.: Konuklar

yorum@hurfikirler.com

Yaşam Hakkı Kapsamında Göç Olgusu ve Sosyo-Ekonomik Etkileri – Ahmet Yılmaz Ata

Göç olgusu, sosyo-ekonomik etkileri açısından “negatif etki” ve “pozitif etki” gibi sonuçlar doğuran bir süreçtir. Göçün gerçekleştiği ülkelerde ekonomik ve sosyal yaşamda birtakım olumsuz etkilere yol açtığı, toplumsal tahribat yarattığı, göçün negatif etkisi olarak ifade edilir. Genellikle bu görüş, ulus devlet ve kapalı ekonomilerde kabul gören, az gelişmişliğin kısır döngüsü olarak karşımız çıkan bir argümandır. Diğer taraftan, göçün, gerçekleştiği ülkelerin ekonomik ve sosyal yapısını olumlu etkilediği şeklinde bir değerlendirme de söz konusudur ki göçün pozitif etkisi olarak karşımıza çıkar. Hepimizin “beyin göçü” olarak telaffuz ettiği ve ülkelerin rekabet, demokrasi, yenilik, innovasyon gibi unsurlarına olumlu tesiri olan bu süreç, birçok Anglo-Sakson ülkenin gelişmesinde lokomotif unsuru görmüştür. Hatta bu olumlu süreç sadece ülkeler arasında değil, ülke içi göç hareketlerinde de karşımıza çıkar. Örneğin ülkemiz ekonomisinin 5 büyük ekonomilerinden biri olan Gaziantep ilinin gelişmesinde ve dünyanın halı merkezi olmasında, bu süreci çok net görebiliriz. Şu an dünyada en çok halı üreten şehir olan Gaziantep’te halıcılık sektörünün %70’i bu şehre çevre il ve ilçelerden göç etmiş kişiler tarafından gerçekleşmektedir. Örneğin şu an gerek Gaziantep gerekse Türkiye’nin en büyük halı firması olan ve 10 binlerce kişiye istihdam kapısı açan Erdemoğlu holdingin (Merinos halı) kurucusu Mehmet Erdemoğlu zamanında Adıyaman’ın Besni İlçesinden Gaziantep’e göçe etmiş bir kişidir. İlk zamanlar hamallık yaparak geçimini sağlamış olan bu kişi şu an şehrin en önemli istihdam ve ekonomik katma değer kaynaklarından biri olan Merinos halı fabrikasını kurmuştur.

Göçün pozitif etkilerinin söz konusu olmasına rağmen genellikle göç denilince aklımıza (maalesef) negatif etkileri gelir ve göçe maruz kalmış kişilere karşı bir antipati uyanmasına yol açar.  2011 yılı itibariyle Suriye’den ülkemize göç eden daha doğrusu göç etmek zorunda kalan, Suriyeli kardeşlerimiz için de aynı durum söz konusu olmuş ve bir olumsuz hava oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu olumsuz havanın oluşturulmasında kanımca temel eksiklik, bu Suriyeli kardeşlerimizin “Neden göç etmek zorunda kaldılar?” ve “Suriyeli göçmenlerin sosyo-ekonomik yansımaları nelerdir?” noktasında yeterince kamuoyunun bilgilendirilmemesi etkin olmuştur.

Her şeyden önce şunu belirtmeliyim ki, bir insanın “yaşam hakkı” en temel haktır ve her şeyin üstündedir. Suriye’den göç eden kişiler, bu temel haklarını korumak ve sürdürmek için böyle bir tercihte bulunmuştur. Bizlerin buna saygı duymasından öte bir şey olamaz ve bu hakkın elde edilmesi için başka hiçbir gerekçe ya da unsurun etkisi söz konusu olamaz. Kısacası, “yaşam hakkı” gibi en temel hak ve özgürlükler söz konusu olduğunda diğer unsurlar teferruat olarak kalır. Ve bu tür haklarda, kişinin ırkı, dini, mezhebi önemli değildir.

Ama buna rağmen Suriyeli kardeşlerimizin, toplum nazarında benimsenmesi için birtakım olumlu unsurların da kamuoyu nezdinde paylaşılması gerekir ki toplumsal destek kazanılabilsin. Bu bağlamda, bu göç süreci, ekonomik olarak bizleri olumlu mu yoksa olumsuz mu etkilemektedir?

Suriyeli kardeşlerimizin ülkemize göç sürecinin ekonomik olarak nasıl bir etkiye ve buna bizlerin gösterdiği tepkiyi, bu Suriyeli göçmenlerin ekonomik yaşamdaki rolleri ile izah etmek gerekir.

Ekonomik yaşamda iki rol vardır: Arz (Üretmek) ve Talep (Tüketmek). Suriyeli göçmenler, göç ettikleri ilk dönemlerde ülkemiz ekonomik hayatında genel olarak “talep eden” yani tüketici konumunda idiler. Bu bizler için, daha yüksek kira geliri, daha fazla ekmek satışı, restoran ve kafelerde daha çok müşteri demekti. Bir anlamda bu göç dalgası, gelirimizi artıran bir etkiye sahipti ve bundan dolayı bu duruma çok fazla tepki göstermemekte hatta sevinmekte idik. Ama zamanla bu insanlar, yaşamlarını sürdürmek için üretmek ve çalışmak zorunda kaldılar, kendi işyerlerini, lokantalarını, terzilerini vs açtılar, bir anlamda ekonomide arz yönüne yani üretici sınıfına geçtiler. İşte o zaman eleştiri ve hoşnutsuzluk sesleri yükselmeye başladı. Bir anlamda vatan millet naraları ile Suriyeli göçmenlere bunun üzerinden devletin politikasını eleştirenler, esas itibariyle kendi çıkarları ve menfaatleri zarar gördüğü için bu tür eleştirilerde bulunmaya başladılar. Bir anlamda, aynı Suriyeli göçmen senden ekmek aldığında ya da evine daha fazla kira ödediğinde bir sıkıntı olmuyor, ne zaman seninle aynı işi yapmaya başlıyor, işte o zaman tehlikeli, suç işleyen bir kişi olarak tanımlanmaya başlıyor. Bu durum bizlerin, Suriyeli göçmen meselesine bakış açımızın daha çok ekonomik çıkar ve kazanç eksenli olduğu sonucunu ortaya koymaktadır.

Peki, gerçekten, Suriyeli Göçmen meselesi, ülkemizi ve vatandaşımızı ekonomik olarak olumsuz etkiliyor mu? Yoksa tam aksine olumlu etkilere mi sahip?

Bu soruya birkaç nokta ekseninde cevap vermek gerekir:

Her şeyden önce, bu göç dalgası hem işgücü piyasasında hem de mal ve hizmet arz piyasasında, daha fazla renklilik, çeşitlilik ve yeni alternatifler ortaya çıkarak daha rekabetçi bir yapı ortaya çıkmıştır. Örneğin Gaziantep ekonomisinin (hatta ülkemiz ekonomisi içinde aynı durum söz konusudur) temel sorunu, küçük ve orta boy işletmelerin yüksek maliyet ve kalifiye ara elaman bulamama sorunudur. Suriyeli göçmenlerin bölgeye gelmesi ve işgücü piyasasına dahil edilmesinin önündeki yasal engellerin hafifletilmesi ile birlikte, birçok işletme hem istedikleri ara elamanı tedarik edebilmekte hem de daha düşük ücretler ile maliyet avantajı sağlamaktadır. Fakat buna rağmen, birçok işletme Suriyeli işçiler ile bir maliyet avantajı yakalamasına rağmen, kolay kolay fiyat indirimine gitmemekte, yine eski fiyat düzeyinden üretimleri sürdürmeyi yeğlemektedir. Bu noktada ortaya çıkan fiyat artışı ya da enflasyonun nedenini, Suriyeli göçmenlerde değil başka yerlerde aramak daha rasyonel olacaktır.

Suriyeli göçmenlerin, işgücü piyasasında yer alması ile ilgili çarpıcı bir sorun da, bu göç süreci neticesinde ortaya çıkan mevcut beşeri sermayeden uygun bir şekilde yararlanamamaktır. Suriyeli göçmenlerin yeteneklerine ve becerilerine uygun alanlarda istihdam edilmesi noktasında ciddi eksikliğimiz mevcuttur. Bir anlamda işverenlerimiz bu durumu bir fırsatçılığa dönüştürerek, mevcut koşullarda Suriyeli göçmenleri maalesef kötü çalışma şartlarında ve kendi yeteneklerinin bazen altında işler yapmaya zorluyorlar. Böyle bir uygulama ise, hem bu göç dalgası ile oluşan beşeri sermayeden yeterince yararlanamamamıza hem de bu vasıflı ve donanımlı göçmenlerin ülkemizi terk etmesine yol açmaktadır.

Örneğin, Gaziantep Belediyesi basketbol takımından sorumlu bir yetkili ile yaptığım bir görüşmede, iki yıl önce (2014)  yardımcı hoca olarak, Suriye’den göç etmiş, İngilizce ve Türkçe konuşabilen bir kişi ile aylık 2.500 TL’ye anlaştıklarını söylemiştir. Normalde Batı’dan ya da kendi içimizden bu özelliklere sahip (İngilizce, Türkçe konuşabilen) biri ile anlaşmaya çalışsak bu rakamın çok daha yüksek değerler olacağını ifade etmiştir. Ama ne yazık ki şu an o yardımcı hocanın, daha iyi ücret ve çalışma koşullarından dolayı bu dönem Ukrayna’ya göç ettiğini belirtmişti. Aynı şekilde oturduğum mahalledeki pide fırınında Suriyeli bir göçmenin (ki kendisi aslında tıp doktoru) çalıştığını ve bu durumdan işletme sahibinin çok mutlu ve kazançlı olduğunu ifade edebilirim. Kendisi ile yaptığım görüşmede kendisi “daha düşük ücretle, hem ekmek yapımına yardımcı bir elaman bulduğunu hem de fırında çalışanların sağlık sorunları için doktor tedarik ettiğini” belirtmiştir. Yine bu husus ile ilgili olarak Suriyeli göçmenlerin eğitim durumuna göre ülkemiz ile Yunanistan arasındaki dağılımına baktığımızda çarpıcı sonuçlar karşımıza çıkmaktadır. Örneğin, ilkokulu bitirmemiş göçmenlerin oranı ülkemizde toplam göçmenlere oranı %22,8 iken bu oran Yunanistan’da %1 dir. İlk-Orta öğretim mezunu ülkemizde %34,8 iken, Yunanistan’da %12 olmaktadır. Yine Lise mezunlarının oranı ülkemizde, %33,6 olurken bu oran Yunanistan’da %43,’tür. Üniversite mezunlarında ise dağılım şöyledir. Bu oran ülkemizde %8,7; Yunanistan’da ise %  43 ‘tür.

Özetle, Suriyeli göçmenlerin ekonomiye olan katkılarını daha da artırmak, bu göç dalgası ile ortaya çıkan beşeri sermayedeki artıştan daha iyi bir şekilde yararlanabilmek için, öncelikle, onları kendi becerilerine uygun iş alanlarına kanalize etmemiz ve fırsatçılığa yönelmememiz gerekiyor. Bu noktada da, göç dalgası ile ortaya çıkan insan gücünün koordinasyonunu sağlayacak yetkili bir birim ya da organın kurulması hayati önem arz etmektedir.

Yine aynı şekilde Suriyeli göçmenlerin ekonomik yaşama entegre olması ile birlikte ekonominin üretim yapısında bir artış ortaya çıkmıştır. Bu da arz enflasyonunun etkisini azaltarak enflasyon üzerinde azaltıcı bir etkiye yol açabilmektedir. Örneğin, Gaziantep Ticaret Odası’na kayıtlı Suriyeli firma sayısı iç savaş öncesinde 60 civarında iken 2014 Ekim itibarıyla 209’a yükselmiştir. 2016 yılı itibariyle de bu sayı 700’lere ulaşmıştır. Bu olumlu gelişme, Gaziantep ekonomisinde hem mal ve hizmet arzını artırmış hem de yeni istihdam olanakları ortaya çıkarmıştır. Bugün birçok Suriyelinin işletmesinde çalışan binlerce Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bulunmaktadır. Ayrıca, Ülkemize gelen Suriyeli iş adamı ve yatırımcı, Ortadoğu ve Arap ülkeleri ile ticaret ve yatırım ilişkisi güçlü olan ve o pazarları iyi bilen bir özelliğe sahip olmaktadır. Bu üstünlüğü ile Suriyeli tüccar ve yatırımcılar, yerel ve milli girişimcilerin bu ülkeler ile olan ticaret ve yatırım ilişkisine katkı sunmaktadır.

Yine, gerek Suriye’deki gerekse Türkiye’deki Suriyeli göçmenlere sağlanan insanî yardım malzemelerinin ve hizmetlerin yerel firmalardan temin edilmesi, özellikle gıda, tekstil ve taşımacılık faaliyetinde bulunan firmalar için bir fırsat oluşturmakta ve ekonomik canlanmaya yol açmaktadır. Bu noktada, göçmenlere sağlanan ya da Suriye’ye gönderilen mal ve hizmetlerin yerel unsurlar tarafından tedarik edilmesi kanımca Suriyeli göçmenlerin bölge insanı ile daha kolay entegre olmasında ve bölge insanının olumsuz tepkisinin ortadan kalkmasına katkı sağlayabilir. Örneğin yakın tarihte Suriyeli göçmenlere verilen alışveriş kartının sadece ulusal bir markette kullanılmasına yönelik bir düzenleme, ciddi anlamda yerel unsurlar tarafından eleştirilmiş ve göçmenlere olan olumlu bakış açısına zarar vermiştir.

O halde Suriyeli göçmenlerin o bölgenin sosyo-ekonomik yapısına olan olumlu katkısını daha da artırabilmek için ne yapmak gerekir?

Her şeyden önce, Suriyeli göçmenler ile kendi vatandaşımız arasındaki sosyal uyumu güçlendirmemiz gerekir. Bunun içinde ekonomik entegrasyonu artırmalıyız. Zira ekonomik entegrasyon, sosyal entegrasyonun ana bileşenidir. Bu bağlamda Suriyeli göçmenler ile kendi vatandaşlarımızın ekonomik olarak ikame değil tamamlayıcılık ilişkisi, ortak projeler ve girişimler hem ekonomik olarak yenilenmeyi ve gelişmeyi hem de sosyal entegrasyonu güçlendirir.

Ayrıca bu sosyo-ekonomik entegrasyonu güçlendirmek için, Suriyeli göçmenlerin kamplarda ya da kenar mahallelerde birarada yaşamlarını sürdürmesinin önüne geçilmesi gerekir. Bugün sayıları 3.138,157 bulan toplam Suriyeli göçmenin, küçük bir kısmı (246,720- %8) kamplarda yaşarken, %92’lik kısmı (2.841,437) kamp dışında yaşamaktadır. Lakin buradaki temel sıkıntı ise kamp dışındaki kişilerin şehrin geri kalmış, kenar semtleri diye tanımlayacağımız bölgelerinde hep birlikte yaşamalarıdır. Bu durum Suriyelilerin uyum sürecini zorlaştırmakta ve uzun vadede güvenlik sorunlarının doğmasına neden olabilecek bir zemin hazırlamaktadır.

Yine aynı şekilde Suriyeli göçmenlerin o bölgenin sosyo-ekonomik yapısına olan olumlu katkısını daha da artırabilmeleri için gereken ön koşullardan bir tanesi de piyasa ekonomisinin güçlendirilmesi koşuludur. Zira piyasa ekonomisinde, bireylerin ya da işletmelerin başarısını, o kişinin ya da işletmenin hangi milletten olduğu, dinî ya da menşei belirlemez. Piyasa ekonomisin güçlü olduğu toplumlarda, bireyi birey olarak kabul etmek yaygın bir görüştür ve böyle yapılarda vatandaş-yabancı, göçmen-sığınmacı gibi tanımlamalar çok önem arz etmez. Ayrıca ekonomik ve sosyal hakları korunan, kendini dışlanmış hissetmeyen göçmenler ekonomik sistem içerisinde, çok ciddi bir üretkenliğe kendi emeklerini üretim süreçlerine aktararak ekonomik büyümeye ciddi bir katkı sağlayabiliyorlar.

 

Sonuç olarak, Suriyeli göçmenlerin sosyo-ekonomik etkileri, kamuoyunda oluşan/oluşturulan algının aksine, olumlu tesirlerinin olduğu daha doğru bir tespit olmaktadır. Bu bakış açısı doğrultusunda, ülke olarak göçmen politikamızı şekillendirmek ve bu göçmen kardeşlerimize karşı tavrımızı ortaya koymamız gerekir. Gerçi Suriyeli göçmenlerin  ekonomik etkileri negatif olsa bile, bu kişilere karşı sevgiyi, hoşgörüyü ve yardımseverliği elden bırakmamak gerekir ki bu bizlerin insanlık vazifesidir.

Prof. Dr. Ahmet Yılmaz Ata, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi