
İnsanlar hakikate değil, hakikat gibi görünen şeylere inanırlar
Eflatun
Pozitif ayrımcılık, “Bir cinsiyet, yaş, meslek etnik veya dinsel grubu diğer kesimlerden ayırarak, onlara başkalarında olmayan hak veya ayrıcalıkların verilmesi” olarak tanımlanıyor. Eğitimin finansmanında ise pozitif ayrımcılık yapılan kesim, sanıldığının aksine yoksul aileler değil; mevcut devlet tekelli sistemdeki varsıl ailelerdir.
Eğitimin önemli olduğu hepimiz tarafından kabul edilmektedir. Eğitim hizmetlerinin devlet tarafından finanse edilmesi ve üretimin devlet tarafından yapılması yine kabul gören bir eğilimdir. “Parasız eğitim”, “eşit eğitim”, “herkese eğitim imkânı”, “eğitimde fırsat eşitliği” vb. sloganlar epeydir moda olan sloganlardır. Gerçekler ise aslında göründüğü gibi değil.
Eğitim, sanılanın aksine ciddi miktarda finansal kaynağın kullanılmasını gerektiriyor. Eğitimin, devlete ve topluma finansal maliyetini ve sonuçlarını biraz irdeleyelim. Bir defa oldukça uzun süren bir eğitim süreci var. Bir çocuğun sadece ilköğretimi tamamlaması 8 yıllık bir eğitim sürecini gerektiriyor. Tüm eğitim kademelerini tamamlarsa, her şey yolunda gittiği takdirde bu süre 16-18 yıla çıkıyor. Aksi halde sürenin 20-22 yılı bulması oldukça sık karşılaşılan bir durum. İkinci önemli nokta, eğitim sisteminin topyekün yapılandırılması ve eğitim sürecindeki finansal giderler sorunu. Okulun yapımı, işletilmesi, personelin ücretleri, eğitim araç- gereçleri vb. pek çok gider finansal kaynağa ihtiyaç duyuyor. Yani, hiçbir şey sloganlardaki gibi bedelsiz, parasız değil. Eğitimin bedelsiz ya da çok ucuz olduğu varsayımı, eğitimin devlet tarafından finanse edilmesiyle meşrulaştırmaya çalışılıyor. Eğitimin devlet tarafından finanse edilmesini savunanların iki gerekçesi var:
1.Eğitimi devletin finanse etmesi yoksullara eğitim imkânı sağlar.
2.Eğitimi devletin finanse etmesi fırsat eşitliği sağlar.
Yukarıdaki iki gerekçe fakir, yoksul aile çocukları adına ulvî bir nitelikte olduğu için itirazları durdurmaya yetiyor.
Yoksulların Çocukları Eğitim İmkânlarından En Az Yararlananlardır!
Devletin eğitimi üstlenmesini isteyen kesim, yoksul ailelerin çocuklarının bu yolla eğitim alabildiğini öne sürüyorlar. Ancak bunun tam tersi bir durumla karşı karşıyayız.
Bu durumu, nesnel bir araştırma sonuçlarına bakarak rahatlıkla görebiliriz. Eğitim Reformu Girişimi (ERG) verilerine göre eğitim kademlerine ulaşma oranları aşağıdaki tabloda görülmektedir.
Tablo-1 Yüzde Yirmilik Gelir Durumlarına Göre Eğitim Durumu (7-23 yaş arası nüfus)
(1. % 20’lik dilim en yoksul, 5. %20’lik dilim en varlıklı kesimi göstermektedir.)
|
Gelir Dilimleri |
İlköğretim ve Altı |
|
Ortaöğretim |
Yükseköğretim |
Toplam |
|
1. % 20 |
87,22 |
|
12,35 |
0,43 |
100 |
|
2. % 20 |
74,62 |
|
23,37 |
2,01 |
100 |
|
3. % 20 |
68,08 |
|
26,17 |
5,75 |
100 |
|
4. % 20 |
56,72 |
|
32,25 |
11,03 |
100 |
|
5. % 20 |
36,29 |
|
35,67 |
28,04 |
100 |
Kaynak: Türkiye’de Eğitime Erişimin Belirleyicileri Raporu, (2009), (www.erg.sabanciuniv.edu.tr) .
En düşük gelir grubunu oluşturan 1.% 20’lik dilimdekilerin “yükseköğrenime” ulaşma imkânları % 0.43 gibi çok düşük bir orana sahiptir. 1. 2. ve 3. %20’lik dilimdekilerin yükseköğrenime ulaşma oranları toplamı % 8.19’luk bir orana ancak ulaşabiliyor. Tablo-1’deki diğer verilerin de yukarıda savunduğumuz tezi destekler nitelikte olduğu yine açıkça görülmektedir.
“Araştırmalara inanmam ben kendi gözlerimle görmek isterim” derseniz ona da bakalım. Orta ve üst gelir grubunda yer alan bir kimseyseniz, önce kendi oturduğunuz mahalleyi düşünün, sonra da yoksulların yaşadığı bir mahalleyi düşünün. Son yıllarda her iki mahalleden ayrı ayrı ne kadar öğrencinin üniversiteye yerleştiğini söyleyebilirsiniz? Sanırım varlıklı ailelerin çocuklarının yükseköğrenime geçiş oranı yoksul ailelerin çocuklarının geçiş oranından gözle görülür bir şekilde daha yüksek olacaktır.
Eğitimi Devletin Finanse Etmesi Fırsat Eşitliği Sağlamaz
Eğitimi, devletin güya eşit şartlarda sağlıyor gözükmesi, gerçek manada fırsat eşitliği sağlamaz. Yine ERG verilerine göre, gelir düzeyleri ile ailelerin eğitime ayırdığı finansal kaynak arasında uçurum vardır.
Tablo-2 Yüzde Yirmilik Gelir Dilimlerine Göre Eğitim Harcamaları
|
Gelir Dilimleri |
2002 |
|
2006 |
|
1. % 20 2. % 20 3. % 20 4. % 20 5. % 20 |
1,00 1,03 2,81 4,21 13,63 |
|
1,00 4,49 5,92 8,45 21,37 |
Araştırmaya göre en yoksul % 20’lik dilimde yer alan aileler eğitim için 1,00 birim kaynak harcarken; en varsıl % 20’lik kesim 21,37 kat fazla birim kaynak harcama yapmaktadır. Tablo-1’de aynı zamanda eğitimi devletin finanse etmemesinin fırsat eşitliğini sağlamadığı da görülmektedir.
Devletin Eğitime Ayırdığı Payı Artırması Sorunu Çözmez
Devletin eğitime daha fazla kaynak ayırması ya da kaynağın artırılması zaten yapılmakta olan bir uygulamadır. Tablo-3’te 2006 ile 2010 yılları arasındaki eğitim bütçesi rakamları bulunuyor.
Tablo-3: Eğitim Hizmeti Yürüten İdarelerin Bütçe Büyüklükleri

Kaynak: Bütçe Dergisi. (Ocak 2010), sayı: 33.
Tüm eğitim kurumu niteliğindeki kuruluşlar ve eğitim hizmetleri için genel bütçeden 2010 yılı için %14,1 oranında bir pay ile GSMH’den %3,9 oranında bir pay ayrılmış durumda. 2006 ile 2010 yılları arasında bütçede eğitim hizmetleri için ayrılan payın arttığı gözlense de kaynak artırımı aslında yapısal nitelikteki sorunların çözümü için yeterli değildir.
Bütçe gerçekleşme verileri Tablo-4’te ayrıntılı olarak verilmiştir.
Tablo-4 Eğitim Hizmeti Yürüten İdarelerin Ekonomik Bazda Bütçe Gerçekleşme Seyri

Kaynak: Bütçe Dergisi. (Ocak 2010), sayı: 33.
Eğitime ayrılan bütçe miktarının 2010 yılı itibariyle 40 milyar TL gibi oldukça büyük bir miktar olduğu tablodan görülmektedir. Ancak bunun yaklaşık 30 milyar TL’sinin yani %75’nin personel maaşlarına harcanıyor olması çok dikkat çekici ve ciddi bir husustur. Bu tabloda, eğitim kalitesinin arzulanan noktaya getirilmesi için gerekli olan harcamaların, devlet tarafından yapılmasının neredeyse imkânsız olduğunu görmek zor değildir. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) hazırladığı “2050’ye Doğru Nüfus Bilim ve Yönetim: Eğitim Sistemine Bakış” isimli raporuna göre öğrenci başına harcanan miktar verileri aşağıdaki tabloda görülmektedir:
Şekil-1: Öğrenci Başına Harcanan Miktarın Türkiye ve OECD Ortalamaları (ABD Doları, $ )

Araştırma sonuçlarına göre ilköğretimde öğrenci başına 1130 $, ortaöğretimde 1834 $ ve yükseköğretimde 4648 $ harcama yapılmaktadır.
Yoksullar dezavantajlıdır
Araştırmalardan çıkan sonuçları özetlemek gerekirse:
1. Eğitimden en az yoksullar yararlanmakta ve varlıklı ailelerin çocuklarını (özellikle üniversite düzeyinde) ödedikleri vergilerle yine yoksullar finanse etmektedirler.
2. Hizmet alma ile önden bedel arasında orantısızlık söz konusudur. Örneğin, aileden hiç kimsenin yararlanmadığı üniversite eğitimi için yine aile tarafından yıllarca ödenen vergiler ters yönlü finansal transferi göstermektedir.
3. Eğitim için yapılan harcamalar genellikle personel maaşı, okulun temizliği, ısınması, telefon vb. giderleri için yapılmaktadır. Eğitimin diğer bileşenleri için kaynaklar yetersiz kalmaktadır. Eğitim kalitesini geliştirmek için, şu durumda elde var sıfır demek abartı olmayacaktır.
4. Çocuklarının iyi eğitim alması için aileler önemli miktarda para harcamaktadır. Dershane, özel ders, kurs, ek kaynak, kitap, araç-gereç vb. giderler ile okullara yapılan zorunlu bağışlar aileler için çoğu zaman sıkıntı oluşturmaktadır.
5. Eğitim için aslında önemli miktarda vergi ödemekteyiz. Şöyle ki: bir ailenin ayda ortalama 1000 TL’lik harcama yapmakta olduğunu kabul edelim. %8 eğitimle ilgili harcamaların katma değer vergisini ödüyoruz (bu oran bazen artıyor ama azalma olmuyor).Bu durumda her ay ortalama 100 TL vergi ödüyoruz. Bu rakamı yıl boyu 12x100=1200 TL toplam olarak ödeniyor. 1200 TL’yi sabit kabul edelim. Okulda geçen maksimum zaman, 16 yıl olsun. Çocuğumuz 6 yıl da okula gitmedi. 6x1200=7200 TL daha okula başlamadan vergi ödedik. Çocuğumuz 8 yıl okula gitti. 8x1200=9600 TL de okula giderken ödedik. Sonra okula gidemedi, fakat başka ailelerin çocukları 8 yıl daha okula devam ettiler. Biz de vergi ödemeye devam ettik, 8x1200= 9600. Şimdi hepsini toplayalım: 7200+9600+9600=26.400 ödenen toplam verginin % 20 sinin eğitim için ayrıldığını varsayalım: 26400/5=5280 TL bunu 1$=1,5 TL sabit kur üzerinden ABD Doları’na dönüştürelim: 5280/1,5=3520 $. Oysa ülkemizde ilköğretim öğrencisi için 1130 $ harcanıyordu; lakin biz eğitim için 3520 $’lık vergi ödedik. Aradaki fark ne oldu dersiniz? Orta ve yükseköğretim kurumlarında eğitim alan öğrenciler için transfer oldu. Yani yoksul aileler, kıt kaynakları ile orta ve üst gelir grubundakileri finanse ettiler. Tabiî ki, alt gelir grubundan üniversitede okuyanların olması gibi istisnalar olabilir, ancak bu oran çok düşüktür. Yani yoksuldan orta ve üst gelir grubuna doğru giden ana finans transfer yönü hiç değişmez. Oysa aile ödediği vergiyi, çocuğunun eğitimi için tasarruf etse sonuç çok daha farklı olacaktır.
Mevcut yapıda devletin hem eğitimin finansörü hem de üreticisi olması ciddi bir adalet sorunudur. Mevcut eğitim finansman sistemi, derin bir adaletsizlik sorunu doğurmaktadır. Yoksul aileler adına varlıklı ailelere gelir transferi yapılmaktadır. Eğitimi devletin finanse etmesi, yoksullar için avantajlıymış gibi görünse de aslında tam tersi bir şekilde dezavantajlı ve hakkaniyetsiz bir duruma sebep olmaktadır. Çözüm olarak devlet, eğitimi ait olduğu yere yani “topluma” bırakmalıdır. Yoksul aileler için kupon, burs vb. mekanizmalar işletmelidir. Eğitimde çeşitliliğe ve özel sektör girişimine imkân sağlandığı takdirde, bu girişimlerin kısa sürede olumlu sonuçlar doğuracağına inanmaktayım.
19.01.2012
maliilkay@hotmail.com