.: Vahap Coşkun

Vahap Coşkun – “Silahsızlandırma”nın Anlamı

Diyarbakır’da farklı Kürt kesimlerini bir araya getiren “Kürt Çalıştay”ında bilhassa öne çıkan husus, “silahın ve şiddetin miadını doldurduğu” fikri oldu. Gerek açılış konuşmalarında ve gerek Çalıştay sonrasında kamuoyuna sunulan bildiride, halen sürmekte olan çatışmazsızlık halinin önemine ve nihai bir çözüm için siyasal kanalların genişletilmesinin gerekliliğine vurgu yapıldı.

Aslında silahın –artık- Kürt meselesi için uygun bir enstrüman olmadığı, son on yıldır hem devlet hem de PKK tarafından birçok kez dile getirildi. Soruna salt bir asayiş gözlüğünden bakmanın ve silahlı önlemlere yüklenmenin Kürt meselesine kalıcı bir çözüm üretmeyeceği-hatta sorunu daha da kangrenleştireceği- devlet katında anlaşıldı. Devletin askeri kanadı –birçok kez- ordunun üzerine düşeni yaptığını ve meselenin bir hal yoluna koyulabilmesi için bundan böyle sosyal ve ekonomik önlemlere ağırlık vermenin gerektiğini söyledi. Sivil kanat ise, Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın ağzından, Kürt meselesinde çözümü giden yolun daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasiden geçtiğini dile getirdi.

Silahın süresi doldu

Öcalan’ın 1999’da yakalanmasının ardından hedeflerini revize eden PKK de, silahın vadesinin geçtiğini sıklıkla belirtti. PKK yöneticileri, Kürt meselesini kitleselleştirmek ve dünyaya duyurmak için önceleri silahlı mücadelenin önemli bir işlev gördüğünü, ancak gelinen noktada artık silahla alınacak bir mesafenin bulunmadığını defaatle ifade ettiler. Geçen yıl Ahmet Altan ve Neşe Düzel’e, bu yıl ise Hasan Cemal’e konuşan Murat Karayılan bunu ısrarla savundu. Keza Öcalan da, aynı düşünceyi defalarca kamuoyuna seslendirdi; nitekim son avukat görüşmesinde de Kürt meselesini sadece demokratik siyasetin çözebileceğini söyledi.

Dolayısıyla devlet silahla Kürt taleplerini bastırmanın, PKK ise silahı araç kılarak amaçlarını gerçekleştirmenin imkânsızlaştığının ayırtına vardı. İşte bugün, Türkiye’nin çeyrek asrına damgasını vuran bu sorunun çözülebileceği konusunda kamuoyunu saran ihtiyatlı iyimserlik havasının altında yatan budur; yani devletin ve PKK’nin artık silahlardan medet ummayan bir duruma gelmiş olmalarıdır. Buluşulan bu zemin, bundan sonra yapılması gerekenleri işaret ettiğinden önemlidir.

Çatışmazlık, hayatidir

Etnik-kimliksel talepleri içeren siyasal bir mesele olan Kürt meselesinin barışçıl bir çözümü, ancak demokratik bir süreç içersinde mümkün olabilir. Demokratik süreçte asıl olan, açık uçlu müzakere ve diyalogdur. Müzakereden beklenen verimin elde edilebilmesi için, çatışmaların durması gerekir. Aksi takdirde çatışmalar ve ölümler devam ettiği sürece kalıcı bir barış sağlanamaz. Bu itibarla PKK, bir an önce silahsızlandırılmalıdır.

İçinde bulunulan şartlarda PKK’nin silahlarından arındırabilmesi için iki yönlü bir plan izlenebilir: Çatışmazlığı daimileştirmek ve etkili bir silahsızlandırma programını yürürlüğe koymak. Öncelikle yapılması gereken, hâlihazırdaki çatışmasızlık ortamını muhafaza etmektir. Silahların konuşmadığı bir dinginlik hali, çözüm için hayati değerdedir. Zira gencecik insanların hayatlarını kaybetmediği bu dinginlik sürecinde atılması icap eden demokratik adımlar konuşulabilir, karşılıklı olarak yükselmiş bulunulan milliyetçiliklerin tavsamasına çalışılabilir ve toplum bir sonraki aşamada yapılacaklar için hazır hale getirilmeye çalışılabilir.        

Çatışmazlığın taşıdığı bu değer nedeniyle, çalışmalarda bu konu üzerinde odaklanılmalıdır. Devlet, çatışmazlığın sürmesi için –daha önce Özal’ın yaptığı gibi- PKK’ye çeşitli kanallar üzerinden telkinde bulunabilir. Sivil toplum kuruluşlarının, gazetecilerin veya siyasi partilerin aracılığıyla PKK’nin ateşe başvurmaması sağlanabilir. Ancak burada hassas nokta ateş kesmenin karşılıklı olmasıdır; çünkü çatışmazlık ortamının yaratılması sadece PKK ile olacak bir iş değildir.  Devlet çatışmazlığı desteklemeli ve operasyonlarını durdurmalıdır. Bir başka söyleyişle; çatışmazlığın ruhuna uygun olarak, PKK taciz saldırıları yapmamalı ve mayınlı tuzaklar kurmamalıdır, buna karşılık güvenlik güçleri de alan savunması ve kendini koruma haricinde operasyon düzenlememelidir.

Bu noktada sürekli dile getirilen “PKK dağda olduğu müddetçe askerin operasyon yapmaktan başka bir seçeneği olmadığı” argümanı var. Bu gerçeği yansıtmıyor; asker resmi olarak “operasyonları durdurduk” şeklinde bir açıklamada bulunmaz ama fiili olarak herhangi bir operasyona da girişmez. Mesela seçim öncesinde böyle bir durum oluştu ve ölümlerin yaşanmadığı bir dönem yaşandı. Aklıselimin öfkeye galebe çalması ve sağduyunun sesinin kazanabilmesi için, böyle çatışmazlığa ihtiyaç var.

Silahsızlandırma, Ne Değildir?

Çatışmazlık sağlandıktan sonra bu çatışmazlığın daimi bir barışa evirilmesi, PKK’lilerin hukuki hayata katılımlarını sağlayacak  “silahsızlandırmayı kapsayan demokratikleşme programı”nı gerektirir. Bu kaçınılmaz bir gerekliliktir; çünkü PKK dağları mesken tuttuğu sürece ülkenin tümünde huzur ve güveni sağlamanın imkânı yoktur. Bu nedenle devlet, kendi vatandaşları olan PKK’lileri dağdan indirecek ve onların normal bir hayat sürmelerini temin edecek bir silahsızlandırma programını üretmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır.

Silahsızlandırma –bazılarının sandığı gibi- tek taraflı bir girişim değildir. Belirli hedefler doğrultusunda silaha başvuran ve uzun süre bu silahı kullanan bir örgüt kendiliğinden silah bırakmaz. Dolayısıyla PKK’nin silahsızlandırılmasından söz ederken de, beklenti PKK’nin gelip silahlarını teslim etmesi yönünde olmamalıdır. Bu beklenti, arzuya şayan olabilir, ama gerçeklere tekabül etmez.

Silahsızlandırma –aynı zamanda- “tasfiye etmek” anlamını da içermez. Tasfiye etmek, “arıtmak, ayıklamak, temizlemek” demektir. Oysa silahsızlandırmadan bahsederken kastedilen, bir örgütü temizlemek değil, onu silahlarından arındırıp siyasal hayata kanalize etmektir. Bu itibarla PKK’yi silahsızlandırmak, onu ortadan kaldırmayı değil, onun siyasal bir bünyeye kavuşmasını sağlayacak ortamı oluşturmayı ifade eder.

Silahsızlandırma Nedir?

“Tek taraflı bir girişim”in tersine silahsızlandırma, “çok taraflı bir etkileşim”i yansıtır. Bu kavram, bir yandan a) şiddeti sona erdirecek şartları yaratma konusunda “devletin belirleyici rolü”ne gönderme yaparken,  diğer yandan b) “silahlı aktörün hesaba katılmasını ve işin içine çekilmesini” öngörür. (Mithat Sancar, Birgün, 07.01.2008)

a) Devlet ile Kürtler arasında, derin bir güvensizlik mevcut ve sorunların şiddet sarmalına kapılmasında bu güvensizliğin büyük bir payı var. Şiddetten arınmak için güvensizliğin aşılması gerekir. Bu ise, ancak bir ancak siyasal bir reform programıyla mümkün olabilir. Böylesi bir program devlete, insanların silaha sarılmalarına neden olan koşulları ortadan kaldırma mükellefiyetini yükler.

Türkiye’de, Kürtleri ayrımcılığa uğratan ve onların bu ülkeye aidiyetlerini zayıflatan yığınla mevzuat ve kanlı bir tarih var. Mevzuat konusunda yapılacak olan belli; devlet, mevzuattaki ayrımcı yasaları ayıklayıp onların yerine eşitlikçi hükümler yerleştirmeli. Mesela anadilde eğitim ve vatandaşlık konularında Kürtlerin talep ve hassasiyetlerini gözeten bir düzenleme yapılması, koruculuğun kaldırılması, zorunlu göçe maruz bırakılanların durumlarını iyileştirilmesi, Kürt çocuklarını hapishanelere tıkan yasanın değiştirilmesi gibi önlemler iyi bir başlangıç olabilir. Tarihe gelince, devletin Cumhuriyet tarihi boyunca Kürtlere çektiği acıları paylaşması ve onlara reva gördüğü zülüm politikalarından ötürü onlardan özür dilemesi gerekir. Türkiye’de devlete hâkim olan zihniyet düşünüldüğünde bunun çok kolay olmayacağı aşikâr ama böyle bir özür, güvenin tesisine çok büyük katkı yapar.

b) Silahsızlandırma programı silah kullanan örgütü, sorunun bir parçası olarak görür. O nedenle silahsızlandırmanın gerçekleştirilebilmesi için onu çözüm sürecine dâhil eder. Bu, işin tabiatı gereğidir; zira bir gruptan elindeki silahını bırakmasını istiyorsanız, bunun koşullarını bizatihi o grupla yapmak durumundasınız. Bunun açık anlamı, silahsızlandırma programına PKK’nin katılması ve silah bırakmanın onunla müzakere edilmesidir.

Silahsızlandırma, Bütüncül Bir Programdır

PKK, sadece dağdaki militanlardan ibaret bir örgüt olarak ele alınmamalıdır. Örgütün dünyanın hemen her yerinde siyasi lobi faaliyeti yürüten kuruluşları, ciddi bir medya ağı, güçlü finansal kaynakları, örgüte üye olduklarından dolayı ceza alan mensupları ve hüküm giymiş bir lideri var. Yani girift bir yapı PKK. Dolayısıyla PKK’yi silahsızlandırmayı amaçlayan her girişim, bu yapının giriftliğini göz önünde bulundurmalı ve bütüncül bir perspektifle olaya yaklaşmalıdır.

Bu nedenle bir silahsızlandırma programı; 1) PKK’nin dağdaki militanlarını, 2) PKK’nin ülke dışındaki kuruluşlarda yer alan mensuplarını, 3) PKK’den dolayı mahkûm edilip cezaevlerinde yatanları, 4) PKK’nin üst düzey yöneticilerini ve nihayet 5) Abdullah Öcalan’ın durumunu göz önünde bulundurmalıdır. Silah bırakmanın nasıl ve hangi güvenceler altında gerçekleşeceği, silah bırakanların legal yaşama ne şekilde katılacakları ve sosyal hayatlarını nasıl sürdürecekleri, örgütün yönetici ve liderinin durumunu ne olacağı gibi sorunlar zorlu bir müzakereyi gerektirir. Böylesi çetin bir müzakereden umut edilenleri kazanarak çıkabilmek için, durumu müzakere edilenlerin – yani PKK’nin- sürece katılması bir zorunluluktur.

Bu, PKK’nin resmi olarak muhatap alınmasını ifade etmez. Elbette devlet, PKK ile gayri-resmi bir şekilde görüşebilir, bunda herhangi bir mahsur yoktur. (Çatışmaya dönüşen etnik bir problemle karşılaşan birçok ülke bu yola başvurdular.) Kaldı ki PKK’nin –Öcalan ve Karayılan’ın çeşitli açıklamalarında görüldüğü üzere- mutlaka kendisinin muhatap alınması gerektiğine dönük bir talebi de yok. DTP’nin, sivil toplumun veya akil adamlar grubunun da bu işi yapabileceğini belirtiyor. Bu nedenle muhataplık meselesi çok fazla büyütülmemeli ve çözümün önündeki başlıca engel haline dönüştürülmemelidir.

Siyasi İradenin Önemi

Silahsızlandırmada nirengi noktası, silah bırakacak olanların toplumsal yaşama katılmalarını sağlayacak hukuki düzenlemelerdir. Burada genelde ilk akla gelen “genel af”tır. Ancak, bir silahsızlandırmada kullanılan kavramlara dikkat edilmelidir. Af, değer yüklü bir kavramdır: Affedenin büyüklüğünü ve sorunun meydana gelmesinde onun bir yanlışının olmadığını ima eder, buna karşılık affedilenin hatalı olduğuna ve doğru yoldan saptığına gönderme yapar. Değer yüklü olması, toplumsal duyarlılığı ve muhalefeti artırır. Türk kamuoyunun bir kısmı “40 bin kişinin ölümünden sorumlu olanlar nasıl affedilir?” diye sorar, Kürtlerin bir bölümü ise “Kim kimi affedecek? Asıl bize zulmeden devlettir, o af dilesin” der. Bu itibarla “af” yerine, nötr bir kavram (Toplumsal Barış Yasası, Toplumsal Uzlaşma Yasası gibi) kullanmak daha yerinde olur.

Toplumsal barışı inşa etmede siyasal iktidar iki noktaya dikkat etmelidir: Birincisi, toplumsal uzlaşmayı gerçekleştirmeye odaklanmış bir hukuki düzenlemede, önceki iktidarlarca uygulamaya konan pişmanlık yasalarından tamamen uzak durulmalıdır. Öngördükleri hedeflerden hiçbirini gerçekleştiremeyen önceki pişmanlık yasalarına benzer yasalarla PKK’lilerin dağdan indirilmesinin sağlanmayacağı bilinmelidir. Bu nedenle daha önce denenen ve zerre kadar yararı olmadığı görülen pişmanlık yasalarına bir daha tevessül edilmemeli, kimseyi pişmanlığa zorlamayan ve herkesin onurunu gözeten kabul edilebilir düzenlemelere yoğunlaşılmalıdır.

İkincisi, siyasal iktidarın dağların silahlardan arındırılması konusunda güçlü bir siyasi iradeye sahip olmasıdır. Siyasi iradenin varlığı, hem bu tür bir düzenlemeye girişilmesi halinde karşılaşılması muhtemel şiddetli muhalefetin göğüslenmesinde, hem de sağlam bir kamuoyu desteğinin sağlanmasında büyük bir önem arz eder.  Muhalefetten gelecek salvolara karşı dik durmayan, yalpalayan ve kararlılık sergileyemeyen bir siyasal tavır, halkın desteğini de arkasına alamaz. Ancak barışın gerekliliğini kararlılıkla savunan bir siyasal dil, halkın desteğini kazanabilir.

Çeyrek asır kanayan bir yarayı sarmak ve toplumsal bir barışı inşa etmek kolay değil. Tarafların hassasiyetlerini gözeten bir program oluşturmak, bunu dile getirmekle kıyaslanamayacak kadar zor bir iş. Bu, doğru. Ama artık başka çare yok; gün geçirmeden silahlardan ve şiddetten arınmak için kolları sıvamak ve işe girişmek lazım. 

Taraf, 06.08.2008