.: Emre Turku

Vazgeçelim artık bu sevdadan

Kemal Kılıçdaroğlu geçen hafta Zonguldak’ta Taş Kömürü Çalıştayı’na katıldı ve bir konuşma yaptı. Konuşmasında hükümeti de eleştirdi. Eleştirileri arasında vergiler de vardı. İnsan aklını zorlayan, “böyle de vergi mi olur?” dedirten türden; çok karışık, çetrefilli ve ağır bir vergi sistemimiz var. Kılıçdaroğlu da haklı olarak bunu eleştirerek “doğumdan ölüme kadar vergi ödüyoruz” dedi. “Çocuğa süt alırsınız, emzik alırsınız vergi ödersiniz. Su içersiniz vergi ödersiniz. Dolmuşa, minübüse binersiniz vergi ödersiniz. İşadamısınız, iş yeriniz var ayrıca beyannameyle vergi ödersiniz. Sanayicisiniz vergi ödersiniz. İşçisiniz, asgari ücretlisiniz vergi ödersiniz” diyerek örneklendirdi. Fakat birkaç cümle sonrasında da sosyal devlet vurgusu yaptı. İyi de vergilerin ağırlığından dert yanıp da sosyal devlet vurgusu yapmak ne kadar doğru? Sosyal devleti hangi kaynakla ayakta tutacağız?

Ayrıca AK Parti hükümetleri zaten sosyal devleti benimsemiş ve gerek tüzüğünde gerekse programlarında buna yer vermiştir. Yıllardır da sosyal devletin alanını yeterince genişletmiştir. O kadar çok alan var ki yardım, sübvansiyon, hibe, sosyal yardım yapılan. Artık Kılıçdaroğlu daha fazla ne istemektedir? Sadece Kılıçdaroğlu da değil çoğu vatandaş da devletten birşeyler beklemekte. Vazgeçelim artık bu sosyal devlet sevdasından. Devletten ne kadar çok şey beklenir ve istenirse devlet onu karşılamak için ya borçlanmaya gidecektir ya da vergileri daha da artıracaktır.

O halde Kılıçdaroğlu’nun bu vergi yakınmasından anlaşılabilecek iki husus var: Ya Kılıçdaroğlu bu dağıtılan alanlar az, yetmiyor, öğretmene kırtasiye yardımı, işsizlik maaşı, ücretsiz seyahat, çiftçiye mazot … dışında kendince tespit ettiği farklı alanlara ve kişilere de yardım yapacak ya da Ali’ye, Veli’ye değil de Ahmet’e, Mehmet’e verecek bu destekleri. İlkinde, şikayet ettiği ağır vergiler daha da artacak ve o çok düşündüğünü göstermeye çalıştığı insanlar için ülke olarak daha fazla vergi ile halkı daha da ezecek. İkincisinde ise aynı vergilerle bu sefer de taraflı davranıldığını düşündüğü için kendi belirlediği kişilere yardım götürecektir. Gerçekten bunlar çözüm mü?

Sosyal devlet ilkesi ülkelerin en büyük çıkmazlarından birisidir. İçten içe ülkenin kendisini ve insanlarını fakirleştiren bir sistemdir. Adalet adına adaletsizliğin yurt edindiği bir düzenin ismidir sosyal devlet. Birileri çıkıp artık bu sosyal devletçilik yarışına girmek yerine bunu tartışmaya açmalı ve eleştirmeli. Anayasada böyle bir ilkenin varlığını sorgulamalı. Sadece vergiyi eleştirmekle olmuyor. Sorunun temelini görmeli.

Sosyal devlette ihtiyaç sahiplerini belirleyen kimler? Nasıl ve hangi kriterler doğrultusunda belirleyecekler? Belirledikleri kişiler gerçekten yardımları hak ediyorlar mı? Hak dediğimiz şey ne? İnsanlar neleri hak ediyor? Buna kim karar veriyor? Birilerinin hak kabul ettiği şeyin herkes için değeri aynı mı? İnsanların evrensel olarak kabul ettiği -maddî anlamda- haklar mı var? Bunların alt ve üst sınırları neler? Öğretmenin kırtasiye yardımı alması hak mı? İşsiz kalan birisinin devletten maaş alması hak mı? Memurlara lojman, servis hizmeti gerçekten birer hak mı? Sosyal devleti savunanlar bize önce bu soruların cevaplarını vermeliler.

Devletin sağa sola bir şeyler dağıtmaktan, babalık yapmaktan vazgeçmesi gerekmektedir. İşte o zaman Kılıçdaroğlu’nun şikayet ettiği vergiler azalır ve insanlar rahat etmeye başlarlar. İşte o zaman kazandıklarını kaptırmaktan kurtulur ve zenginleşmeye başlarlar. Devlet insanlara maddi yardım yapıp destek olacağına işini yapsın. Kendince belirlediği “hak”larımı değil benim doğuştan sahip olduğum temel haklarımı korusun yeterli.

Ha eğer abdal misali “kar yağıyor” dediklerinde, “titremeye hazırım” denilecekse o zaman zaten söze de şikayete de hacet yok.

Ayrıca bakınız...

tartışma kültürü ve geleneği

Tartışma kültürü ve geleneği

Öğrencilik yıllarımda okuduğum bir kitapta bozkırın ortasında (sıfırdan) bir orman kurmaya çalışmak pek akıl kârı ...