.: Cennet Uslu

Ütopyacılıktan Totaliterizme

Grekçe’den türetilen ütopya mevcut olmayan yer, iyi yer, düşsel ülke gibi anlamlara sahiptir. Ütopya denince akla ilk Thomas More gelir. Oysa More’dan çok daha önce ütopyacılık vardı, More sadece adını koydu. Ondan sonra da ütopyacılık aldı başını gitti.
Ütopya, yeryüzünde bulunamayacak kadar mükemmel ve ideal bir toplumsal düzenin resmedildiği siyasî-edebî bir yazın türü olarak bilinir. Ütopya ülkelerinde yaşayan insanlar genellikle tam bir mutluluk, özgürlük, refah ve iyilik içinde tasavvur edilir. İnsanlığın başına musallat olmuş envai çeşit kötülüklerden ve sıkıntılardan azade, adeta pürüzsüz bir toplum tablosu çizilir. Ütopyalar kelimenin tam anlamıyla birer yeryüzü cennetidirler. Elbette müelliflerinin gözünde, zihninde ve kalbindeki durumları böyledir.
Ütopyacılığa yapılan güzellemelere bakılırsa insanın ütopya arayışı mevcut duruma yönelik köklü eleştirilerini ve daha iyi bir dünya arayışını yansıtır. Adaletsizliklere, zulümlere, yoksulluklara ve baskılara karşı direnme ve insana yakışan bir toplum kurma çabasının bir parçasıdır.
Tam bir palavra! Aslında ütopyacılık insanlığın başına musallat olmuş bir tür ağır depresyon halüsinasyonudur. Sıkıntılı ve zor zamanlarda, aslında hiç gerçekleşmeyecek olan, ancak alttan alta gerçekleşebileceği umudu beslenen bir tür hülyâdır. Ütopyacılar her ne kadar hayal âleminde dolaştıklarını söyleseler de, ütopyanın yeryüzünde ve gerçek insanlar arasında kurulması arzusunda ve umudundadırlar.
Ütopyacılık zararsız bir tür savunma mekanizması olarak kalsa sorun olmazdı. Ne var ki, ütopyalar yapısı gereği bütün totaliter sistemlerin ideolojik harcı durumundadırlar. Bir ütopya olmadan bir totaliter sistem kurmak ve ayakta tutmak mümkün değildir.
Bir edebî tür olarak kabul edilebilecek “resmi ütopyalar”ın haricinde siyasî düşünce tarihi bilim veya felsefe süsü verilmiş bir sürü “kaçak ütopya” ile doludur. Bunlar arasında bilinen en eskilerinden biri Platon’un Devlet’i, en yaygını Rousseau’nun Cumhuriyet’i ve en meşhuru Marks’ın Komünist Toplum’udur.
Bu ve benzeri türdeki toplum teorileri aslında ütopyacılık virüsü ile enfekte olmuş birer totaliter toplum projeleridir. Siyasî düşünce bakımından bir mümkün iyi toplum teorisi ile bir ideal toplum teorisi arasından çok açık ve aynı zamanda çok da kanlı bir fark vardır.
Ütopyayı yeryüzünde inşa serüvenine, Sparta Kent Devleti örneğinde olduğu gibi, geçmiş dönemlerde rastlasak da, hiçbir zaman modern dönemdeki kadar aşırıya kaçılmamıştır. Modern çağ kanlı ve şuursuz girişimlerle dolu bir ütopyacılık çağıdır. Fransa’da Jakobenler, Rusya’da Bolşevikler, Çin’de Komünistler, Almanya’da Naziler, İran’da İslamcılar ve daha pek çokları kurucularının gözünden birer ideal toplum, birer ütopya toplum inşa etmeye kalkıştılar hep.
Bir bakıma, geleneksel ve antik toplumlarda oldukça güçlü ve yaygın olan mesihçi inançların kıyamet öncesi kurtuluş fikrinin yerini veya tek tanrılı dinlerin öte dünyadaki Cennet ideasının yerini, modern toplumlarda seküler ama itikadî modern ütopyalar aldı. Böylece, öte dünyaya ait olan Cennet, materyalizm ve akılcılık çağında bu dünyaya Ütopya olarak taşınmış oldu.
Ütopyayı ait olduğu öte dünyadan veya hayal dünyasından koparıp yeryüzüne taşıma çılgınlığının doğru adı totaliterizmdir. Bu çılgınlığın insanlığa bedeli ise taşınamayacak kadar ağır olmuştur.
Ütopyacılığın yolu neden totaliterizme çıkar¬?
İlk ve en önemli sebep, ideal toplum diye ortaya konulan ütopyanın, aslında sadece müellifin ve belki onun gibi düşünen bazı kimselerin ideali olmasıdır. Totaliter zihniyet tam da burada yatar. Kendilerinin ütopyasının başkalarının kâbusu ve cehennemi olabileceğini düşünmez veya önemsemezler. Tek ve mutlak bir iyi hayat ve toplum anlayışı varsayarlar ve bunu herkese teşmil etmeye kalkışırlar.
İkinci sebep, ütopyaların neredeyse her zaman kapsamlı birer toplum projesi olmalarıdır. Yani toplumu her kademe ve boyutta düzenlemeye girişirler. Bu böyledir, çünkü bir ütopyanın toplumu bütün kötülüklerden ve dertlerden (aslında müellifin gördüğü ve önem verdiklerinden) azade kılması arzulanır. Dolayısıyla giyim kuşamdan, müziğe, yeme içmeden ibadete kadar akla gelebilecek her konu “ideale” göre tasarlanmaya açıktır. Bu yüzden ütopyalar, topluma yönelik ancak totaliter rejimlerde yerine getirilebilecek türden kapsamlı müdahaleleri barındırırlar.
Üçüncü olarak, ütopyalar bireyci değil, kollektivisttir. Bireycilik bir anlamda her bireyi kendi küçük ütopyasının müellifi olarak görür. Böylece farklı mutluluk ve iyi anlayışlarının varlığını tanır ve onlara izin verir. Eğer bireyciliği benimserseniz, her birey için bir tek ütopya tasarlayamazsınız. Bu yüzden ütopyalar genellikle kollektivisttir. Ütopyalar ortak iyiye, ortak mülkiyete, ortak ayine, ortak üretime veya ortak sanata atıf yaparlar. Aslında, ütopyanın tek tek bireyler için ideal olması da şart değildir, bir bütün olarak toplum için ideal olması yeterlidir. Tasarlanan proje kollektivite için uygunsa/idealse bir ütopya haline gelebilir.
Tasarladıkları bu ideal topluma itiraz eder ve karşı çıkarsanız eğer, alacağınız karşılık, genellikle, ütopyadaki iyiliği ve mükemmelliği göremeyecek kadar cahil, bencil, yanlış bilince sahip, inançsız, zihnî ve ahlâkî melekeleri zayıf, içgüdülerinin ve zaaflarının esiri biri olmakla suçlanmaktır.
Bunun hemen arkasından adeta doğal bir akıl yürütme ile gelecek olan sav, sizi bu eksiklik ve zayıflıklarınızdan kurtararak özgürleştirmek ve bilinçlendirmek amacıyla ve elbette sizin iyiliğiniz için, size karşı zor kullanmanın gerekli ve meşru olduğudur.
Aslında, pek çok insan ütopyacılıktan totaliterizme giden yolu net ve açık şekilde görmektedir. Ütopyacılık kadar popüler olmasa da, anti-ütopyacıların veya kara-ütopyacıların sayısı da pek öyle azımsanacak gibi değildir.
En meşhurlarından olan George Orwell, 1984 adlı kara-ütopyasıyla sosyalist ütopyanın yeryüzüne taşınması durumunda neye benzeyeceğini yetkin bir şekilde anlatır bize.
Bir diğer anti-ütopyacı Karl Popper, Açık Toplum ve Düşmanları adlı eseriyle düşünce tarihindeki “kaçak ütopyaları” deşifre eder.
Anti-ütopyacılar, ütopyacılıktan totaliterizme giden yolu aşikâr ederler ve bizi sarsarak bu hülyalardan uyandırmaya çalışırlar.
*Doç. Dr., Kırıkkale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü

Yeni Söz Gazetesi 13 Mayıs 2015