etmem. Adını hiç duymadım. Pür sosyalist biri olduğunu öğrenmiş oldum. Daha önce de sosyalist yazarların kitaplarını okudum. Onlarda da olan, diğer fikirdekileri ve fikirleri küçümseme, tahkir etme, meramını mutlaka en az bir argo kelimeyle ifade etme eğiliminin en üst seviyesini bu kitapta gördüm. Dünyaya, olaylara, hayata, “sosyalizm ve sosyalist fikir ve değerlerin temel, mutlak, tartışmasız en üstün, aşkın ve ulvî değerler olduğu” başlangıç noktasından bakarak, kendilerinden başka her fikri ve herkesi, seviyesizce nitelemenin zirvesini bu kitapta gördüm. Elinize alıp okumanızı, vakit kaybı açısından tavsiye etmem. Ama ibretlik olsun diye bazı ifadeleri buraya aldığım bu yazıyı okursanız siz de bir fikir sahibi olursunuz.

Öncelikle hakkını verelim. Kitap 2013 yılında basılmış. Kitapta geçen ilk tarih 2008 yılı. O tarihlerde Taraf Gazetesi’nde çalışıp sonra ayrılan bir çalışanının ağzından “Gülen hareketine yakın emniyetçilerden gazeteye bilgi sızdığını, bu kesimlerden Yeni Şafak, Zaman gibi gazetelere gönderilen belgelerin “son derece kritik belgeler” olduğunda Taraf’a paslandığı” ifadesine yer verirken, bu gazetenin büyük bir operasyon aparatı olduğunu taa o zamandan görmüş olduğunu anlıyoruz. Biz göremedik ama onlar görmüş, tebrik edelim ve biz halimize yanalım.

Kitabın giriş kısmında yazar, belli ki hem ideolojisinin, kendi görüşlerine karşı her tarafı tarif etmek için kullandığı ne kadar olumsuz, küçültücü ibareler varsa hepsini kullanıyor, hem de seviyesinin haddini bilmeden, ezberlenmiş klişe sözcüklerle, güya büyük bir uluslararası politika analizi yapıyor. “Revizyonist İslam, molla devrimi, işbirlikçi İslamcı hareket, İslamcı burjuvazinin gittikçe büyümesi, (Kemal Derviş için) işbirlikçi tekellerin ajanı, işbirlikçi tekelci burjuvazi” terimleriyle, AKP’nin, Amerika’nın Ortadoğunun yeniden dizaynı ve İslam’ın revize edilmesi için görevlendirilmiş bir parti olduğunu iddia ediyor.  Bunlar fikir ve ifade özgürlüğü babında saygı duyulacak fikirlerdir. Sosyalist birinin, fikrini hep klişe terimlerle açıklamasına da şaşırmıyoruz.

Önce, gazetenin nasıl bir gazete olduğunun tespitini yapıyor: “Taraf Gazetesi devrime inanmayan bir gazetedir”, “Taraf Gazetesi işçi düşmanıdır”, “Taraf Gazetesi polis yanlısıdır”.

Kitap, Taraf Gazetesi’ni, öncelikle liberal bir gazete olarak ele alıyor. Ama gazetenin ismi her geçtiğinde “cibilliyetsiz gazete Taraf” (haklıymış) içindeki başyazar dahil, kendisini Marksist olarak ifade eden yazarlar da dahil olmak üzere hepsini “liberal” olarak küçümseyici şekilde etiketliyor ve isimlerinin geçtiği her satırda aynı küçümseyici sıfatı ekliyor.  Örneğin “medya zabiti ödüllü gazeteci A.G., büyük hafiye, zehir hafiye A.A., demokrat militan gazeteci Y.O., kendini Marksist sanan kaşar M.B., altılı ganyancı E.M., “vaka-ı Mr. C.E., “liberal iktisatçı, küreselleşmeci ve AKP politikalarının sıkı savunucusu S.Y. ifadelerini saygısızca, isimlerinin geçtiği her yerde kullanmanın yanında, başbakan için (her geçtiği yerde) sadece Tayyip, eski Maliye Bakanı Mehmet Şimşek için “İngiliz Mehmet”, o zamanki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için “Hayrunnisa’nın kocası Gül” ifadelerini kullanmaktan zevk almaktadır. Ama gazetenin bir yazarı hakkında da “Taraf gazetesinin tek namuslu sesi Ümit Kıvanç” demeyi de ihmal etmemiş.

Kişiler hakkındaki yakıştırmaları böyleyken, ideolojiler hakkında daha da pervasızlaşmaktadır. Biraz sonra okuyacağınız, benim buraya yazarken bazılarına güldüğüm, bazılarından utandığım kitaptan ifadeler yazarın seviyesinin göstergeleridir.

En büyük düşmanı gördüğü liberalizm ve liberaller hakkındaki görüşlerinin kalitesine bir bakalım. Tabiî bu arada, gazetede yazan, liberallikle hiç alâkası olmayan yazarları da kendisi toptan “liberal” olarak yaftaladığı için hepsini birden vasıflandırmış. “Liberaller de dahil bütün dünya burjuva politikacıları şekilcidir”, “bütün liberaller yalancıdır, sahtekârdır ve ikiyüzlüdür”, “liberal zibidilerin bize iyi, güzel ve özgürlük diye yutturmaya kalkıştıkları, bir avuç tekellerin diktatörlüğü olan burjuva demokrasi, rejim tehlikeye düştüğünde her an ülkenin ulvî çıkarları için rafa kaldırılandır”, “Liberaller, Tayyip’in emperyalist politikalarının Türkiye’ deki temsilcisi olmasını farklı yorumladıkları için tepkisel davranıyorlar”, “Burjuva ideologları, siyasetçileri ve liberaller ikiyüzlüdür”, “kendini sosyalist sanan mayası bozuk milliyetçi solcular”, “AKP’ye karşı olan herkesi, iti-puştu, faşisti, yılların tescilli komünizm karşıtı, devrimcilerin düşmanı, sokakta, kahvede, okulda, her yerde gözlerini kırpmadan insanları katlederken, ‘bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz’ açıklamasını yapma cesaretini ve yüzsüzlüğünü sergileyen Demirel’i…”, “bir yerde kazanan varsa diğer yanda da kaybeden vardır, eğer burjuvazi kazanıyorsa, işçiler ve emekçiler kaybediyor demektir”, “liberaller, AKP’ye yalakalık yapmaktan kimi gerçekleri görmemek için özel gayret sarfeder. Sınırsız özgürlükleri savunan bu zibidiler….”, “Ya vahşi kapitalizmden yana olacaksın ya da toplumsal ekonomiden, yani sosyalizm ve işçi sınıfından olacaksın”, “Siz bakmayın liberallerin ve bütün gericiler tarafından devrimcilerin terörist gibi gösterildiğine, hepsi kocaman bir yalandır”, “liberalizm bir burjuva ideolojisidir”, “liberaller son tahlilde burjuvaziyi savunurlar. O yüzden huyları, alışkanlıkları ve kaypaklıkları birbirine benzer”, “bu liberaller ikiyüzlüdür ve iki yüzlüklerini haber yapış şekillerinde ele verirler”, “emperyalizmi savunan mandacı liberaller”, “Liberaller, Moğollar, Tarık Akan, Bulutsuzluk Özlemi ve Ece Temelkuran gibi davranan sanatçı ve yazarları çok kolay faşistlikle suçlayabiliyor”, “Bu liberal zibidiler, her şeyin her kavramın içine ettikleri için… Hepsi çok okuyormuş havasında ama boş okudukları anlaşılıyor. ”, “Liberallere göre, küreselleşmeyi değil de ülkenin bağımsızlığını savunuyor, vatan topraklarının emperyalist örgüt NATO’nun askeri üssü olmasına karşı çıkıyorsan, sen ırkçı bir ulusalcı ve dolayısıyla da faşistsindir. IMF, Dünya Bankası, Uluslararası Ticaret Örgütü’nün dayatmalarına ve AB üyeliğine karşı çıkıyorsan yine ırkçısın. Ya siyahsındır ya beyaz.”, “liberallerin babası Tayyip olduğunun kabulüdür”.

Liberalizm ve liberaller hakkında bunları söyleyen birinin, devrim, devrimcilik, sosyalizm hakkındaki görüşleri nasıl olur? Görelim: “Sosyalist devlet de bir diktatörlüktür, bu diktatörlük burjuvaziye karşı bir diktatörlüktür”, “sosyalist devlet, işçi, köylü, aydın ve tüm emekçilerin yer aldığı halk organlarıyla ülkenin ve toplumun kaderini belirler”, “eski ve geri olan mekanizmayı kırıp parçalayan, onun yerine daha yeni ve daha ileri olan mekanizmayı kuran toplumsal hareketlere devrim denir”, “Safları yazalım; İktidar cephesi: Emperyalist devletler, iç destekçileri, AKP hükümeti, liberaller ve Kürt sağı. Karşı cephe: Genelkurmay destekçileri, sağ Kemalistler, CHP ve faşist parti, Bağımsız tavır alanlar: Kürt solu, DPT, PKK ve Türkiye Devrimcileri”, “sosyalistler hiçbir zaman şiddet ve savaştan yana değillerdir. Gerek dünyada gerekse de ülkemizde şiddeti başlatan hep burjuva olmuştur”, “kapitalizmin kötülüklerinin ve kimin ne b.k olduğunun anlaşılacağı tek alan sınıf mücadelesidir”, “iyi ve güzel şeyler, devrimcilerin her zaman sahip çıktıklarıdır. İnsanın gelişimine katkı koyan her adım devrimcileri sevindirir”, “sosyalizm de kapitalizmin ileriki aşamasıdır, kapitalizmden de önünde sonunda sosyalizme geçilecektir”, “sosyalist ideoloji, yeni bir toplum kurma mücadelesinin ideolojisidir”, “sosyalist ideoloji, somut durumun ve toplumun maddi koşullarında yeniden yeniden üretilerek geliştiriliyor”, “gericileşmiş, eskimiş iktidarı savunan Zor ile değişim isteyen ileri ve yeni toplum kurmak isteyen Zor karşı karşıya gelecek ve önünde sonunda değişim isteyen Zor kazanacaktır”, “devrimcilerin hiç de şiddet yanlısı olmadıklarını, tam tersine barışçıl mücadelelerle toplumsal değişim mücadelesi vermek isteği içinde olduklarını rahatlıkla anlayabilirdi”, “oysa gerçek tam tersidir. Devrimciler hiçbir zaman şiddet yanlısı olmamıştır. Devrimciler zaten şiddet meraklısı, şiddet sevdalısı da değildir”, “tek parti ve Demokrat Parti döneminde hiçbir zaman şiddete başvurmayan devrimcilere sürekli zulüm edilmiş, işkencelerden geçirilmiş, zindanlara tıkılmış ve şiddet uygulanmıştır”, “12 Mart sonrasında sürekli saldırıya uğrayan ve şiddete hedef olan devrimciler…”, “çoğunluğun demokratik-hukuk devletinin adı proleterya diktatörlüğüdür”, “burjuva hukuku ortadan kaldırılması gerekenlerdendir ve bu devrim sorunudur”, “Devrim, eski köhnemiş yapının yıkılıp onun yerine yeni, ilerici bir yapı kurulmasıdır”, “Gerçeğin doğru algılanmasına engel olan herkes, ister kişi olsun ister kurum, işçi ve emekçilerin karşısında egemen güçlerin yanında saf tutmaktadır. Gerçeklerin doğru anlaşılmasından korkanlar sömürü sistemini savunanlardır. Devrimciler, işçiler, emekçiler gerçekten korkmazlar. Çünkü gerçek ‘devrimcidir’”, “doğruya doğru, eğriye eğri demek devrimcilerin görevidir”, “Marksizmin dışında kalan bütün ideolojiler gerçeği saptırarak kamuoyu oluştururlar. Gerçeği saptırmak zaman zaman bazı Marksist örgütlerde de görülür. Bu durum da, burjuva ideolojisinin, ahlâkının o örgütlerdeki etkisini gösterir”, “Burjuvanın hukuku bizi bağlamaz. İşçi sınıfının mücadelesi meşruiyet temelinde yükselir, yasalar zemininde değil”.

Liberalizm, sosyalizm tarif edilir de faşizm unutulur mu? “Faşizm, kapitalizmin emperyalist dönemine özgüdür. Çünkü finans sermayesinin, yani en büyük burjuvazinin diktatörlüğüdür. Kitlesel tabanını özellikle küçük burjuvazi ile işçi ve emekçilerin geri unsurlarının oluşturmasına rağmen en büyük burjuvazi olan ve toplumsal nüfusun bir avucunun, en zengin burjuvaların diktatörlüğüdür.”, “faşizm, finans kapitalin diktatörlüğüdür”, “Faşizm her şeyden önce bir burjuva devlet biçimidir. Tıpkı monarşik demokratik devlet biçimleri gibi”.

Demokrasi hakkında da; “her devlet diktatörlüktür, demokrasi denilen şey de aslında bir burjuva demokrasisi diktatörlüğüdür” demektedir.

Ama o zamanlar Moda iskelesinde İBB’nin içki satışına yönelik yazdığı şu cümleye bütün liberaller katılır. Hakkını yemeyelim. “İBB’yi yönetenler, kendi ideolojilerine uygun yaşam biçimini topluma dayatırsa işte o zaman sorun çıkar.”

Bugüne kadar okuduğum bütün sol cenah kitaplarında ortak olarak gördüğüm argonun zirvesini bu kitapta gördüm. Şöyle ki; “si….. aşağı Kasımpaşa”, “halamın şeyi olsaydı amcam olurdu”, (Tayyip Erdoğan’ın Amerika ziyaretinde başkanla görüşmesini anlatmak için) “Clinton’ın stajyer kadına saksafon çaldırdığı o meşhur oval ofiste görüşüyor”, “Taraf yazarlarının en çok tat aldıkları, orgazm çığlıkları atarak sola, Marksizme saldırmalarıdır”, “osuruktan tayyare, selam söyle NATO ve BD’ye”, “memleketi yönettiklerini sanan eşek kadar adamlar birbirlerine küfrediyor…”

Ama işte belki de en isabetli, atasözü gibi görüşüne de şapka çıkarılır. “İdeoloji tıpkı alkol gibidir. Nasıl alkol şişede durduğu gibi durmuyorsa, ideoloji de yazılı yerde, kafada durmaz”.

Kitabı okuyunca, değil bir makale yazmak, kitap yazmak da bu kadar kolaymış dedim. Bir gün kitap yazmaya da cesaret eder miyim acaba?

(Not: Kitaptaki yüzlerce imla hatası da cabası. Bakmayın benim yazdıklarımda imla hatası olmadığına.)

17 Ocak 2019