.: Atilla Yayla

Türkiye’nin KHK’lılar Problemi

Geçtiğimiz günlerde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu birden fazla defa iktidara gelmesi (yani başkan seçilmesi) hâlinde KHK ile görevden uzaklaştırılanların tamamını göreve iade edeceğine dair sözler sarf etti. Kılıçdaroğlu’nun sözlerinin muhtevası ve ne anlama geldiği tartışmalı olmakla beraber bu sözler Türkiye’nin kanayan yaralarından birine, KHK’lılar problemine işaret etmesi bakımından anlamlı ve yararlı çıkışlar oldu. Evet, Türkiye’nin böyle bir problemi var ve daha önce de birkaç defa ifade ettiğim üzere Türkiye bu problemin çözümüne yönelik adımlar atmak zorunda.

KHK’lılar problemini bir bütün olarak görmek yanlış. Bana göre problemin iki ana ayağı var. İlki bir bildiri üzerine görevden uzaklaştırılan ve çoğu akademisyen olan KHK’lılar. İkicisi ise FETÖ darbe teşebbüsünün başarısız olmasından sonra FETÖ ile mücadele çerçevesinde KHK’lar ile görevden uzaklaştırılanlar.

Usta bir dezenformasyon taktiği ile “barış bildirisi” adı verilen malûm bildiri bir saçmalıklar ve haksızlıklar şaheseriydi. Barış isteyen bir bildiri tek gözünü kapatarak sadece devlete gözünü dikmiş ve devletin üstelik cevaben kullandığı şiddeti hedefe koymuştu. Bildirideki ifadelerin iler tutar tarafı bulunmuyordu. PKK terörü hakkında tek cümle yoktu. O hâliyle bildiri devlete “bırak PKK ne yaparsa yapsın sen karışma” çağrısı yapmak anlamına geliyordu.

Nitekim gerek bu satırların yazarı gerekse başka bazı yazarlar bildiriyi ve bildiricileri şiddetle, ağır biçimde eleştirdi. Bildiri toplumdan da büyük tepki gördü. Ama ne yazık ki iş orada kalmadı. Bir KHK ile bildiricilerin çoğu işten atıldı. Ancak orada da dikkat çeken işler vuku buldu. Bazı bildiricilere hiç dokunulmadı. Bildiriye sırf -üstelik ne olduğundan habersiz, hatır gönül için- imza koyan birçok kimse başı çeken kimselerle aynı muameleye tâbi tutuldu. Bu yüzden yüzlerce kişi görevden uzaklaştırıldı. Bunların bir kısmı çok sefil oldu. Akademisyenlikten başka iş yapmamış ve yapma yeteneği de olmayan insanlar açlık ve sefaletin pençesine düştü. Bazı insanlar hastalandı, sağlığını kaybetti. Kısaca bildiriye gösterilen bu tepki abartılıydı. Bildiriye bir başka bildiri ile veya eleştiri ile cevap verilebilirdi ve bu da yapıldı. Aradan yıllar geçti ve mağduriyetler sürüyor. Bu insanların tekrar görevlerine iade edilmeleri hakkaniyetin gereği.

FETÖ olayı biraz daha karmaşık. FETÖ en son 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak mahkeme kararlarıyla tescil edildi. Ancak daha öncesinde de birçok suça bulaştı. Kemalist bürokratik vesayet sisteminin özünü yenileyerek ve koyulaştırarak yeni bir efendi ile hâkim kılma teşebbüsünün aktörü olan FETÖ’nün tasfiyesi demokrasi ve toplumsal barış için şarttı. FETÖ bir kolektif suç örgütü olarak ve mensuplarının inanılmaz bağlılığıyla faaliyet yürütmekteydi. Çapı ve elemanları tam veya tama yakın olarak bilinmemekteydi. Devletin telaşa kapılması ve tüm FETÖ üyelerini tasfiye çabasına girmesi olağan bir durumdu. Başka bazı demokrasilerde olsa muhtemelen daha sert tedbirler de alınırdı.

Ancak, aradan beş yıl geçti. Şimdi FETÖ’nün çapı da eylemleri de çalışma tarzı da büyük ölçüde bilinmekte. Bu çerçevede devletin ilk günlerdeki gibi telaşlı olması ve züccaciye dükkanına giren fil gibi önüne çıkanı yıkması, ezmesi, çiğnemesi gereksiz. Şimdi bu konuda da daha soğukkanlı ve sakin bir şekilde düşünme ve adım atma zamanı.

Bu çerçevede şunlar söylenebilir. İlk olarak KHK ile görevden uzaklaştırılmış ama hakkında hiçbir hukukî soruşturma açılmamış insanlar var. Sanırım en büyük mağduriyeti bu insanlar yaşıyor. Bu kimselerin aradan bunca zaman geçtikten sonra hâlâ açıkta tutulması yanlış ve haksız. İlk etapta bu insanlarla ilgili durumun düzeltilmesi lazım. İkinci grupta FETÖ mensubu olduğu gerekçesiyle hakkında hukukî soruşturma yapılmış ve takibata mahal olmadığı kararı verilmiş kimseler gelmekte. Bu insanların da görevlerine iadesi şart. Üçüncü grupta hakkında dava açılmış, yargılanmış ve davadan beraat almış kimseler bulunmakta. Bu insanların da göreve iade edilmelerini bekleme hakkı var. Bu üç grup bence tartışmasız göreve iade edilmeli. Haklarındaki KHK hükmü kaldırılmalı. Dördüncü ve beşinci grupta küçük cezalar alıp cezasını çekenler ve ağır mahkumiyetler alarak hâlâ yatmakta olanlar var. Bana kalırsa dördüncü grubun da görevine iadesinde yarar var. Ancak devletin kuşkucu olması ve bu grubun beşinci grupla birlikte kamu görevleri dışında tutulması çok da anlaşılmaz bir durum teşkil etmeyebilir.

Şüphesiz FETÖ’ye ilişkin KHK’lar ile görevden alınmış her bir şahısla ilgili değerlendirmeler titizlikle ve sağlam bilgilere dayalı olarak yapılmalı. FETÖ bir daha asla ayağa kalkamamalı ve yaptığı tüm kötülüklerin, işlediği bütün suçların hesabını vermeli. Ancak, unutmamak gerekir ki devletleri âbâd edecek olan adâlettir ve her ne sebeple olursa olsun haksızlık yapmamak, yapılmış haksızlıkları tasfiye etmek de adâletin gereğidir.