.: Atilla Yayla

Yargı bürokratları tahakkümü

Yargıyla ilgili tartışmalarda doğruluğundan şüphe edilmeden dile getirilen bazı görüşler var. Deniyor ki yasama, yürütme, yargı üç eşit kuvvet olarak birbirinden ayrılmalı. Siyaset –yani yasama ve yürütme- yargı üzerinde hiçbir tesire sahip olmamalı. Yargının işleyişine asla veya hemen hemen asla karışmamalı.

Meseleye egemenlik açısından bakan bazıları da egemenliğin yargı tarafından da kullanıldığının kabul edilmesinin şart olduğunu söylüyor. Bu açıdan yargıyı yasama ve yürütmeyle aynı seviyede, hatta daha üstün görüyor.

Kuvvetler ayrılığı özgürlük, demokrasi ve anayasal yönetim geleneği tarihinde özel bir yer işgal etmekte. Bugün demokrasinin kuvvetler ayrılığını gerektirdiğini tereddütsüz kabul ediyoruz. Biliyoruz ki kuvvetler ayrılığı demokrasiden önce bireysel özgürlüğü korumak isteyen liberalizmin talebiydi. Liberal yazarlar kuvvetler ayrılığına çok umut bağlamıştı. Umutların ne kadar karşılık bulduğu tartışılır. Kuvvetler ayrılığının özgürlüğün korunmasına hiç katkısı olmadığı elbette söylenemez. Ancak, kuvvetler ayrılığı beklendiği ve umulduğu kadar etkili olamadı. Nitekim, büyük filozof F. Hayek Hukuk Yasama ve Özgürlük adlı eserine bunu vurgulayarak başlar.

Yargının toplum adına adalet dağıtmakla mükellef olduğu açık bir gerçek. Bu yüzden yargı toplumu takip ediyor, toplumda egemen adalet anlayışını tecelli ettiriyor olmalı. Ancak, Türkiye’de acı sonuçlar verdiğini bildiğimiz bir problem var: Yargının toplumla bağının olmaması ve demokratik meşruiyetinin sağlanamaması. Bununla iç içe geçmiş bir sorun olarak denetlenememesi.

Kemalistler eskiden yaptıkları anayasal düzenlemelerde egemenliğin topluma ait olduğunu ve bu egemenliğin ilgili organlar aracılığıyla kullanıldığını ileri sürmüşlerdi. Şimdi bakıyorum Taha Akyol’un da dâhil olduğu bir grup hukukçu aynı tezi savunuyor. Bunu yaparken kitaba göre konuşuyor ve alandaki durumu ve sorunları denklem dışına atıyor.

Yargı toplum adına egemenliği kullanıyorsa bu hakkı ve yetkiyi nasıl almıştır? Toplum egemenlik hakkını ve yetkisini yargı memurlarına nasıl devretmektedir? Yasama ve yürütmede görev yapanlar yanılabildiğine, kasıtlı kasıtsız hatalar yapabildiğine göre yargı mensuplarının da yanılması ihtimal dâhilinde değil midir? Yoksa yargı memuru olanlar mucizevi biçimde tüm insani zaaflardan arınmakta mıdır?

Yargı neticede bürokratik bir organizasyona dayanıyor. Memurlarla çalışıyor. Bu memurlar atamayla geliyor. Demokratik organların bu atamalar üzerinde hiç yetkisi olmazsa ortaya yargı bürokrasisinin kendini yeniden ürettiği ve demokratik sistemi zaafa düşürecek bir kooptasyon sistemi çıkabilir. Başka ülkeler için ilgisiz görünebilir ama bu Türkiye için çok ciddî ve kâğıt üzerinde kalmayıp yaşanmış ve halen yaşanmakta olan bir problem.

Kemalistler seçilmiş iktidarları bürokratik örgütlerle kuşatmış ve sınırlamıştı. Yargı organları bunlardan biriydi. 2010 referandumu öncesinde HSYK Kemalistlerin kontrolü altındaydı. HSYK koruması ve baskısı sayesinde demokratik iktidarlar yargı tarafından baskı altına alınmakta veya terbiye edilmekteydi. Daha sonra durum değişti. Yargıdaki Kemalist vesayet kırıldı, ama bu vesayetsizlik anlamına gelmedi. Tam da tersine, daha gizli, sinsi ve derin bir vesayet kuruldu. Bunu gerek Balyoz, Ergenekon, Casusluk davalarında gerekse 17/25 Aralık’ta tüm toplum gördü. Bazı yargı mensupları, HSYK üyeleri de bunu sık sık dile getirmekte. En son Ergenekon davasından hile ve desiseyle uzaklaştırılan hâkim Köksal Şengün verdiği iki röportajda bu hususları dile getirdi. Şimdi Taha Akyol gibi düşünenlere sormak lazım: Bu yeni ve derin kooptasyon mekanizması nasıl kırılabilirdi? Hükümet ve yasama müdahale etmeseydi bu yapılabilir miydi? Yürütmenin ve Yasamanın müdahalesi bu durumda haksız, gayri meşru ve yanlış mı? Öyleyse sizin öneriniz ne? Bu durumu görmezden mi gelelim yoksa teslim mi olalım? Daha iyi bir yol fikriniz varsa lütfen açıklayın, bizi ondan mahrum bırakmayın.

Ayrıca bakınız...

Devlete bağlanan ekonomimiz

Devlete bağlanan ekonomimiz

Türkiye’de ekonomi gündemini takip eden liberal bir iktisatçının yapacağı ilk tespit ‘devlet desteği’ ifadesinin yaygınlığıdır. ...