Anadil ve Anayasa
|| Sayfayı Paylaş || Sayfayı Yazdır || PDF'e Çevir ||
Vahap Coşkun

Yayın Tarihi : 01/01/2012

Yeni anayasa ile Kürt meselesi arasında çok yakın bir bağlantı var. Şöyle ki; bir taraftan Kürt meselesini çözmeyi gaye edinmeyen ve buna matuf düzenlemeleri içermeyen bir hukuksal “yeni anayasa” olarak nitelendirilemez. Diğer taraftan, Kürtlerin taleplerini içeren ve garanti altına alan yeni bir anayasa yapılmadan da Kürt meselesini barışçıl bir şekilde çözülemez. 

Kürtlerin anayasal düzlemde güvenceye kavuşturulması gereken öncelikli talebi ise anadilinde eğitimdir. Bundan iki yıl önce bu konuya ilişkin yaptığımız bir çalışma vesilesiyle farklı Kürt siyasal çevreleri ile görüşmüştüm. Gördüğüm tablo şuydu: Kürt meselesinde kullanılan araçlar/yöntemler ve çözümün hangi idari çerçeve içinde olabileceği gibi hususlarda bu çevreler farklı düşüncelere sahiptiler. Ancak konu anadilinde eğitime gelince neredeyse ağız birliği etmişçesine hemen herkes aynı kavramlarla konuşuyor ve aynı istekleri dillendiriyordu. Görüşmelerde dilin kültürün taşıyıcısı olduğundan hareketle dile çok büyük bir anlam atfediliyor, asimilasyonun durdurulması ve Kürtlerin kültürlerini sonraki kuşaklara aktarabilmesi için Kürtçenin mutlaka eğitim dili haline getirilmesinin şart olduğu belirtiliyordu. 

İki önemli nokta

Aradan geçen süre zarfında anadilinde eğitime yapılan vurgunun arttığını söyleyebilirim. Bugün itibariyle anadilinde eğitim, Kürtlerin büyük bir kısmının üzerinde mutabık oldukları ve “olmazsa olmaz” varsaydıkları bir talebe dönüşmüş durumdadır. Burada bir parantez açıp iki noktanın altını çizmek gerekir: 

İlki, “anadilin öğrenimi hakkı” ile “anadilinde eğitim hakkı”nın birbirinden farklı olduğudur. Anadilin öğreniminden kastedilen, bir ülkede resmi dilden farklı bir dil konuşan toplulukların mensuplarına kendi anadillerinin öğretilmesidir. Devlet, genel eğitim-öğretim sistemi içerisinde çocuklara anadillerini öğretmeye çalışmakla yetinir, ama eğitim ve öğretim bütünüyle resmi dil üzerinden yürür. Anadilinde eğitim ise, eğitim ve öğretimin anadilinde yapılmasıdır. Müfredatın, kullanılacak araç-gereçlerin ve dokümanların anadilinde hazırlanması ve eğitim-öğretimin bütün aşamalarında anadilinin kullanılmasıdır. 

İkincisi, anadilinde eğitim hakkının tanınması, resmi dilin eğitim-öğretim süreçlerinden dışlanması anlamını taşımaz; bu hak, resmin dilin öğrenilmesi ve öğretilmesi zorunluluğunu da ortadan kaldırmaz. Nitekim bu hakkı tanıyan ülkelerde yasal mevzuat, hem resmi dilin herkese öğretilmesini, hem de eğitim-öğretimde anadilin ve resmi birlikte kullanılmasını öngören hükümler içerir. Anadilinde eğitimin amacı, kişinin sadece kendi anadilini öğrenmesi ve kullanmasını sağlamak değildir; aksine amaç kişinin çok-dilde kendisini ifade edebilecek, hayatını idame ettirebilecek ve akademik üretim yapabilecek bir dil becerisi ile donatmaktır. 

Dünya anayasaları

Çalıştığım ve görebildiğim kadarıyla Türkiye’de Kürtler, “Canım Kürtler matematiği kendi dillerinde öğrenirlerse bunun onlara ne faydası olacak? Ama madem çok istiyorlar, o zaman haftada iki saat okullara seçmeli Kürtçe dersi konulur ve arzu eden de gider orada öğrenir” tarzı – dillerini ve taleplerini küçümseyen- söylemlerden rahatsız oluyorlar. Kürtler kimseden ulufe beklemiyor, aksine bugüne kadar gasp edilmiş anadillerinde eğitim (öğretim değil) haklarının tanınmasını talep ediyorlar. Kürtlerin anadilinde eğitimi savunusu, bazılarının sandığı gibi resmi dile –Türkçeye- bir karşıtlık barındırmıyor ve Türkçeyle bütün bağların koparılması anlamına gelmiyor. Tam bu talep, iki dilin de hakkıyla öğrenilmesi talebidir; bu nedenle bu talebe kulak verilmeli ve –eğer yapılabilecekse- yeni anayasa bu talebi karşılayacak şekilde kaleme alınmalıdır. Peki, bu nasıl yapılabilir?  

Eğitimin hangi dilde/dillerde yapılacağı konusunda dünya anayasalarında üç farklı düzenlenme söz konusudur. Birincisi, eğitimin sadece resmi dilde yapılacağını belirten anayasalardır. Bu anayasaların en tipik örneğini teşkil eden mevcut 82 anayasasının 42. maddesi, Türkçe dışındaki hiçbir dilin, eğitim ve öğretim kurumlarında vatandaşlara anadilleri olarak okutulup öğretilmeyeceğini kayıt altına alır. Keza Gürcistan  (m.85) ve Portekiz (m. 9-f ve 74-i) anayasalarında da eğitimde resmi dile atıf yapılmıştır. 

İkincisi, eğitim diline ilişkin herhangi bir hükme yer vermeyen anayasalardır. Çok sayıda anayasada (ABD, Arnavutluk, Avusturya, Almanya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Endonezya, Finlandiya, Fransa, Güney Kore, Hırvatistan, Hollanda, İspanya, İsrail, İsveç, İspanya,  İtalya, Japonya, Letonya, Lüksemburg, Norveç, vb.) eğitim dili anayasada düzenlenmemiş, bu konu kanunlara bırakılmıştır. Türkiye’nin 1924 (m.80) ve 1961 (m.21-2) anayasalarının eğitim hakkını düzenleyen maddelerinde de eğitimin diline ilişkin bir ibare yoktur.

Üçüncüsü ise resmi dilin haricinde diğer dillerde de eğitim verebilme hakkını kayıt altına alan anayasalardır. Farklı kültürlerin kimliklerine ve dillerine ilişkin taleplerini karşılamak için birçok ülkede (Arjantin, Azerbaycan, Belçika, Kolombiya, Bulgaristan, Estonya, Filipinler, Güney Afrika Cumhuriyeti, İran, İsviçre, Kolombiya, Malezya, Polonya, Rusya, Singapur, Slovakya, Slovenya, Ukrayna) anadilinde eğitim hakkı anayasal güvence altına alınmıştır. Genel olarak bu anayasalarda, a) resmi dilin öğrenilmesi ve öğretilmesi vatandaşlar için bir hak ve devlet için bir görev olarak düzenlenir ve b) eğitimde anadilin kullanabilmesi anayasal hüküm altına alınır. 

İki yol var

Bu çerçevede Türkiye’nin önünde iki yol var gibidir: İlk yol – Özbudun Taslağında (m.45) olduğu gibi- anayasada yasaklayıcı ibareye yer verilmemesi ve resmi dil dışındaki dillerde eğitimin nasıl yapılacağının kanunlara bırakılmasıdır. İkinci yol ise -Azerbaycan (m.45), Letonya (m. 37), Kazakistan (m. 19), Rusya (m. 26 ve 68), Slovakya (m. 34) anayasalarında olduğu gibi- doğrudan anayasalarda anadilinde eğitim hakkının düzenlenmesidir. 

Tercihim ikinciden yanadır. Bana göre, “anadilini kullanma hakkı” anayasada ayrı bir madde halinde düzenlenmeli (Azerbaycan Anayasasındaki m. 45 gibi)** ve böylelikle başta eğitim olmak üzere kamusal makamlarla olan bütün ilişkilerde anadilinin kullanılması garanti altına alınmalıdır. Çünkü anayasalar, boşlukta yazılmazlar; onları doğuran sosyolojik şartlar ve bir geçmiş vardır. Devletin bugüne kadar gelen pratikleri, Kürtlerde devlete karşı derin bir güvensizlik doğurdu. Sadece yasakları kaldırarak bu güvensizliğe son verilemez, aynı zamanda hakları anayasal güvence altına almak ve devleti bu hakları yerine getirmekle yükümlü kılmak gerekir. Dile dayalı ayrımcılığa son verilmesi ve dil haklarının anayasada onları görünür/bilinir hale getirilmesi, Kürtlerin güvenin tesisi edilmesinde önemli bir pozitif etki yaratır.    

Radikal 2, 01.01.2012

Yazara ait tüm yazılar
Sonuçlar: 1 - 10 , Toplam kayıt: 68, Sayfa:
1
Web Tasarım