.: Atilla Yayla

Yayın yasağı

13 Mart’ta Ankara’da vuku bulan terör saldırısı dakikalar içinde Türkiye’nin her yerinde duyuldu. Canlı yayın araçlarıyla olay mahalline koşmaları üzerine Başbakanlık televizyon kanallarına kısmî bir yayın yasağı getirilmesine karar verdi. RTÜK bunu şu açıklamayla duyurdu:

“6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 7’nci maddesinde ‘Milli Güvenliğin açıkça gerekli kıldığı hallerde veya kamu düzeninin ciddi şekilde bozulmasının muhtemel olduğu durumlarda’ geçici yayın yasağı getirilebileceği öngörülmektedir.

13 Mart 2016 tarihinde Ankara’da meydana gelen patlamanın da anılan hüküm çerçevesinde olduğu değerlendirildiğinden, söz konusu olayla ilgili olarak Başbakanlığın 13.03.2016 tarih ve 00915 sayılı yazısı ile geçici yayın yasağı getirilmesi uygun görülmüştür.

Anılan patlamaya ilişkin olarak yapılacak yayınlarda 6112 sayılı Kanun’da ve diğer Kanunlarda sayılan yayın ilkelerine uyulması gerekmektedir.

Bu çerçevede, yayın yasağının kapsamı;

Patlamaya/olaya ilişkin olarak, patlama anı, patlama sonrası olay yeri, kamu görevlilerinin olay yerinde yürüttükleri çalışmalar, varsa patlama sonucu yaralanan veya hayatını kaybeden kişilere ait görüntü, görsel öğe ve benzeri unsurlara ve bunlarla ilgili abartılı anlatımlara,

– Olayın aydınlatılması, şüphelilerin yakalanması ve irtibatlarının deşifre edilmesinin engellenmemesi için, resmi makamlarca yapılan açıklamalar dışında olaya iştirak etme şüphesi bulunan kişilere, bu kişilerin bulundukları yerlere, kullandıkları araçlar ve benzeri diğer hususlara yayınlarda kesinlikle yer verilmemesini içermektedir.”

Yayın yasağı tartışmalar yarattı. Bazıları bunun hem basın özgürlüğüne aykırı olduğunu hem de halkın haber alma hakkını engellediğini ileri sürdü.

Açıklamadan anlaşıldığı üzere yasağın yasal temeli var. Ancak, yasak demokrasi ve terörle mücadele açısından ne anlam taşıyor? Faydalı mı zararlı mı? Bunlara da bakmak gerekir.

Daha önce de yazmıştım. Terörizm ile medya arasında tuhaf bir ilişki var. Medya teröristlere, teröristler medyaya muhtaç. Bu yüzden, teröristler eylem yaparken onun medyaya haber olmasını da ister ve planlar. Medya ise hem habercilik refleksleriyle hem de günü kurtarma amacıyla terör olaylarına ve sonuçlarına büyük ilgi gösterir.

Bu durumda yasağa nasıl bakılmalı?

Olayın birkaç boyutu var. İlki kamunun haber alma hakkıyla ilgili. Söz konusu yasağın kamunun haber alma hakkına tam bir kısıtlama getirdiğini söylemek zor. Başka haber kanalları var ve yasak hiç haber yapılamamasını değil bazı şeylerin haber yapılamamasını kapsıyor. Dolayısıyla, toplum ana hatlarıyla ne olup bittiğini öğrenme imkânına sahip.

Terazinin diğer kefesinde teröristlerin amaçlarına ulaşmasına hizmet etmeme ahlâkî görevi bulunuyor. Terör saldırısından sonra parçalanmış vücutların, kan gölcüklerinin, yanmış yıkılmış araçların ve binaların görsel malzeme olarak kullanılması teröristleri mutlu eder. Toplumun dehşete düşmesine katkıda bulunur. Bu yüzden de yasak çok yanlış sayılmaz.

Güvenlik güçlerinin olay mahallinden delil toplaması da o alanın yalıtılmasını gerektirebilir. Nitekim daha önceki birkaç vakada yayıncılık faaliyetlerinin bazı delillerin kaybolmasına sebep olduğu iddia edilmişti. Aynı şekilde, poliste kalması gereken mühim bilgilerin yayın yoluyla afişe edilmesinin de suçluların bulunmasını zorlaştırması ihtimâlini göz ardı edemeyiz.

Son olarak bu tür olaylarda demokratik dünyadaki standartlara bakmak lâzım. Demokratik ülkelerde yukarda belirttiğim sebeplerle benzer yayın yasakları getirilebildiğini görüyoruz.

Ankara’daki terörist saldırıya ilişkin olarak televizyonlara kısmî yayın kısıtlaması getirilmesini haklı, doğru ve yararlı buldum.

Yeni Yüzyıl, 16.03.2016

http://www.gazeteyeniyuzyil.com/makale/yayin-yasagi-1680