Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 11.475 kadroya öğretmen atadı. Atama törenine katılan Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, protesto şoku yaşadı.
“2 yıldır ataması yapılmayan Savaş İka isimli öğretmen adayı, törende Dinçer’e, ‘Artık çıldırmak üzereyiz, intihar noktasına geldik’ diye bağırdı. Dinçer ise öğretmen adayına, ‘sadece dışarda kadro bekleyen öğretmenlere kadro vererek bu sorunu çözemeyiz’ diye yanıt verdi. Dinçer, atamalarla ilgili şunları söyledi: ‘hâlihazırdaki öğretmen seçme sistemi yeterli değil. Uygun bir yöntem olmadığı ve iyi öğretmenleri seçmede yetersiz kalındığı yolunda güçlü bir kamuoyu var.’
Savaş İka’nın protestosu üzerine Dinçer adaya, öğretmen atamalarından sonra sorununu dinleme sözü verdi. Kuraların çekilmesinden sonra Savaş İka sorunları anlattı. Atananlar, 5 Eylül’de göreve başlayacak.” (http://gundem.milliyet.com.tr).
Gün geçmiyor ki yukarıdaki habere benzer bir tablo ile karşılaşmayalım. Son olarak 26 Ağustos’ta yapılan öğretmen atama töreninde, “Atanamayan Öğretmenler” salon içinde ve dışında çeşitli protestolar yaptılar. Kendilerini “Atanamayan Öğretmenler” olarak adlandıran öğretmen adaylarının (kamuda çalışmak isteyenler) durumu adeta milli bir mesele haline geldi. Kamuoyunun bir kısmı, birçok siyasi parti ve sendikalar ağız birliği içinde. Hep bir ağızdan bu durumdaki öğretmenlerin kamu okullarına atanmalarını istiyorlar. Milli Eğitim Bakanlığı çekingen bir ses tonu ile bazı branş öğretmenlerine ihtiyacı olmadığını ya da az sayıda ihtiyaç olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Kamuda çalışmak için can atan öğretmen adayları, kamuoyunun desteğini önemli ölçüde almış görünüyorlar. Son altı ay içinde yaptıkları protestolar, gazetelerde haber konusu oldu. Televizyonlarda uzun uzun protesto görüntülerini seyrettik. Radikal gazetesi konu ile ilgili bir yazı dizisi hazırlayıp, bunu kamuoyuna sundu. Ankara, İstanbul, Adana gibi kentlerde eylemler yapıldı. Pankartlar açıldı, mesaj açık: “Öğretmen olmak istiyoruz ama illa ki devlette!”
“Atanmayan Öğretmeler “ ne istemektedirler?
Bu sorunun cevabını onlardan dinleyelim:
Sanat Sokağı'nda bir araya gelen AYÖP üyeleri, 'fitre ve zekâtınızı bize verin, çok muhtacız' ve 'Katil KPSS' yazılı dövizler ile 2007 yılından bu yana ataması yapılmadığı için intihar eden veya intihar girişiminde bulunduğu ileri sürülen 19 öğretmenin isminin bulunduğu bir pankart açtı. Sembolik olarak Somalili kılığına giren Serhat Taş, üzerinde 'Okumuş yerli Somalili' yazan pankartıyla basın metnini okudu. Metinde şu ifadelere yer verildi: "Başbakan Erdoğan'ın tutulmayan vaatleri yetmezmiş gibi, 2010 KPSS'de ayyuka çıkan kopya olayları ve akabinde kamuoyu tarafından gösterilen tepkilerin hafiflemesiyle, eski Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, baskıları dindirmek ve konuyu unutturmak için 2011 Ağustos ayında 55 bin kadrolu öğretmen ataması yapacağını açıklamıştır". Fakat gelinen süreç itibarıyla verilen bu söz de tutulmamış, bugün Ankara'da yapılacak olan Ağustos atamasında sene başında bize vaat edilen 55 bin kadronun dörtte üçü, seçimler öncesi şaibeli olduğu tüm kamuoyunca bilinen 2010 KPSS puanlarına armağan edilerek seçim yatırımına dönüştürülmüştür. Bu haksızlığı hazmetmemizi kimse beklemesin. Hazmetmeyecek ve bu büyük adaletsizlik karşısında susmayacağız" ifadelerini kullandı (26.08.2011 www.skyturk.net).
Sayılarının yaklaşık 300 bin olduğu iddia edilen öğretmen adaylarının durumu için çözüm önerileri de yok değil. En kestirme çözüm, söz konusu öğretmen adaylarının sorgusuz sualsiz kadroya alınması. Ancak güçlüklerin farkında olan sendika yöneticisi önerilerini şöyle sıralıyor:
"Bekleyen öğretmen sayısını birçok projeyle eritebiliriz"
"Ataması yapılmayan öğretmenlerin problemi her geçen gün artıyor. Hükümet bu problemin büyümesini seyretmekten başka hiçbir şey yapmıyor. Bakan Dinçer'in bu konunun çözülmesi için geri dönülmez bir proje ortaya koymasını bekliyoruz. 55 bin sözü verdiler, sonra inkâr ettiler. 1 Haziran'dan bu yana atanan öğretmen sayısı 31 bin 500. Bu durumda 55 bin sözü yerine getirilmemiş oluyor. Ataması yapılmayan 300 binden fazla öğretmen var. Her yıl yeni öğretmen adayları mezun olmaya devam ediyor.
Bu krize çözüm bulunmazsa sadece işsiz öğretmen sayısı 500 bini bulacak. Hükümetin bu atama politikasıyla durum içinden çıkılamayacak bir hal alacak. Doğru dürüst bir öğretmen istihdam politikası gerçekleştirilmeli. Öğretmen, toplumu eğitmekle görevli bir insandır. Bekleyen öğretmen sayısını birçok projeyle eritebiliriz. Okuldan sonraki eğitimi ve toplum eğitimini üst üste koyduğumuzda, bir de atama bekleyen öğretmenler topladığımızda bile öğretmen açığı olacaktır. Çocuklarımız 5-10 yıldır atama bekliyor. Önemli olan doğru projeler ortaya koyabilmektir. Kısa vadeli projeler yapılmalı" (Türk Eğitim-Sen Başkanı İsmail Koncuk, 02.09.201,1 www.haberturk.com).
“Atanmayan Öğretmenler” cephesi insanların duygularını istismar ediyorlar. ”İntiharı düşünüyoruz”. ” Öğrencilerle buluşmak istiyoruz”, “Öğretmenlik hakkımız”, “Asgari ücrete çalışmak istemiyoruz” gibi ifadeleri kullanıyorlar. Ancak önemli bir finansal gerçeği pek dillendirmiyorlar. O da vergi mükelleflerinin, yapacak bir işi olmayan, vereceği bir dersi olmayan öğretmeni finanse edip etmeyeceği. Konu, atanmayan öğretmen adayları ve aileleri ile sınırlanamayacak kadar geniş kitleleri ilgilendirmektedir.
Atanmayan öğretmen adaylarının durumuna biraz yakından bakalım. Bazı rakamlar ortada dolaşmakta bu durumdakilerin sayılarının 300 bin olduğu söyleniyor
Eski YÖK başkanvekili Prof. Dr. İsa Eşme’nin hazırladığı ‘Öğretmen Yetiştirmede Geri Adımlar Raporu’ da sorunun büyüklüğünü ve çarpıklığını gözler önüne seriyor (Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk).
2009 yılında KPSS’ye giren ve atanan öğretmenlerin branşlara göre dağılımı
Sınıf öğretmenliği: Başvuran: 30.395 Atanan: 4537
Okulöncesi: Başvuran: 20.988 Atanan: 2492
Sosyal Bilgiler: Başvuran: 16.571 Atanan: 481
İngilizce: Başvuran: 15.836 Atanan: 2020
Fen Bilgisi: Başvuran: 13.705 Atanan: 998
Türkçe: Başvuran: 12.284 Atanan: 932
Matematik: Başvuran: 6720 Atanan: 1106
Rehberlik: Başvuran: 2402 Atanan: 1065
Bilgisayar: Başvuran: 2396 Atanan: 898
Resim iş: Başvuran: 5875 Atanan: 301 (15.02.2011 www.radikal.com.tr).
Sayın Eşme çok değerli bir çalışma ile eğitimdeki “geri adımları” sıralamış ve durumun vahametini ortaya koymuş. Sayın Eşme’ye biz de soralım; mademki atanan ile mezun aday arasında bir ters orantı yıllar içinde oluştu; YÖK üyeliğiniz sırasında çözümlerinizi niye üretmediniz?
Nasıl Bu Duruma Gelindi ?
Yüksek öğretim sistemimizin yetersizliği
Maalesef birer yüksek lise düzeyinde olan üniversitelerimiz, klasik devletçi modelin yaşayan okulları durumunda. Çağı yakalamaktan uzak üniversitelerimizdeki bölümler, dersler hâlâ 1930 model. Üniversitelerimizin ne ülkemizin ne de dünyanın istediği insan kaynağı konusunda çalışmaları var. Kariyer hazırlama hemen hemen hiç dert edilmiyor. Dahası öğrencilerden gerçekler gizleniyor. Onlara, “devlet iş versin” mesajı veriliyor.
Orta öğretim ve üniversiteye yönlendirme sistemi bilimsel ve etkili çalışmıyor. Üniversite giriş sınavından alınan puana göre rastgele bir tercih yapılıyor. Okullar ve dershaneler başarılı gözükmek için aceleyle gençlere tercih listelerini doldurtuyorlar. Veliler ise başka gerekçelerle bu duruma seyirci kalıyorlar. Okul rehberlik servisleri ciddi ve iyi bir hazırlık yapmadan, süreçte şöyle bir görünüyorlar. Sonuç işsiz, mutsuz ve üretemeyen bir gençlik…
Tüm bunların yanında sorumluluğun en büyük kısmı bireye düşmektedir. Bireylerin, tercih yaparken olası sonuçları düşünmesi, hesaplaması ve her şeyden önemlisi bu tercihlerin sonuçlarına katlanmayı öğrenmesi gerekir. Tercih aşamasındaki gence etrafından bilgi bombardımanı başlar. Genç, bu mesajları ince elemeli sık dokumalı ve araştırmalıdır. Öğretmen olmak isteyen aday, sadece beş dakikasını ayırarak hangi branşlara daha fazla ihtiyaç olduğunu, hangi branşlara ihtiyacın azaldığını öğrenebilir. Çevreden gelen, bilgiye dayanmayan mesajları rahatlıkla çöpe atabilir. Bu yolu seçmeyen, afakî söylemleri tercih eden birey sonuçlarına katlanacaktır. Yıllar içinde bazı bölümlerin puanlarının kar gibi eriyip küçüldüğünü göremeyen, merak edip araştırmayan adayların tercih sonuçlarını, vergi mükelleflerinin ödemesi en hafif tabirle gayri ahlâkîdir.
Devletin iş konusundaki haksız rekabeti
Kimse bu şartlarda devlette çalışmak varken özel kurumlarda çalışmak istemez. Eğitim sektöründe, devletin devasa tekeli mevcut. Bir kez işe giren kolay kolay çıkarılamıyor. İşini yapmasa da durum değişmiyor; böyle olunca sektördeki insan kaynağı sirkülasyonu sağlanamıyor. Eğitim dünyasındaki özel girişimler de bundan etkileniyor; gerekli istihdamı ve doyurucu ücret ödemeyi sağlayamıyor.
Planlama eksikliği, “Atanmayan Öğretmenler” cephesinin günah keçisi. Güçlü devletin, bir planlama yaparak her şeyi yerli yerine oturtması beklenmekte. Böyle mükemmel bir planlama henüz keşfedilmedi. Değişen dünya ve ülke şartları, çocuk sayısı, sosyo-ekonomik gelişmeler gibi değişkenler planları yerle bir etmekte. Hangi branşta kaç öğretmenin kamuda istihdam edileceğini belirlemek pek mümkün değildir.
Neler Yapılabilir?
Yükseköğretim sisteminde bugünden yarına söz konusu işsiz öğretmen ordusunu oluşturan, işsiz öğretmen ordusuna yeni neferler kazandıran bölümler kapanmayacaktır. Çünkü bu o kadar kolay bir iş değildir. Ancak bu bölümler, bazı düzenlemeler ile öğrencileri daha donanımlı yetiştirebilirler. Örneğin matematik öğretmenliği bölümü, yan dal ya da çift anadal programlarıyla hem öğretmenlik hem de bilgisayar programcılığı eğitimi vererek, öğrenciye ikinci bir beceri kazandırabilir. Söz konusu ek dal için esas öğretim süresine 1-2 yıl, ya da yaz okulu gibi eklemeler yapılabilir. Mezun olan genç, iş ve istihdam konusunda daha donanımlı olur. Öğrenciye belli bir düzenlemeyle, üniversite içinde birinci veya ikinci sınıf sonunda benzer bölüm ya da alanlara geçme imkânı sağlanabilir. İnsan değişen gelişen bir varlıktır. Kendi hayatında seçim yapma, yol değiştirme onun en temel hakkıdır ve bu hak ona tanınmalıdır. Daha pek çok değişik çözüm yolu bulunabilir.
Ortaöğretimden yükseköğretime geçiş, böyle aceleyle, on beş – yirmi gün içinde yapılmamalıdır. Maalesef tercih işleminin temelini, alınan LYS ya da YGS puanı oluşturmaktadır. Bu aşamada alınan puanlara göre tercih yapılmaktadır. Söz konusu zaman dilimi yaz tatiline rastladığı için mezun olmuş aday ile okul arasında etkili bir işbirliği kurulamamakta; süreç dar bir zaman aralığına sıkıştırılmaktadır. Bu ortamda tercih işlemi gerekli bilgiler toplanmadan, olgunlaşmadan, oldubitti ile sonuçlanmaktadır. Tercih süreci okulların açık olduğu süre zarfında gerçekleştirilebilir. Okullarda, yıl boyunca meslek ve kariyer konusunda etkili çalışmalar yapılmalıdır. Okul rehberlik servisleri bilimsel bir yöntem ile çalışmalı; gençlerin güvendiği; inandığı birimler haline getirilmelidirler. Gencin sağlıklı bir tercih yapabilmesi için doğru bilgi akışını sağlayacak faaliyetler okullarda hayata geçirilmelidirler.
En önemli sorumluluk geleceği için tercih yapan gençlere düşmektedir. Doğrusu, iyi bir tercih yapmak için gerekli bilgiye ulaşmak artık çok kolay. Kendilerine soracakları birkaç soru ile önleri açılır. Tercihlerinin sonuçlarını onlar kendileri yaşayacaklardır. Öğüt verenler, bol keseden atanlar sonraları ortalarda görünmez olurlar.
Kamunun eğitim sistemindeki ağırlığının daha fazla vakit kaybetmeden azaltılması artık bir zorunluluktur. Kamudaki okullarda görev yapan öğretmenler ile beşer yıllık sözleşmeler yapılmalı, işini iyi yapmayan öğretmenlerin görevine son verilmelidir. Böylece yüksek kaliteyi yakalamak kolaylaşacak ve sektördeki insan kaynağı sirkülasyonunun ve yenileşmesinin önü açılacaktır.
Atanmak dışında hayatta seçenekleri olmadığını düşünen öğretmenlere şunu hatırlatmak isterim: çok şükür ki hayatta birçok seçenek ve fırsat var; bu yüzden bir kez daha düşünerek, son çarenin kamuda çalışmak olmadığını görebilirler.
maliilkaya@hotmail.com