.: Harun Kaban

Türkiye’nin Meşru Muhalefet İhtiyacı ve Muhalif Aydın’ın Sorumluluğu

HDP Genel Başkan Yardımcısı ve Bingöl Milletvekili Hişyar Özsoy referandum sonucunda eğer ‘Evet’ sonucu çıkarsa, bu sonucu şimdiden gayrimeşru sayacaklarını ilan etti. Bu lafı söylemesine gerek yok, Erdoğan veya herhangi bir AK Parti’li ima dahi etse veya çarpıtılmaya müsait bir cümle kursa yer yerinden oynar, “çarpıtıyorsunuz” dediğimizde de “e ama cumhurbaşkanı söyleyince başka olur dikkat etmeli filan feşmekan” diye yapılmadık “demokratik tahlil” kalmazdı. Peki bir “muhalefet partisi” vekilinin, bir demokraside tamamen demokratik yollarla önümüze gelmiş bir sandıktan çıkacak sonucu, sırf kendileri muhalif diye gayrimeşru ilan etmesi ne demektir? Cumhurbaşkanının ne söyleyip ne söylememesi gerektiğinden, nasıl bir dil kullanması gerektiğine ve nasıl kucaklayıcı konuşmak “zorunda” olduğuna kadar her şeyi yazan kalemlerin, o demokrasinin “olmazsa olmazı” konumundaki kişi bizzat demokrasinin en temel kurallarını ihlâl edeceğini söylediğinde iki kelime etmesi gerekmez mi? Aslında cevap basit, eğer sözünün kıymetini yere düşürmek istemiyorsa konuşması lazım, öyle bir kaygısı yoksa cumhurbaşkanı ve iktidar eleştirisine devam edebilir; “steril muhalif” olmanın güvenli sularında pozisyonunu koruduğunu düşünebilir.

Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin cari sistemini, demokratik olması arzulanan fakat çakma Sovyet cumhuriyet ile başarısız bir Batı diktatörlüğü arasında bir şey olarak “yanlış” kurulan bir “Kemalist Kadro Diktatörlüğü” olarak tanımlıyorum. 16 Nisan’da bu “yanlış”ın düzelme yoluna girmesi için Evet dedim. Çok şükür, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere, “milli demokrat seçmen”in hep kurallar içinde kalarak, meşru zeminde emek emek devam ettirdiği “milli demokrasi”mizi inşa süreci devam ediyor. Bu süreç 16 Nisan’da başlamadı, çok öncesinden her türlü siyaset dışı müdahaleyi bertaraf ederek 16 Nisan’da en önemli sözünü söyledi ve söylemeye devam ediyor.

Türkiye’nin kuruluşundan beri var olan “çapsız muhalefet” meselesi artık 2000’lerde tıkandığı için yaşıyoruz bu travmaları. İktidardaki kadro ve özelde “Erdoğan nefreti” gözlerini kör ettiği için, demokrasinin “olmazsa olmazı” veya “alamet-i farikası” olan “muhalefet”e hiç bakmayan, muhalefeti hiç eleştirmeyen, muhalefetten siyaset ummayan zihniyet, sadece iktidar üzerinden yaptığı eleştiri ile demokrat olduğunu zannediyor ve memlekete iddia ettikleri “iktidarın otoriterliği”nden çok daha büyük zarar veriyorlar. Sözde muhalefetin her fırsatta topu taca atıp siyaset dışı unsurları sahaya davet etmesi kadar, bu muhalefetten hesap sormayan “aydın” da bu kural ihlâlinde sorumluluk sahibidir. Nasıl ki bizi iktidara kanalize olmakla itham edip, iddia ettikleri “otoriter” yönetimi meşrulaştırmakla suçluyorlarsa, kendileri de muhalefetin siyaset dışı unsurların sahaya inmesine neden olan siyasetini görmezden gelerek o gayri meşruluğa zemin hazırlıyorlar. İddia ettikleri otoriter yönetim vaki olmadığı için ithamlarının bir değeri yok fakat muhalefetin yürüttüğü “kayıt dışı” siyasetin en büyük meşruluk kaynağı kendileri oluyorlar.

Referandum içeriğini dahi okumayan, hamaset üzerinden kampanya yürüten bir muhalefete soru sormayı dahi akıl etmeyecek bir sözde “demokrat kamuoyu” memleketin yol alması önündeki en büyük engel. Memleketin esas demokratik kamuoyu olan “milli demokrat seçmen” her seferinde bu yalanlarla mücadele ederek, bütün tahrik, zorbalık ve ahlâksızlıklara rağmen şiddete başvurmayıp sandıkta gereğini yaparak memleketi şimdiye kadar bütün badirelerden atlattı ve hâlâ böyle yapıyor.

16 Nisan’da da çapsız muhalefeti dikkate almayıp son günlerde çok isabetli bir tanımlamayla tartışılan “milli demokrasi” kavramını yerleştirdi ve “milli demokratlar” her şeye rağmen memleketin refahı ve demokrasisi için gerekeni yaptı. “Kadro diktatörlüğü”nün elinden vesayet araçlarını alıp demokrasisini rayına sokacak olan hamleyi yaptı.

Kemal Kılıçdaroğu, her zaman olduğu gibi, yine siyaset üretmek yerine toplumsal barış ortamını ve kurallara uygun davranan siyaset kurumunun meşru temelini dinamitleyip kaçtı. Aslında “referandum sonucunu tanımıyoruz” açıklaması yapacakken, ne olduysa daha belirsiz bir açıklamayla bunu ima edip, ihalenin geri kalanını siyaset dışı unsurlara pasladığı görülüyor. Nitekim başlatılmaya çalışılan Gezi benzeri “Hayır Bitmedi” eylemleri, çok aşina olduğumuz bazı “mekanik”leri harekete geçirmekten başka bir anlamı ve fonksiyonu olmayan bir şey, artık bu filmi izlemekten bıktık.

İktidar eleştirisinde pek cevval kalemler, referandum sonucunda %48’lik bir siyaset imkânını görmezden gelip hâlâ siyaset dışı unsurları sahaya devam eden muhalefete göz yumarak bu suça ortak oluyorlar.

Ayrıca bakınız...

Kemalizmlerin Çatışması

Kemalizmlerin Çatışması

2017 yılının 29 Ekim-10 Kasım sürecinde, Kemalizm bağlamında, siyasî tarihimize geçecek nitelikte gelişmelere şahit olduk. ...