.: İhsan Dağı

‘Vicdansızlar’ kimler?

“Allah Allah diye taarruz eden bir ordu nasıl olur da Allah’ın evi olan camiyi bombalar?.. Vicdansızlara sesleniyorum…”

İlker Başbuğ’dan ‘vicdansızlar’ lafını duyunca Balyoz darbe planını hazırlayanlara çıkıştığını sandım. Cuma vakti cami bombalamayı, 200 bin kişiyi derdest edip stadyumlarda toplamayı, kendi uçağını düşürmeyi planlayanların, hükümete karşı sosyal tepki oluşsun diye ekonomik kriz tezgâhlamayı düşünenlerin, binlerce bürokratı, aydını, gazeteciyi fişleyenlerin ‘vicdansızlığı’nı Genelkurmay Başkanı’nın da ‘altını çizerek, masaya yumruğunu vurarak’ haykırmasını bekliyordum çünkü. Hatta daha da fazlasını, ‘vicdansızlar’ın teşhir edilmelerini, soruşturulmalarını ve de adalete teslim edilmelerini bekliyordum.

Meğer yine yanılmışım. Başbuğ, ‘vicdansızlar’ diye, varlığı inkâr edil(e)meyen belgeleri hazırlayanlara değil, ‘halka ve demokrasiye savaş planı’nı kamuoyuna duyuranlara ve tartışanlara hitap ediyormuş.

Demek Genelkurmay Başkanı ordunun nasıl ve neden ‘yıprandığı’nı hâlâ çözememiş; birilerinin cuntasına, planına TSK’nın tepesinin sahip çıkma görüntüsünün nasıl güven yıkıcı bir durum olduğunu anlayamamış.

Böyle bir meselede ordunun tek kaygısı hâlâ ‘kim sızdırdı?’ Dün yine, ‘sızdıranların peşindeyiz’ demiş Başbuğ. Balyoz planının nasıl sızdırıldığını araştıracaklarına, bu planı yapanları soruşturmaları gerektiğini anlayana kadar orduda cuntacılık bitmez. Sorun, hukuk dışı, ahlak dışı, vicdan dışı ve askerlik dışı bu hazırlıkların sızdırılması değil, yapılmış ve de sonradan ordu tarafından ‘gizlenmiş’ olması. Balyoz planının halktan şimdiye kadar gizlenmesinin bir garabet olduğunu anlamayan bir genelkurmay başkanının ‘Aramızda darbecileri barındırmayız.’ sözü hiç mi hiç inandırıcı değil. ‘Balyoz’u kozmik odalarda saklamayı bırakın ki inandırıcı olun.

Böyle bir ‘oyun’ tezgâhlanmış mı, tezgâhlanmamış mı? Önce onu açıklayın. Darbe öncesi hazırlık, darbe anı harekâtları ve darbe sonrası yapılacakları ayrıntılarıyla planlayan, teker teker yüzlerce, binlerce kişiye görev tevdi eden, ekipler kuran bir planın neresine itiraz ediyorsunuz?

Bu ülkenin orduya, halkının güvendiği, ülkeyi savunmaya hazırlıklı ve donanımlı bir orduya ihtiyacı var. Camiye bomba koymayı planlayan, savaş kışkırtıcılığı yapan, darbe heveslisi bir orduya değil. A&G araştırma şirketi dün açıkladı; orduya güven rekor düzeyde düşmüş, % 63’e inmiş. Neden?

Ordunun önünde iki seçenek var: Ya yapacaklar darbelerini ya da halkına tuzak kurmayan, işini yapan ve halkına hesap veren bir ordu haline gelecekler. Birinci seçenek hâlâ masadaysa şaşırmam buna. Ama umarım böyle bir girişimden sonra olabilecekleri de ‘senaryo’laştırmışlardır.

‘Darbecilerin Başbakanı’ yakıştırmasına sert bir cevap veren TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu çok, çok büyük bir çoğunluğun hislerine tercüman oldu: ‘Darbeyi vatana ihanet sayarım’. Vatanına ihanet eden askerler… Ne dünyada bir ‘sahip’ bulabilirler ne de Türkiye’de bir sığınak.

Yapın darbeyi, toplayın 200 bin, yetmedi 500 bin kişiyi stadyumlara… Kışkırtın, çıkartın iç savaşı, memleket kan gölüne dönsün. Kürt’ü kırın, Müslüman’ı kırın, liberali kırın… Yapın darbeyi, bölün ülkeyi. Sizi kışkırtanların amacı da sakın bu olmasın?

Düşünün, herkesin herkesle çatıştığı, etnik temizliklerin yapıldığı, cuntacıların Yunanistan’a, Kuzey Irak’a, Ermenistan’a savaş açtığı bir Türkiye’yi… Dünya seyredecek, öyle mi? Amerikan ordusu mu müdahale eder, Rus ordusu mu böyle bir ülkeye? Yoksa BM’nin ‘beş büyükleri’ birlikte mi, bilemiyorum. Bildiğim, bir darbe sonrası ‘Sevr’ de gelir, işgal de…

Cuntacılar ve korucuları ateşle oynadıklarını anlamalı, darbeden kalıcı bir iktidar çıkaramayacaklarını görmeliler. Sonuç, sadece bu ülke ve halk için değil darbeciler için de felaket olur. Bugün demokrasinin derinleşmesi bir ‘milli bütünlük ve güvenlik’ meselesidir de.

Daha önce de yazdım; ya darbe, ya tam demokrasi, başka seçenek yok. Ordunun tercihi hangisi?

Zaman, 26.01.2010