Hrant Dink ve insanlık için adalet
|| Sayfayı Paylaş || Sayfayı Yazdır || PDF'e Çevir ||
Atilla Yayla

Yayın Tarihi : 20/01/2012

"Devlet vatandaşını bombalar mı?" diye sordu Başbakan Tayyip Erdoğan, Uludere katliamıyla ilgili tartışmalar sırasında.

Bunu söylerken belki de devletlerin vatandaşlarını bombalamaması gerektiğini ifade etmek istiyordu. Eğer öyleyse, bunun iyi niyetli ama gerçeklere ters bir bekleyiş veya temenni olduğunu söylemek gerekir. Tarih bize gösteriyor ki, devletler vatandaşlarını bombalayarak, zehirleyerek, aç bırakarak öldürebiliyor. İnsanları bazen tek tek, bazen kitleler halinde yok edebiliyor. Yirminci yüzyıl bir bakıma bu tür cinayetlerin tarihi olarak okunabilir. Sovyet Rusya'da devlet 1917 ile 1987 arasında bilerek ve isteyerek 60 milyondan fazla insanı katletti. Naziler, Alman vatandaşı milyonlarca Yahudi'yi gaz odalarına sürdü. Devletler orada burada savaşlar çıkartarak milyonlarca kişiye hayatlarını çatışma alanlarında harcattı.

Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihinde de devletin vatandaşlarını bizzat katletmesinin veya katledilmelerine aktif yahut pasif destek sağlamasının birçok örneği var. Daha birkaç hafta önce toplum bir rüyadan uyanıyormuşçasına bunlardan birinden haberdar oldu: Dersim katliamı. Devlet on binlerce vatandaşını, Başbakan'ın açıkladığı belgelerin de gösterdiği üzere, en gaddar, en adi yöntemlerle biçmedi mi Dersim'de? Daha yakınlarda vuku bulan Çorum, Maraş, Sivas, Gazi olaylarında katliam teşebbüslerine girişilmesine göz yummadı mı? Ve işte Hrant Dink cinayeti. Bu cinayetin organize edilmesinde bir devlet desteği olmaması mümkün mü?

HRANT DİNK CİNAYETİNİN SEBEB-İ HİKMETİ!

Hrant Dink cinayeti davası salı günü sonuçlandı. Mahkemenin kararları adaletin tecelli etmesini beş yıldır bekleyenleri büyük hayal kırıklığına uğrattı. Cinayetin arkasında bir örgüt bulunmadığına hükmedildi. Böylece bu elim olay adi bir cinayet muamelesine tabi tutuldu. Bunun hem vicdanları kanatacağına hem de devletin kirlerinden ve günahlarından arınmasına hiçbir katkı sağlamayacağı açık. Aslında Hrant Dink kademeli bir yapılanma tarafından adım adım ölüme gönderildi. İlk işaret fişeğini klasik linç ve ihbar işlevini yerine getirerek Hürriyet Gazetesi fırlattı. Başka bazı medya organları onu iştahla takip etti. Böylece Dink önce medya tarafından yargılandı, suçlu bulundu ve ölüme mahkûm edildi. Yargı bu yargısız infaza hukuk kılıfında ateş taşıdı. Hukuka, adalete ve vicdana aykırı kararlarıyla muhtemel bir cinayete sözde meşruiyet zemini döşemeye yöneldi. Cinayet operasyonu bunların ardından geldi. Katil(ler) ve sahipleri kendilerinden çok emindi. Herhalde kusursuz bir plan hazırladıklarına ve asla yakalanmayacaklarına inanmışlardı. Ne de olsa bu bir devlet işiydi veya devletle ilgili bir işti ve öldürülecek kişi bir Ermeni'ydi. Cinayet gündüz ışığı altında geldi. İstanbul'da valilik ve Emniyet cinayeti önlemek için gerekli istek ve kararlılığı göstermedi. Sonunda çocuk yaşta bir tetikçiyle cinayet gerçekleştirildi.

Dink cinayetinden parsa toplama planlarını iki şey bozdu. İlki tetikçinin tesadüfen yakalanmasıydı. İkincisi aralarında çok sayıda Ermeni olmayanın da bulunduğu on binlerce kişinin cinayete tepki göstermesiydi. Cinayeti planlayanlar, hesapları doğru çıksaydı, bir taşla birçok kuş vurmuş olacaktı. Küçük bir azınlık olan Ermeniler iyice sindirilecekti. Toplumun şovenist damarları kabartılacaktı. Hükümet beceriksiz ve asayişi sağlayamayan bir iktidar pozisyonuna sokulacaktı. Batılılara, İslamcı iktidarın gayrimüslimleri koruyamadığı, hatta korumak bir yana, öldürttüğü söylenecekti. Bu hesapların hiçbiri tam olarak tutmadı. Ancak, ne yazık ki, bu menfur cinayetin soruşturulması da olması gerektiği kadar geniş ve derin şekilde yapılmadı. Bunda yargıda egemen zihniyet yanında devlet içi bazı odakların direnme çabaları ve hükümetin davaya yeterince siyasi destek vermemesi de etkili oldu.

Hrant Dink cinayeti her yönüyle "organize bir suçum" diye bağırıyor. Bu çapta bir cinayeti, Trabzon'da kahve köşelerinde okey oynayarak vakit geçiren üç beş "gencin" planlaması ve işlemesi düşünülemez. Onlar ancak mekanizmanın piyonları olabilir. Cinayet bir örgüt işi olmak zorunda. Hem savcının hem Dink ailesinin avukatlarının işaret ettiği gibi bu örgüt ya Ergenekon ile bağlantılı ya da onun organik parçası. Yargılama eğer bu istikamette geliştirilse ve avukatların sunduğu bilgi ve belgeler değerlendirilseydi bugün suçun daha iyi aydınlatıldığı ve suçluların müstahak oldukları gibi cezalandırıldığı bir noktada olabilirdik.

El birliğiyle işlenen bu cinayetin Dink'e karşı linç kampanyası yürüten yayın organlarının yöneticileri ve köşe yazarları gibi manevî ortakları için hukuken yapılabilecek fazla bir şey yok gibi. Skandal kararlara imza atan yargı mensupları için de. Onları ahlâken kınamanın ve maşeri vicdanda mahkûm etmenin ötesine geçmek zor görünüyor. Ancak, suç örgütünde her seviyede ve her şekilde yer alanları, onlara göz yuman veya destek veren kamu görevlilerini, aşikâr bilgilere rağmen suçu önlemede ve Dink'i korumada ihmalkâr davranan mülkî idare amirlerini ve güvenlikçileri mutlaka yargı önüne çıkarmak gerekir. Bu cinayetin her şeyiyle aydınlatılması sadece adaletin yerini bulması için değil, aynı zamanda toplumun ve devletin kirlerinden arındırılması için de şarttır.

Dink cinayeti davasının zor olduğunun farkındayım. Bu çerçevede AK Parti'nin açmazlarını da anlıyorum. Ancak, bu cinayetin üzerine gitmek AKP için hem bir ahlâk hem de bir varoluş testidir. Müslüman demokrat politikacılara, "Yaradılanı severiz Yaradan'dan ötürü" diyen, "haksız yere bir insanı öldürmenin bütün insanlığı öldürmek anlamına geleceği felsefesine inanan" insanlara cinayetin bütünüyle aydınlatılması için sonuna kadar gitmek ve her desteği vermek yakışır ve yaraşır. Müslüman demokratlar kendilerini devletin pisliklerini örtmek, yanlışlarına sahip çıkmak zorunda hissetmemeli. Bunu yapmaları varlık nedenlerini ihmal etmeleri anlamına gelir. Dink cinayeti tam olarak çözülmeden Ergenekon, Balyoz ve İnternet Andıcı davalarında da sonuca ulaşılamaz. AKP siyasi desteğini esirgemeye devam ederse "bebekten katil çıkartan" ve halkını bombalayan devlet felsefesine teslim olmuş olur ve bu felsefe ve takipçileri, hiç şüphe edilmesin, bir gün, yakın geçmişte yapmaya çalıştıkları gibi, AKP'nin başına da bir çorap örer.

 

Zaman, 20.01.2012

Yazara ait tüm yazılar
Sonuçlar: 1 - 10 , Toplam kayıt: 163, Sayfa:
1
Web Tasarım