.: Murat Yılmaz

Vali siyaset değil tarih konuşmuştu

Vesayet ve Demokrasi’ konusunda toplanan son Abant Toplantısı, bir kısım medyanın çarpıtması ve tercihiyle Kırklareli Valisi Cengiz Aydoğdu’ya atfedilen “DP’nin hatası, iktidara gelince CHP’yi kapatmamak ve İsmet İnönü’yü hakkettiği yere göndermemektir” mealindeki sözleriyle sansasyonel bir şekilde gündeme geldi. Bu hem Abant Platformu’na hem de Cengiz Aydoğdu’ya yapılan bir haksızlıktı. Basının bir kısmının herkesin gözünün önünde ve bu kadar geniş katılımcıyı hesaba katmadan bu tür bir manipülasyona cüret edebilmesi, her şeyden önce medya etiğindeki ciddi problemin devam ettiğini gösteriyor. Ortaya çıkan bir başka problem ise, fikir hüriyeti bakımından hala katedilmesi gereken uzun bir yolun olduğudur.

DEMOKRASİYE GEÇİŞTE YAŞANAN PROBLEMLER

Vali Cengiz Aydoğdu, Türkiye’nin 1946’da çok partili hayata geçmesinin demokrasiye geçiş anlamına gelmediği ve Demokrat Parti’nin bu bakımdan sınırlılıklarla malul olduğu istikametindeki konuşmayı takiben, 1946’da demokrasiye geçiş sürecinde yaşanan problemlere atıfla CHP’nin ve İsmet İnönü’nün siyasetten kendiliğinden çekilmesiyle demokrasiye yeni aktörlerle girmenin daha yerinde olacağı iddiasını ihtiva eden bir değerlendirme yaptı. Aydoğdu’nun konuşması bu bakımdan siyasete değil tarihe yönelikti ve günümüz CHP’sine ilişkin bir kapatma çağrısı içermiyordu. Nitekim Kırklareli Valisi Aydoğdu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun valilerin siyasetten uzak durması şeklindeki açıklamayı benimsediğini ve konunun tarihi-entelletüel zeminde bir değerlendirmeden ibaret olduğunu vurgulamıştı. Basının, Aydoğdu’dan önce sunuş yapan ve bu konuda İkinci Parti adıyla kocaman bir kitabı olan Cemil Koçak yerine, valilik sıfatından dolayı bir sansasyon merakıyla Aydoğdu’yu öne çıkarması konunun eksik bir takdimiydi.

1950’den bu yana demokrasiye geçmeye çalışan ve hala demokratikleşmeye çalışan bir ülkede, mülki idare amiri olan valilerin “nasıl olsa demokrasiye geçiş daha doğru ve geniş yelpazeye yayılırdı?” sorularını düşünmesi ve bu konuda konuşmaya cesaret etmesi, aslında takdir edilmesi gereken bir çabadır. Tıpkı böyle bir toplantıya katılmak gibi… Konuyla ilgili bir yazı yazan Hasan Celal Güzel’in bu meyanda merhum vali Recep Yazıcıoğlu’nu hatırlatması yerindedir.

MÜLKİ İDARE VE DEMOKRASİ

Valilerin demokratikleşme bahsinde sadece poltikaları hayata geçirmek safhasında değil, meselenin fikri cephesinde de katkılar sunması teşvik edilmelidir. Esasen mülki idare şuralarında bu vadide ne kadar ehemmiyetli katkılar sunduklarını konunun erbabı bilmektedir. Mesela sadece EMASYA bahsindeki katkılarını hatırlatmak isterim. Keza mahalli idarelerin güçlendirilmesi, e-devlet uygulaması başta olmak üzere kamu yönetimi reformunda mülki idare sınıfının katkıları unutulamaz. Jandarmanın sivil idareye bağlanması dahil olmak üzere güvenlik sektöründeki demokratikleşme reformlarında dahi teorik olarak da, tatbikat olarak da mülki idare sınıfının katkılarına ihtiyaç vardır. Bu bakımdan İdareciler Derneği’nin yayın organı olarak çıkan ‘İdarecinin Sesi’ dergisinin yayın münderacatı ve entellektüel seviyesi yol gösterici olacaktır.

ENTELLEKTÜEL BİR VALİ

Bu cümleden olarak Cengiz Aydoğdu bu bahislerde kalem oynatan rey sahibi mülki idare amirleri arasında temayüz etmektedir. Tabiatıyla reform sürecinde her konuda muvafık olmasa da, reform hazırlıklarında kendisine istifade edilen nitelikli mülki idarecilerdendir. Bu konuları da ele aldığı yaymlanmış bir kitabı ve bir kitap daha teşkil edecek yazıları vardır. Daha önce Artvin’de, şimdi Kırklareli’nde idareciliğin yanı sıra entellektüelleri bulunduğu ilin sorunlarına ortak eden faaliyetleri dikkat çekicidir. Kırklareli’de halen devam eden konferans serisi için davet ettiği isimlerin bir kaçını zikretmek yeterli olacaktır: Teoman Duralı, Mete Tunçay, Mehmet Genç, Hüsamettin Arslan, İsmail Kara…

Vali Cengiz Aydoğdu’nun bir entelletüel olarak performansının ötesinde, idareci olarak tarafsızlığı ise Artvin’in CHP’li Belediye Başkanı ve Kırklareli’nin yine CHP’li Belediye Başkanı’nın kamuoyuna mal olan açıklamalarıyla sabittir.

HEDEF SADECE VALİ Mİ?

Konu, bir valinin tartışma konusu olmanın haricinde taşıdığı boyutlarla dikkat çekmektedir. İlk olarak basının bir kısmının sansasyon ve tahrik amaçlı yayın politikası devam etmekle beraber, bu tür yayınların etkinliği kırılmak üzeredir. Siyasi partilerin bilhassa büyük siyasi partilerin bu tür yayınlardan etkilenmeyecek bir geniş görüşlülüğe ve serinkanlılığa ihtiyaçları var. Bu ihtiyaç, taşradan ziyade bilhassa genel merkezlerde hissedilmektedir. Bu bakımdan siyasi parti genel merkezleri gerçekleri araştırmadan kutuplaşmayı arttırıcı ve şahsi hakları zedeleyici açıklamalardan kaçınmalılar. Sivil toplumun gelişmesiyle genişleyen demokratik tartışma platformunda, memur ve mülki idare sınıfının da yerini almasına artık kamuoyu hazırlıklı olmalıdır.

YARARLANMAK YERİNE CEZA MI?

İktidar partileri ve muhalefet partileri, bürokratik kurumlar ve sivil toplum kuruluşları da beğenmedikleri görüşler karşısında daha mütehammil olmalı ve hatta onlardan istifade edecek bir esnekliğe kavuşmalılar. Vesayetin ana kaynaklarından biri, Abant Toplantısı’nın sonuç bildirgesinde dile getirildiği gibi, bilgi asimetrisidir. Mülki idare sınıfının bilgi ve tecrübesini, kamuoyundaki tartışmalara mal etmek vatandaşlar aleyhinde olan bilgi asimetrisinin düzeltilmesine yardımcı olacaktır. Bu bakımdan Abant Platformu’nun mülki idare amirlerini demokratikleşmeye dahil etmesi, bütün tarafların faydasına olacak bir süreci ifade etmektedir.

Yeni Şafak, 13.07.2010