12 Eylül ve ezberlerimiz
|| Sayfayı Paylaş || Sayfayı Yazdır || PDF'e Çevir ||
Mustafa Akyol

Yayın Tarihi : 18/01/2012

12 Eylül ile tanıştığımda sekiz yaşındaydım. Üç ay öncesinde bavulunu toplayıp evden ayrılan babamı birden bire tel örgüler arkasında görünce anlamıştım “darbe”nin ne olduğunu. Mamak Askeri Cezaevi’nde karşılaştığım o toplama kampı tablosunu hiç unutmadım. Darbeden ve darbecilerden hep nefret ettim.

Biraz büyüyüp de hem 12 Eylül’ü hem de 27 Mayıs’ı araştırdıkça, İmralı cinayetlerini, Mamak ve Diyarbakır işkencelerini öğrendikçe, darbelerin Türkiye’ye ne korkunç acılar yaşattığını daha iyi anladım. Bu organize zulümlerden de, onları savunan “özel şartlarımız”cılardan da, dayandıkları “ilke ve inkılaplardan” da iğrendim.

Dolayısıyla, 12 Eylül’ün yargılanmasını sevinçle karşılıyorum. Dahası, bu yargılamanın hiç gerçekleşmeyeceğini, çünkü 12 Eylül 2010 referandumunun “AKP’nin göz boyaması” olduğunu iddia eden (ve zaten AK Parti ne yaparsa onu lanetlemeyi marifet bilen) kimi solcuların da, açıkçası, “şiştiğini” umuyorum.  

Fakat tüm bunlar bir yana, 12 Eylül’e dair gerek solcular gerekse “sağ demokratlar” arasında pek yaygın olan iki ezber öteki yana.

‘Bizim çocuklar’ hikayesi

İlk ezber 12 Eylül’ün bir “Amerikan projesi” olduğu fikri.

ABD’nin Soğuk Savaş boyunca kendince “komünist” bulduğu kimi liderlere (örneğin Allende veya Musaddık’a) karşı darbe organize ettiği bir sır değil. Bunlarla ilgili detaylı bilgiler, CIA ajanlarının anılarında, medyada, hatta akademik kaynaklarda var.

Ama ben 12 Eylül’e dair hiç böyle bir bilgi görmedim Amerikan kaynaklarında. Bizde ise, dönemin CIA istasyon şefine atfedilen “bizim çocuklar yaptı” şeklindeki bir sözden başka bir şeye rastlamadım. Bu söz doğru mu, yanlış mı, doğruysa konteksti ne; belli değil. Bu kadar zayıf bir şehir efsanesi ile de “dış güç” teşhisi konulamaz.

Kaldı ki bence TSK, yakın zamana dek, darbe yapmak için gerekli güce de, otoriterliğe de, kibire de fazlasıyla sahip idi. Dışarıdan itilmesine lüzum yoktu.

Büyük komplo teorisi

12 Eylül hakkındaki ikinci ezber, bu darbeye giden taşların TSK tarafından bilinçli bir şekilde döşendiği teorisi. Pek çok dostumun kesin bir doğru saydığı, Evren ve Şahinkaya hakkındaki iddianamenin de benimsediği bu komplo teorisi de, kimse kusura bakmasın, benim aklıma yatmıyor.

Yanlış anlaşılmasın: Ordunun 70’li yıllar boyunca “gladio” tipi işler yürüttüğü, bunların o çok vahim Maraş ve Çorum olaylarında rol oynamış olduğu tezini ikna edici buluyorum. Ancak tüm bunları, o dönemin temel devlet konsepti olan “komünizmle mücadele”yle açıklamak da mümkün.

Oysa “komünizmle mücadele” başka bir şey, “iki sene sonraki darbe için şimdiden şu provokasyonu yapalım” diye plan yapmak başka. İkincisinin, bizdeki yaygın komplocu zihniyetin dönemin karmaşık realitesi üzerine sonradan giydirdiği basit bir senaryo olduğu kanısındayım.

Her iki komplocu ezberin ortak noktası ise, geçmişin tüm suçunu ya “dış mihraklar”a ya da “derin devlet”e yıkıp, toplumu ak sütten çıkmış ak kaşığa döndürmesi. Sanırsınız ki perde arkasında ellerini ovuşturan şeytani adamlar olmasa, pırıl pırıl gençlerden ve güleryüzlü yetişkinlerden oluşan Türkiye toplumu gül gibi geçinip gidecekti.

Oysa “12 Eylül öncesi ortam”ı hazırlayan biraz da toplumun kendisidir. Sağın ve solun fanatizmi, Sünnilerin ve Alevilerin karşılıklı önyargıları, politikacıların çapsızlığı, kapalı ve devletçi ekonominin daralttığı zihinler, şiddeti kucaklayan siyasi fikirler...

Allah’tan 12 Eylül sonrasında bir “Özal devri” yaşadık da biraz açıldık, yumuşadık, medenileştik. Yoksa, aslında, 70’lerin toplumsal sorunlarının bir kısmı hala devam ediyor.

 

Star, 18.01.2012

Yazara ait tüm yazılar
Sonuçlar: 31 - 40 , Toplam kayıt: 236, Sayfa:
4
Web Tasarım